Perakende uzun zamandır sadece ürün satmaktan ibaret değildir. Başarılı perakende, tüketicilerle kişisel düzeyde yankı uyandıran deneyimler yaratmakla ilgilidir. Bunun en ilgi çekici örneklerinden biri New York FAO Schwarz’daki Jellycat Diner deneyimidir.
Geçtiğimiz sonbaharda resmen açılan lokanta, Jellycat’in yemek temalı peluş oyuncaklarının sadece sergilenmekle kalmayıp lokanta tarzı bir formatta “hazırlandığı” eğlenceli, duyusal açıdan zengin bir sahne oluşturuyor. Klasik lokanta üniformaları giyen mağaza personeli, çocukların doğal olarak nasıl oynadıklarını taklit ederek yemek pişirme seslerini ve hareketlerini simüle ediyor.
Onomatoplay Perakendesinin Yükselişi: Oyunu Hayata Geçirmenin Avantajı
Bu, işitsel ipuçlarının ve hayal gücünün kesiştiği, sürükleyici, unutulmaz bir alışveriş deneyimi yaratan “Onomatoplay Retail” adının verildiği benzersiz bir konsepti hayata geçiriyor.
FAO Schwarz’ın Baş Pazarlama Sorumlusu David Niggli, “FAO Schwarz’da biz sadece bir oyuncak mağazasından daha fazlasıyız – benzersiz deneyimlerle hayranlık ve merak uyandırıyoruz,” diyor. “Ve şimdi klasik New York City lokantasını mağazamıza getiriyoruz ve konukları Jellycat Diner’da yiyecekleriyle kelimenin tam anlamıyla oynamaya davet ediyoruz!”
Ancak Jellycat’in buradaki başarısı, deneyimsel perakendedeki daha geniş bir hareketin yalnızca bir parçasıdır. Diğer markalar, tüketicileri büyülemek ve onları yalnızca bir ürün satın almaktan daha fazlası için mağazaya çekmek adına duyusal ve etkileşimli oyun zamanı öğeleriyle deneyler yapıyor.
LEGO’nun Perakende Maceraları
Onomatoplay Perakendesinin Yükselişi: Oyunu Hayata Geçirmenin Avantajı
Uzun zamandır yaratıcılık ve etkileşimli oyunla ilişkilendirilen bir marka olan LEGO’yu düşünün. Amiral mağazaları, çocukların ve yetişkinlerin yapım istasyonları, sanal gerçeklik ve artırılmış gerçeklik deneyimleri aracılığıyla ürünlerle doğrudan etkileşime girmesine izin vererek deneyimselperakendeyi benimsedi. Ziyaretçiler, kreasyonlarını dijital alana tarayabilir ve hatta AR aracılığıyla tamamlanmış LEGO tasarımlarıyla “tanışabilir”, fiziksel oyunu dijital keşifle birleştirebilir. Jellycat’in lokantasına çok benzeyen LEGO, müşteriyi alışveriş deneyiminin markanın temel değerlerinin bir uzantısı haline geldiği çok duyulu bir dünyaya davet ediyor.
Build-A-Bear’ın Özelleştirme Deneyimi
Elbette daha önceki bir örnek, yıllardır etkileşimli ayı yapım süreciyle tüketici ve kişiselleştirilmiş ürün arasındaki duygusal bağlantıdan yararlanan Build-A-Bear‘dır. Jellycat’in duyusal lokantası gibi, Build-A-Bear da ürün satın alımını unutulmaz bir olaya dönüştürüyor ve müşterilerden sesler, kıyafetler ve aksesuarlar seçerek ürünle fiziksel ve duygusal olarak etkileşime girmelerini istiyor. Burada da satın alma sürecinin kendisi bir eğlence biçimidir, tüketici deneyimine derinlik katar ve uzun vadeli sadakat oluşturur.
Onomatoplay Retail Neden İşe Yarıyor?
‘Onomatoplay Retail’in gücü, özellikle çocuklarda hayal gücünün gücünden nasıl yararlandığıdır. Araştırmalar, çocukların doğal oyun davranışlarını yansıtan deneyimlerle derin bağlantılar kurma olasılıklarının daha yüksek olduğunu tutarlı bir şekilde göstermektedir. Jellycat’in lokantası, sesleri, eylemleri ve hatta kişileri dahil ederek sadece peluş oyuncaklar satmıyor, hem çocukları hem de yetişkinleri katılmaya davet eden somut, duyusal bir dünya yaratıyor. Ve müşterilerin mağazadan ayrıldıktan uzun süre sonra bile konuşmaya devam etmesini sağlayan bu küçük, eğlenceli dokunuşlardır.
Markalar için bu tür deneyimsel perakendenin etkili olması için görkemli olması gerekmez. Önemli olan, ürününüzün hedef kitlenizin günlük yaşamlarına ve hayallerine nasıl uyduğunu anlamak ve ardından bunu incelikli ama etkili yollarla hayata geçirmektir. Onomatoplay Retail, alışveriş deneyimini işlemsel olmaktan çıkarıp kişisel, duygusal ve derinlemesine unutulmaz hale getirmek için bir fırsattır.
Perakendeciler yenilik yapmaya devam ettikçe, duyusal ve duygusal etkileşimin bu birleşimi istisna olmaktan ziyade norm haline gelebilir. İster yiyecek temalı peluş oyuncaklar, ister özel yapım ayılar veya artırılmış gerçeklik tuğlaları olsun, perakendenin geleceği, müşterilerin markanın hikayesinin bir parçası olmalarını sağlayan daha samimi, çok duyulu deneyimlere doğru ilerliyor.
Adidas, son dönemdeki galibiyet serisini sürdürerek salı günü, gelirin bu dönemde %7 artarak 6,4 milyar Euro’ya ulaştığı ön üçüncü çeyrek sonuçlarını duyurdu. İşletme kârı, Yeezy envanterinin kalan satışından elde edilen 50 milyon Euro dahil olmak üzere %46 artarak 598 milyon Euro’ya çıktı.
Yeezy’nin etkisi olmadan bile, spor giyim devi iyi performans gösterdi. Şirketin basın bültenine göre, bu yıl ve geçen yılki Yeezy satışları hariç tutulduğunda, dövizden bağımsız gelir 3. çeyrekte %14 arttı. Brüt marj da çeyrekte 2 yüzde puanı artarak %51,3’e ulaştı ve şirket, temel Adidas brüt marjının “daha da güçlü” olduğunu söyledi.
Güçlü sonuçlar ve “mevcut marka ivmesi” sayesinde Adidas bir kez daha hedefini yükseltiyor. Perakendeci, 2024’te döviz açısından nötr gelirin, Yeezy satışlarındaki 50 milyon Euro’nun da yardımıyla, yüksek tek haneli bir artış için önceki beklentilerden %10 oranında artmasını bekliyor.
Zaten 1 milyar Euro’ya ulaşması beklenen işletme kârının şimdi 1,2 milyar Euro’ya ulaşması öngörülüyor, ancak şirket Yeezy’den daha fazla kâr katkısı olmayacağını belirtti.
Hedefte Adidas’ın Yeezy stoğunun geri kalanını ortalama olarak maliyetine satacağı varsayılıyor.
Adidas’ın İvmesi %7’lik Satış Büyümesiyle Devam Ediyor
Adidas, satışlarında artış görmesine rağmen Kuzey Amerika’da rakibi Nike’ın çok gerisinde
Adidas bu yıl satışlarda artış gördü ve şimdiye kadar her çeyrekte hedefini yükseltti, Q1’de %3,5’lik gelir büyümesi ve Q2’de daha da güçlü bir %9’luk artış kaydetti. Analistler son aylarda şirkette ivmeyi selamladı, ancak marka hala Kuzey Amerika’nın kilit pazarında rakip Nike’ın çok gerisinde. Geçtiğimiz yılın başında Puma’dan perakendeciye katılan CEO Bjørn Gulden, perakendecinin zorluklarının farkında ve Temmuz ayında bölgede kazanmak için bir plan açıkladı.
Kuzey Amerika satışlarının 2. çeyrekte %7 düşmesine rağmen Adidas, temel işletmede %2’lik bir büyüme kaydetti ve Gulden, şirketin ABD’deki eksikliklerini pazara yönelik ürünler yaratarak ve ABD’li sporcularla daha yakın çalışarak gidermeyi planladığını söyledi.
Gulden Temmuz ayında, “Amerika’da başarılı olmak için daha Amerikalı olmalısınız. Amerikan sporlarında olmalısınız,” dedi. “Amerika’da daha Amerikalı olmak için net, net, net bir plan var ve ürün portföyümüz ve pazarlama faaliyetlerimiz bunu yapmak için sıralanmış durumda… ABD’de Amerikan markalarından zorlu bir rekabetle karşı karşıyayız ve başarılı olmak için daha önce olduğumuzdan daha iyi olmalıyız.”
Bu arada, daha küçük spor giyim rakibi Under Armour da kendi kadrosunu güçlendirmek için eski Adidas yöneticilerini bünyesine katıyor. Bunlar arasında 25 yıllık Adidas çalışanı Franck Denglos ve Adidas’ın eski marka yöneticisi Eric Liedtke de yer alıyor.
H&M, 2000’lerin başında SHEIN devralmadan önce, günümüzde “hızlı moda” olarak bilinen şeyin tartışmasız lideriydi. Rekabet etmek ve ilgi çekici kalmak için H&M, daha çevre dostu olmayı amaçlayan yeni bir yolda hızla ilerliyordu.
Business of Fashion (BOF) tarafından bildirildiği üzere, H&M, ultra düşük fiyatları ve hızlı üretimiyle moda pazarını yeniden şekillendiren SHEIN ile rekabet etmek için kendini yeniden konumlandırıyor.
Son bir podcast tartışmasında, perakende muhabiri Cat Chen, H&M CEO’su Daniel Ervér’in stratejik olarak orta pazarı hedeflediğini, Zara’dan daha uygun fiyatlı ancak SHEIN’den daha kaliteli seçenekler sunmayı amaçladığını paylaştı. Ervér, Chen’e ayrı bir röportajda amacın “uygun fiyatlı temel ürünler ve daha üst düzey parçaların bir karışımıyla pazarın her iki ucuna da hitap etmek” olduğunu söyledi. Bu değişim, artan rekabet ortamında kimliğini netleştirmeye çalışan H&M için olmazsa olmazdır.
SHEIN, düzenleyiciler ve yatırımcıların artan incelemesiyle karşı karşıya kalırken, H&M pazar alanını geri kazanmak için bir fırsat görüyor ve yerleşik markaların gelişen bir ortamda hala gelişebileceğini öne sürüyor.
H&M Zirveye Geri Dönmek İçin Doğru Yolda mı?
H&M politikasında değişikliğe giderek artık kuş tüyü tedarik etmeyeceğini duyurdu
Başlangıç olarak, H&M tedarik politikasında bir değişiklik duyurdu ve ürünleri için artık yeni kuştüyü tedarik etmeyeceğini duyurdu. Bunun yerine, hızlı moda perakendecisi 2025 yılı sonuna kadar kuş tüyü ve tüyler için yalnızca tüketici sonrası geri dönüştürülmüş kaynaklara güvenmeyi planlıyor. Şu anda, H&M ürünlerinde kullanılan kuş tüyü ve tüylerin yaklaşık %90’ı zaten geri dönüştürülmüş malzemelerden geliyor.
Supply Chain Dive’a göre, bir şirket temsilcisi bu hareketin H&M’nin sürdürülebilirliğe ve sorumlu bir şekilde tedarik edilen malzemelerin kullanımına olan devam eden bağlılığıyla uyumlu olduğunu vurguladı. Markanın hayvan refahı politikası, tüm hayvan kaynaklı malzemelerin gelişmiş hayvan refahı standartlarına uyan sertifikalı çiftliklerden gelmesi gerektiğini şart koşuyor. Bu karar, tüy kullanımına karşı kampanya yürüten savunma grubu PETA’nın baskısını takip ediyor.
Ayrıca H&M, yeni premium çocuk giyim serisi H&M Adorables’ı tanıtmak için Londra’daki Selfridges’de yeni bir konsept pop-up mağazası açtı. 10 Ekim’de başlatılan bu girişim, markanın mağazalara ilk girişini temsil ediyor.
Yüksek kaliteli malzemeler ve zamansız estetiğe odaklanılarak tasarlanan H&M Adorables, eğlenceli unsurlar eklerken rafine silüetlere sahip. Selfridges pop-up, aileler için ilgi çekici bir alışveriş deneyimi yaratmak için ahşap armatürler ve merkezi bir gazete bayisi kullanır.
Getron CEO’su Sarven Sıradağ ile perakendecilere sundukları yapay zeka çözümleri ve sektörün geleceği üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Getron’un sektördeki yerini, global büyüme hedeflerini ve yapay zekanın perakendedeki rolünü konuştuk.
Getron’un yapay zeka çözümleri, perakendecilere stok yönetimi, sipariş optimizasyonu ve diğer alanlarda nasıl somut faydalar sağlıyor? Özellikle hangi perakende süreçlerini en çok iyileştiriyorsunuz?
Bence Getron’un sektöre en büyük katkısı, sektördeki dönüşüme liderlik etmesi ve zihinsel devrimin sebebi olmasıdır. Bugün eğer perakende sektöründe uzun soluklu ve devasa bütçeli AI projelerinden bahsetmiyorsak, bunun sebebi, Getron’un ilk günden itibaren bahsettiğiniz problemlerin, AI otomasyonu ile çözülmesi gerektiğini savunması ve tüm oyun planınını bunun üzerine kurmasıdır. Tabi ki zaman içinde pek çok startup’ın bizim açtığımız yoldan yürümesi ve bizi örnek alması, öngörümüzün ve durduğumuz yerin ne kadar doğru ve tutarlı olduğunu da gösteriyor.
Süreçler ve KPI lardaki %X kadar iyileşme söylemi bence 10 yıl öncesinin konusu. Manuel yürütülen bir süreci, 4 işlem yapabilen herhangi bir yazılım ile dahi otomatize ederseniz, doğal olarak çözüme katkısı olur. Burada konuyu başka bir düzlemde değerlendirmek gerekiyor. Getron AI Services (GaiS) olarak tanımladığımız çözüm ailemiz, beş ayrı sektörün ve pek çok ülkenin best practice’leri ile tecrübesini perakende sektörüne getiriyor. Bununla birlikte, konusunda uzman ve son derece deneyimli kadromuz, müşterilerimize pek çok yeni pencere ve farklı çözüm yöntemi önerebiliyor.
Başka bir ülkedeki veya başka bir sektördeki deneyimleri, multi-tenant servislerimiz aracılığıyla müşterilerimize ulaştırabilmek bizler için çok keyifli. Mesela Türkiye’de 26K+ eczane var ve bunun 20K’ dan fazlası GaiS kullanıcısı. Bence diğer perakende şirketlerinin ilaç perakendesinden öğrenecekleri çok konu var. Tabii bu konuya yatırım yapmaları gerekiyor veya bunu en kısa yoldan Getron ailesine katılarak ve bu bilgi birikiminden yararlanarak da çözebilirler
Türkiye’de perakendeciler, yapay zekayı iş süreçlerine entegre etmekte size göre ne gibi zorluklar yaşıyor?
Tabi öncelikle “AI nedir? Neye AI denir?” sorularını sormak gerekiyor. Bunlar akademik tartışma konuları olmakla birlikte şurası gerçektir ki; konu giderek popülerleşiyor. Artık AI’ dan bahsetmeyen bir ürün neredeyse yok gibi. Hatta geçenlerde yurdumuzun duayen sanayicilerinden biri dahi, yeni yatırım yapacak olsam AI üzerine yapardım diye röportaj verdi.
Yapay zekanın iş süreçlerinde yer alıp almayacağı bence artık C-level’ın tartışmadığı bir gündem. Bu dönüşüm gerçekleşecek, ancak geldiğimiz teknolojik seviyede, AI’ın her şeye çare olduğunu söylemek, onu tanrılaştırmak olur ki, bu da doğru bir yaklaşım değil kanaatimce. Biz Getron olarak, gerekli olan her aşamada,kademeli bir şekilde AI’ın işleri devralmasını, ama karar verici personelin bazı noktalarda çevrimde olmasını savunuyoruz. “Human In The Loop” olarak tanımlanan bu yaklaşımı benimsiyor ve sektöre de bunu tavsiye ediyoruz.
Tabi ki herkes her şeyi hemen istiyor, hızlı da olmak zorundayız. Ancak perakendecilerin iki başlıkta temkinli olmalarını özellikle tavsiye ediyorum:
AI-Ready olmalısınız; yani bu sürece kalkışmadan, firma olarak yerine getirmeniz gereken bazı ön şartlar var. Hem verisel hazırlığınız, hem de temel sistemleriniz bu yolculuğa hazır olmalı. Bu ön şartları yerine getirmeden, popüler akışlara kapılarak zamansız atılımlarda bulunmanız, firmanıza yarardan çok zarar getirebilir.
Bu yolculuğa kiminle çıkacaksınız; yapay zeka çözüm sağlayıcınızın kim olacağı çok kritik bir başlık. Söz gelimi, en değerli varlıklarınızdan biri olan sağlığınız için ciddi kararlarda pratisyen bir hekime değil de, konunun uzmanı olan profesörlere danışırsınız. Burada da izlenmesi gereken yol bu olmalı. Mevcut durumda birçok tedarikçi için AI, ürününü pazarlamak konusunda güzel bir ambalaj malzemesi. Ancak şunu net olarak söyleyebiliriz, “.ai” şeklinde alan adı alarak, “AI solution provider” olunamıyor ne yazık ki.
Diğer yandan her firma için AI yolculuğunu evrimsel bir süreç olarak gözlemliyoruz. Önce firmalar manuel süreçlerden çıkmak için başlangıç seviyesi çözümlere yöneliyorlar. Ancak belirli bir olgunluğa gelip, ihtiyaçlar ve büyüme hedefleri artık kabına sığmayınca insanların doğal tercihi Getron oluyor.
Getron, hızla değişen pazar dinamiklerine nasıl adapte oluyor? Perakendecilere bu değişimlere karşı nasıl bir esneklik sağlıyorsunuz?
Getron olarak bence en büyük farkımız, yapay zekayı, bir yazılım çözümünün yanında, uzun yıllardır denenmiş en iyi sektör uygulamaları çerçevesinde ve devreye alınmaya hazır halde servis olarak sunabilmemizdir. Ayrıca neredeyse sayısız iş isteri ve senaryoyu, GaiS’e ek geliştirmeye ihtiyaç duymadan aktarabileceğiniz, Getron Mass Customization Interface (MCI) olarak adlandırdığımız ve patent başvurusuna hazırlandığımız bir arayüze sahibiz. Dolayısıyla kullanıcılarımız, bir kaç parametreyi değiştirebilmenin çok ötesinde, değişen ihtiyaçlarını yönetebilecekleri bir dinamizme sahip oluyorlar.
Diğer yandan çözüm bekleyen problemler, firmalar için yeni ama GaiS platformu altında daha önceden çözülmüş ve kullanıma hazır olarak yer alabiliyor. Böylece GaiS ile birlikte zengin bir bilgi birikimi de firmalara yansımış oluyor. Ayrıca müşterilerimiz, sözleşme süreleri boyunca sınırsız versiyon güncellemesine ve platforma eklenen tüm iyileştirmelere bedelsiz ulaşabiliyorlar. Bu da Getron’u her zaman güvenli bir liman ve güvenilir bir partner olarak konumluyor.
Günümüzde müşteri deneyimi, markalar için en önemli başarı kriterlerinden biri. Teknoloji çözümlerinizle müşteri deneyimini nasıl dönüştürüyorsunuz?
Bildiğiniz gibi, bir firmanın müşterisiyle olan tüm etkileşimleri ve her temas noktası müşterinin genel izlenimini, yani deneyimini oluşturmaktadır. Getron, bir ürün veya hizmet satın alma aşamasında devreye girerek, perakendenin 5 doğrusunu optimum bir biçimde yapılandırmakta ve doğru ürünün, doğru miktarda, doğru yerde, doğru zamanda ve doğru fiyatla bulundurulmasını sağlayıp müşteri deneyimini büyük ölçüde şekillendirmektedir.
Bu kapsamda başlıca aktör, başarımı yüksek ve sürekli öğrenerek evrimleşebilen gelişmiş talep tahmini otomasyonumuzdur. Bildiğiniz gibi “önümüzdeki hafta talep ne olur?” sorusunun cevabını, “geçen üç haftanın ortalaması kadar” mertebesindeki gibi primitif bir yöntemle de üretebilirsiniz ve tanım itibariye talep tahmini, daha doğrusu satış tahmini yapmış olursunuz. Ancak gerçek hayat şartları ve pazar pratikleri, bu yaklaşımlardan çok daha kompleks ve akıllı çözümlere ihtiyaç duymaktadır. GaiS’in sadece talep tahmin motoru, 14+ yıldır geliştirilmekte ve düzenli olarak iyileştirilmektedir. Bu kapsamda gerçekleştirdiğimiz, sürekli atıfta bulunulan uluslararası akademik yayınlar ile TÜBİTAK destekli AR-GE projelerimiz, bizi çok ayrı bir yerde konumlamaktadır. Oluşturduğumuz başarı hikayelerimizle de markaların müşteri deneyimlerini en üst seviyede iyileştirdiğimizi görmektesiniz.
Getron’un global ve Türkiye büyüme hedefleri nelerdir? Yurt dışı pazarlarda nasıl bir strateji izliyorsunuz ve perakendecilere ne tür yerel çözümler sunuyorsunuz?
Türkiye’de hemen hemen tüm büyük oyuncularla çalışıyor, globalde ve Türkiye’de üstel şekilde büyüyoruz. Çapraz sektör ve multi-tenant yaklaşımımızdan zaten bahsettim. Bunların dışında yerelde de sektör profesyonelleriyle işbirliklerine gidiyoruz.
Getron olarak 7 ülke 18 şehirde çalışanımız, ayrıca Türkiye, Amerika ve Almanya’da ofislerimiz mevcuttur. Ancak henüz gitmediğimiz ve fiziksel olarak yakın bir zamanda da gidemeyeceğimiz pek çok pazar var. Dolayısıyla işbirliğine açık ve adil ticaret ilkeleriyle ilerleyebilen oyuncularla partnerlik anlaşmaları üzerinden ilerliyoruz.
AI yolculuğunda markalarını bir sonraki seviyeye çıkartacak bir çözüm partneri arayanlar için doğal seçenek Getron. Çünkü sunduğumuz kapsam, başarım, hız, bütçe ve şefafflık açısından sadece Türkiye’de değil, global pazarda da Getron’un alternatifi yok. 2025’te daha önce bulunmadığımız pazarlarlar hedefimizde. Bizden ilginç haberler duyabilirsiniz.
Spor giyim markası Decathlon’un yatırım şirketi Decathlon Pulse, 3D dokuma konusunda uzmanlaşmış ABD’li moda-teknoloji şirketi Unspun’a yatırım yapıyor.
Bu yeni ortaklık, 2030 yılına kadar bir yatırım ve çok yıllı bir satın alma anlaşmasını içeriyor. İmzalar, Unspun’un 32 milyon dolara ulaşan B Serisi yatırım toplama kampanyasının yakın zamanda tamamlanmasının ardından geldi.
Decathlon, Unspun ile Ortaklık Kurarak 3D Dokumaya Yatırım Yaptı
Decathlon daha sürdürülebilir şekilde üretilmiş kıyafetler sunmayı hedefliyor
Unspun’un CEO’su ve kurucu ortağı Walden Lam, bir açıklamada “Decathlon başından beri değerli bir ortak oldu” dedi. “Bu iş birliği, Avrupalı tüketicilere daha sürdürülebilir şekilde üretilmiş giysiler sunmamızı sağlıyor. Birlikte, moda tedarik zincirindeki atıkları azaltma hedefiyle milyonlarca giysi için karbon nötrlüğü hedeflerine ulaşmaya yardımcı oluyoruz.”
Yönetici, şirketin “Avrupa’da küçük hacimlerde hızlı, düşük etkili, döngüsel ve uygun maliyetli üretim” sağlayan Vega teknolojisine güvendiğini söyledi.
Decathlon Pulse CEO’su Franck Vigo’nun bakış açısına göre, bu ortaklık markanın üretim sürecindeki atığı azaltmasına olanak tanıyacak. 3D dokuma tekniği, giyim ve kumaşların tek bir adımda üretilmesine olanak tanır, bu da üretim atığını en aza indirir ve montaj süresini azaltır.
İspanyol moda devi Inditex, risk sermayesi tekstil inovasyonlarını finanse etme ve kendi sürdürülebilirlik hedeflerini ilerletme çabalarının bir parçası olarak yeni bir lansman duyurdu.
Zara’nın ana şirketi, yatırım mekanizmasının yönetimini, şu anda kurucusu Javier Santiso’nun başında olduğu ve aynı zamanda Prisa ve Fnac Darty’nin yönetim kurulu üyesi olduğu girişim sermayesi firması Mundi Ventures’a devretti.
Mundi Ventures, halihazırda Klarna, Bolt Tech ve Citibox’ın yanı sıra Infinited Fiber gibi şirketlere yatırım yaptı. Inditex’te de mart ayından bu yana da hissesi bulunmaktadır.
El Confidencial’ın haberine göre; Inditex şirkete, grubun ‘Sürdürülebilirlik İnovasyon Merkezi’ ile uyumlu şirketlerin sermayelerine aktarılacak 50 milyon avroluk sermaye fonunun yönetimini emanet etti.
Inditex, Teknoloji ve Sürdürülebilir Girişimler için Risk Sermayesi Başlattı
Inditex sürdürülebilirlik yol haritasını yeniledi
Amaç, Inditex’in yenilenen sürdürülebilirlik yol haritası doğrultusunda kendilerini ileriye taşıma potansiyeline sahip yeni şirketlerden oluşan stratejik bir liste oluşturmasını sağlamaktır.
Bu, moda devinin Temmuz 2023’te tanıttığı ve Inditex’in daha sürdürülebilir bir iş modeline doğru ilerlemesinde belirleyici bir rol oynayacak bir unsur olan sürdürülebilir elyaf inovasyonuna vurgu yaptığı stratejik planın bir parçası olarak geliyor.
Bu planda, Inditex rolünü, işbirliği yaptığı “200’den fazla start-up”ın geliştirilmesi yoluyla teknolojik ve tekstil yeniliklerinin ölçeklenmesine yardımcı olmak olarak görüyordu.
Aynı düşünce yapısı, sermaye fonuna da yansıyacak ve girişim kapsamında atılacak ilk adım, Temmuz ayında Inditex Genel Hissedarlar Toplantısı’nda CEO Óscar García Maceiras tarafından açıklanan ABD’li hücresel tarım şirketi Galy’de önemli bir hisseye sahip olmak olacak.
İsveçli perakendeci H&M New York City’deki Nolita semtinde butik bir pop-up mağaza açarak alışveriş deneyimini yeniden canlandırmayı ve yeni marka yönünü sergilemeyi hedefliyor.
372 Broome Street’te bulunan pop-up, 24 Ekim’den 29 Aralık’a kadar açık olacak ve “müşterileri şaşırtmayı ve markanın moda kimliğinin en iyilerini sergileyen unutulmaz ve sürükleyici bir deneyim sunmayı” hedefliyor. Mağaza, LA merkezli tasarım stüdyosu Perron-Roettinger ile ortaklaşa tasarlanacak.
H&M Nolita, konuklara New York’tan ilham alan kişiselleştirilmiş uçucu yağ şişeleri yaratma fırsatı sunan bir aroma kurulumu da dahil olmak üzere kültür, moda ve güzellik etkinlikleri sunacak. Müşteriler, altı baz yağın her birinin ilham kaynaklarını ve olası eşleşmeleri açıklayacak bir uzman tarafından yönlendirilecek ve müşterilerin kendi benzersiz kokularını geliştirmelerine olanak tanıyacak.
Bu, “mağazanın moda ve trend odaklı ürünlerini yansıtırken, müşterilerin kendilerini ifade etmelerine olanak tanıyan çeşitli bir ürün yelpazesi sunmak” için seçilmiş kadın giyim, güzellik ve ev ürünlerinden oluşan özel bir seçkiyle birlikte yer alacak.
Bu adım, moda perakendecisi H&M’in New York ve Amerika genelinde marka yönelimini yenilemesiyle birlikte, SoHo mağazasının başarılı bir şekilde yeniden açılmasının ardından atıldı.
H&M, New York’taki Pop-up Mağazasıyla Yeni Marka Yönünü Sergiliyor
H&M, ABD, Kanada ve Ekvador’daki yeni mağazalarıyla Amerika’daki varlığını genişletiyor
Michael Beaumont, H&M Amerika’da bölgesel genişleme başkanı yapılan açıklamada, “Bu yeni pop-up, H&M markamız ve müşterilerimize yeni yollarla ulaşmaya devam etmemiz için bir fırsat.
“New York’ta, yakın zamanda açtığımız H&M SoHo mağazamız gibi, yeni mağaza konseptleri ve tasarımları üzerinde deneyler yapıyoruz. Amacımız müşterilerimiz için modern ve ilgi çekici alanlar oluşturmak. H&M Nolita pop-up mağazamız ve bu sonbaharda Amerika’nın önde gelen şehirlerinde açacağımız birçok mağaza ile güçlü mirasımızı geliştirirken geleceği kucaklamaktan heyecan duyuyoruz.”
H&M Ayrıca, yıl sonundan önce yeniden tasarlanan amiral mağazaları ve yeni lokasyonlar da dahil olmak üzere mağazalara “yeni bir görünüm ve güncellenmiş özellikler” kazandırmak için fiziksel mağaza portföyüne yatırım yaparken ABD, Kanada ve Ekvador genelinde marka dönüşümlerinin devam edeceğini duyurdu.
Bunlar arasında 14 Kasım’da Los Angeles, Westfield Culver City’deki mağazanın yeniden açılması ve 17 Ekim’de Miami’deki Brickell City Centre’da, 24 Ekim’de New York, Elmhurst’teki Queens Center’da ve 24 Ekim’de Chicago, North Michigan Avenue’da yeni mağazaların açılması yer alıyor.
Ayrıca 24 Ekim’de Ekvador’un Quito şehrine bağlı Scala’da ve 7 Kasım’da Kanada’nın Montreal şehrinde yeni açılan Royalmount projesinde yeni bir mağaza açılacak.
Perakende ve Alışveriş Zirvesi bu yıl “Shop X.” temasıyla 17 Ekim’de perakende ve alışveriş alışkanlıklarının geleceğini sektör paydaşlarıyla birlikte ele almaya hazırlanıyor.
17 Ekim’de Fişekhane İkinci Sahne’de hibrit olarak gerçekleşecek etkinlik, sektör profesyonellerini bu kez perakende ve alışveriş ekosistemi etrafında bir araya getirecek.
“Shop X.” temasıyla gerçekleşecek Perakende ve Alışveriş Zirvesi’nde bu yıl; oturum, konuşmacı ve konu başlıkları ise şu şekilde:
perakende ve alışveriş zirvesi 2024’ün programı belli oldu! 9
Perakende ve alışveriş ekosisteminin öngörülerini tüm bileşenleriyle birlikte sunmaya hazırlanan Perakende Alışveriş Zirvesi’24 hakkında daha fazla bilgi için burayı ziyaret edebilirsiniz.
Yılın en yoğun ayları içerisinde ilerlemeye devam ediyoruz. Pek çok marka için 2024 hazırlıkları başlamaya, öte yandan Kasım ayı yoğunlukları son sürat ilerlemeye başladı bile. Mağaza açılışları tarafında ise yeni markaların sektöre girişi rekabeti ve heyecanı kızıştırıyor.
Her hafta düzenlediğimiz mağaza açılışları serimizin bu haftaki yayınına hoş geldiniz. Geçmiş yayınları buradan inceleyebilirsiniz.
Teknoloji ve yapay zeka perakende dünyasını hızla yeniden şekillendirip değiştirirken, fiziksel ve dijital deneyimler arasındaki bir zamanlar net olan sınırlar giderek bulanıklaşıyor. Bu muhtemelen apaçık bir şey ama etkileşimlerin giderek daha verimli, kusursuz ve oldukça kişiselleştirilmiş olduğu bir döneme girdik.
Müşteri hizmetlerinden envanter yönetimine kadar, yapay zeka (AI) her yerde bulunan bir varlık haline geldi ve hız, doğruluk ve öngörülebilirlik gibi avantajlar sunuyor. Dolayısıyla bu otomasyon dalgasının ortasında ortaya çıkan bir soru var. Başarılı perakendecilerin hepsi AI’dan yararlandığında rekabet avantajı nereden geliyor? Göz ardı edilmemesi gereken en önemli unsur, insan bağlantısının ve duygusunun yeri doldurulamaz gücüdür.
Elbette, AI etkileyici içgörüler sağlayabilir ve operasyonları kolaylaştırabilir, ancak stratejilerinin merkezine insan bağlantısını ve duyguyu koyan markalar nihayetinde belirgin bir avantaja sahip olacak ve kendilerini diğerlerinden ayıracaktır. Her şey otomatikleştirilebildiğinde, duygular son sınır olarak öne çıkar; hiçbir makinenin kopyalayamayacağı bir şey. İşte bu kadar önemli olmalarının nedeni.
Yapay Zekanın Yönlendirdiği Bir Dünyada İnsanın Kattığı Değer
1. Sadakat yapay zekadan değil duygusal bağdan gelir
Perakende her zaman sadece işlemlerden daha fazlası olmuştur – insanlarla, onların istekleriyle, değerleriyle, inançlarıyla ve hisleriyle ilgilidir. Günümüzün kalabalık pazarında, müşterilerin her zamankinden daha fazla seçeneği var ve sadakat artık sadece en düşük fiyatları veya en hızlı teslimatı sunanlarla sınırlı değil. Bunun yerine, müşterilerin onları gerçekten anlayan ve değer veren markalara bağlı kaldıkları kanıtlanmıştır.
Duygusal olarak bağlı müşteriler daha sadık kalma eğilimindedir ve çok daha yüksek bir yaşam boyu değer gösterirler. Araştırmalar, duygusal olarak bağlı tüketicilerin bir markayı tavsiye etme olasılığının 3,5 kat daha fazla olduğunu ve bir rakibe geçme olasılığının %44 daha az olduğunu göstermektedir. Markalar duygusal olarak bağ kurduğunda – hikaye anlatımı, kişisel dokunuşlar veya paylaşılan değerler aracılığıyla – işlemleri aşan ilişkiler geliştirirler.
Her seferinde geri dönmeye devam ettiren birkaç birinci sınıf örnek var. Biri Lego. Danimarkalı oyuncak devi sadece plastik tuğla satmakla ilgili değil; yaratıcılığı ve hayal gücünü ateşlemekle ilgili. Bir diğer favori ise American Patagonia, sadece açık hava ekipmanlarıyla ilgili değil; çevre sorumluluğunu temsil ediyor ve eko-bilinçli müşterilerine derinlemesine hitap ediyor. Bu markalar duyguları ve paylaşılan değerleri uyandırarak insanların daha büyük bir şeyin, amacı olan bir topluluğun parçası olduğunu hissettiriyor.
2. Otomasyon ve özgünlük
Yapay zeka ve otomasyonun yükselişi şüphesiz benzersiz bir kolaylık getirdi, ancak aynı zamanda kişisel dokunuşun ince bir kaybına da yol açtı. Sohbet robotları ve algoritmalar müşteri etkileşimlerini ele geçirirken, yalnızca gerçek insan etkileşiminin sağlayabileceği sıcaklık, empati ve kendiliğindenliğe yönelik artan bir ihtiyaç ve temel gereksinim var.
İnsanlar giderek daha fazla özgünlüğe çekiliyor, özellikle de hayatın büyük bir kısmı artık otomatikleşmiş gibi hissettirirken. E-ticaretin amansız büyümesine rağmen fiziksel perakende deneyimlerinin yerini korumasının nedeni budur. İnsanlar bilgili personele dokunma, hissetme ve onlarla sohbet etme becerisini arzuluyor; kendilerini gerçekten bir topluluğun parçası gibi hissetmek istiyorlar. Apple mağazaları bunu başarmış. ABD teknoloji devinin mağazaları, alışveriş yapılacak yerlerden çok daha fazlası, öğrenme ve etkileşim merkezleridir; markayı güçlendirirken müşterileriyle daha derin bir bağ kurmayı sağlar.
İnsan etkileşimini ve bağlantısını önceliklendiren markalar, hiçbir sohbet robotunun sağlayamayacağı bir şeyi sunacaktır: empati. Sürtüşme, hayal kırıklığı veya karışıklık zamanlarında, bir insan tepkisi olumsuz bir deneyimi olumlu bir deneyime dönüştürebilir, güven ve sadakati inşa edip besleyebilir.
3. Marka farklılaştırıcısı insandır
Doğru ya da yanlış, verimliliği kral yaptık ve bu nedenle insan bağlantısı değerli bir farklılaştırıcı haline geliyor. Yapay zeka süreçleri daha hızlı ve daha güvenilir hale getirirken, gerçek insan etkileşiminin kıtlığı onu daha da değerli hale getiriyor. Bu bağlantıyı geliştirmeye yatırım yapan markalar, çok daha derin ilişkiler geliştirecek ve sonunda en sevilenler haline gelecekler.
Mağaza içi deneyimlerin, topluluk etkinliklerinin ve olağanüstü müşteri hizmetleri ve satış görevlilerinin rolü her zamankinden daha kritiktir, veriler satış görevlilerinin lüks alanda yapılan satın alımlara olan güvenini göstermektedir. Günümüzün mağazaları, müşterilerin bir markanın özünü gerçekten deneyimleyebildiği sürükleyici marka ortamlarıdır. Bir mağazaya girdiğinizde, ambiyans, insanlar ve kişisel etkileşimler, ne kadar gelişmiş olursa olsun, çevrimiçi bir deneyimin eşleşemeyeceği bir iz bırakır.
Mağaza içi deneyimler: Harika bir mağaza deneyimi yalnızca çekici teşhirler veya dolu raflar demek değildir. Kişisel selamlamalar, ilgili personel ve misafirperver atmosfer demektir. ABD merkezli spor giyim üreticisi Nike’ın amiral mağazaları buna örnektir: Ürünler için deneme alanları, fitness dersleri ve sürükleyici hikaye anlatımı sunar. Olumlu duyguları uyandıran ve müşteri sadakatini derinleştiren kalıcı anılar yaratan bu deneyimlerdir.
Etkinlikler ve topluluk oluşturma: İster bir ürün lansmanı, ister bir atölye çalışması veya yardım kuruluşu girişimi olsun, etkinliklere ev sahipliği yapmak markaların çok daha derin bir düzeyde bağlantı kurmasını sağlar. Tüketicilere markanın arkasındaki insanlarla tanışma, paylaşılan değerlere katılma ve gerçek bir aidiyet duygusu hissetme şansı sunar. Bu bağlantılar, herhangi bir algoritmanın erişemeyeceği kadar güven oluşturur.
Müşteri hizmeti: Olağanüstü müşteri hizmeti güçlü bir farklılaştırıcı olmaya devam ediyor. Yapay zeka rutin sorguları etkili bir şekilde halledebilse de, şefkatli, iyi eğitimli bir personel üyesinin yerini hiçbir şey tutamaz. Çalışanların unutulmaz anlar yaratma yetkisine sahip olduğu Fransız LouisVuitton’u düşünün. Bu tür kişiselleştirilmiş bakım, sıradan etkileşimleri müşterilerin geri gelmesini sağlayan unutulmaz deneyimlere dönüştürür.
4. Yapay zeka odaklı bir dünyada farklılaşma
Yapay zeka, her ölçekteki markaya gelişmiş analizlere ve kişiselleştirmeye erişim sağlayarak oyun alanını hızla eşitledi. Ancak, veri odaklı kişiselleştirmenin her yerde bulunması, bunun artık benzersiz bir avantaj olmadığı anlamına geliyor; standart uygulama haline geldi. Bu ortamda, gerçek insan bağlantısı yine farklılaştırıcı hale geliyor.
Gerçek fark, müşterilere benzersiz bir şey hissettirmekte yatar. Başarılı markalar, yalnızca ihtiyaçları öngörmekle kalmayıp, bunların ardındaki duygusal bağlamla bağlantı kuran, şaşırtan ve memnun eden deneyimler yaratanlardır. “Ah, bunu görmeyi beklemiyordum ama benim için tamamen mantıklı.” yaratmakla ilgilidir.
5. Teknoloji aracılığıyla insan bağlantısının güçlendirilmesi
Yarının perakende liderleri, insan etkileşimlerini geliştirmek için teknolojiden yararlanan kişiler olacak – yerini almak için değil. Yapay zeka, insan etkileşiminin en çok nerede ihtiyaç duyulduğunu belirleyerek dijital kolaylık ve kişisel dokunuşun kusursuz bir karışımını yaratabilir.
Avustralyalı güzellik perakendecisi Mecca, kişiselleştirilmiş tavsiyeler sunan mağaza içi güzellik danışmanları sağlarken ürünleri önermek için yapay zekayı kullanarak buna iyi bir örnek teşkil ediyor. Bu karma yaklaşım, müşterilerin hem teknolojik hassasiyetten hem de insan hizmetinin sıcaklığından faydalanmasını sağlıyor. Yapay zekanın rutin görevleri halletmesine izin vererek Mecca, çalışanlarının ilişkiler kurmaya ve benzersiz bir müşteri deneyimi oluşturmaya odaklanmasını sağlıyor.
6. Güven ve özgünlük yeni para birimimizdir
Yapay zeka daha yaygın hale geldikçe, güven yeni para birimi olarak ortaya çıkıyor. Tüketiciler veri kullanımının daha fazla farkında ve bir markanın etik uygulamalarına güvenmek istiyor. İnsan bağlantısı güveni teşvik ederek şeffaf, gerçek ilişkilere olanak sağlıyor.
Etik AI kullanımına, net iletişime ve gerçek hikaye anlatımına öncelik veren markalar tüketicilerin kalbini kazanacaktır. AI tarafından üretilen içeriğin gerçekliği bulanıklaştırdığı bir dünyada, işaret fişeği olan şey özgünlüktür. Gerçekten önemsediklerini kanıtlayan markalar bunu insan eylemiyle gösterecek ve bu da daha derin bir güven ve sadakat düzeyiyle sonuçlanacaktır.
Çözüm
Teknolojinin giderek daha fazla egemen olduğu bir perakende dünyasında, insan unsuru nihai farklılaştırıcı olmaya devam ediyor. Duygular ve gerçek bağlantılar otomatikleştirilemez ve tüketicilerin bir marka ile diğeri arasında seçim yaparken anahtar rol oynayacaklardır.
Geleceğin önde gelen markaları, teknolojinin verimliliği, duygusal deneyimlerin ise sadakati yönlendirdiğini anlayanlar olacak. Gerçek bağlantılara odaklanarak, mağazada unutulmaz deneyimler yaratarak ve empatik ve etik kalarak markalar, hiçbir algoritmanın kopyalayamayacağı bir rekabet avantajı elde edebilir. Sonuçta, perakende her zaman insanlarla ilgili olmuştur ve her zaman da öyle olacaktır. Bu gerçeği aldıkları her kararın merkezinde tutanlar, yapay zeka çağında başarılı olacaklardır.