Ana Sayfa Blog Sayfa 424

Dışarıda Yemek Yemek, Spor Salonuna Gitmek ve Saç Kesimi Gibi Günlük Aktivitelerin Risk Seviyeleri

Koronavirüs sürecinde normalleşmeye başladığımızdan beri herkesin aklında aynı sorular var. Dışarıda yemeğe gitsem risk altında olur muyum, kuaföre gitsem sorun yaşar mıyım, spora geri dönebilecek miyim… gibi uzayıp giden sorular.

Ülkeler, ekonomilerinin bir kısmını yeniden normalleştirmeye başladıkça ve insanlar uzun bir süre karantinaya maruz kaldıklarından, neyin güvenli ve neyin kaçınılması gerektiğine karar vermek için çeşitli faaliyetlerin risk seviyesi göz önünde bulundurmak zorunda kalıyor.

Kısıtlamalar yavaş yavaş azalmaya başladıkça sektörlere göre risk grupları ve alınması gereken önlemler de netleşmeye başlıyor.

sinema

Yüksek Risk: Sinema Salonları ve Spor Etkinlikleri

Sinema salonları veya spor oyunları gibi büyük etkinlikler, özellikle giriş ve çıkıştaki yoğunluk noktaları nedeniyle yüksek risk altındadır. 

Katılımcılar, muhtemelen karmaşık ve daha uzun sürecek olan sosyal uzaklaşma sırası ile içeri girip çıkabilseler bile, kapalı bir alanda bir arada otururken enfekte olmak hala bir risktir. 

spor salonu

Orta ile Yüksek Risk: Spor Salonları

Burada risk grubunu tartışmanın yanında uygulanabilirliği de tartışmamız gerekiyor. Nitekim ekipmanların her bir kullanımdan önce ve sonra sterilize edilmesi ve sosyal mesafenin sıkı bir şekilde uygulanması en önemli esas iken, spor salonlarında sağlanması çok güç bir esas bu.

Öte yandan maske ile spor da yine uygulaması zor esaslardan biri. Bu sebeple spor salonları uygulansa orta uygulanamadığı için yüksek risk grubu içerisinde görünen sektörlerden birini oluşturuyor.

restoranlar

Orta Risk: Restoranlar (iç mekan)

Restoranlar kapalı mekanda yemek yemek, hava akışı ve insanların aynı kapalı alanda saatlerce aynı saatte olmaları nedeniyle risklidir. 

Restoranlarda yemek yeme risklerini azaltmaya yardımcı olmak için, insanlara yiyecekleri teslim edilene kadar maske takmalıdır. Yine tek kullanımlık malzemelerin kullanılması olmazsa olmaz bir olgu haline gelecektir.

kuaför

Orta Risk: Kuaförler

Her ne kadar ekranlarda öyle görmesek de, özellikle müşteriler kanadında kuaförlerde çok fazla maske takmama durumu ile karşılaşıyoruz. Özellikle kullanılan malzemelerin sterilizasyonu ve uygulamayı yapan çalışanın sık el yıkaması gibi kurallar çiğnenmemelidir.

plaj
dışarıda yemek yemek, spor salonuna gitmek ve saç kesimi gibi günlük aktivitelerin risk seviyeleri 7

Düşük ile Orta Risk: Plajlar

Turizm’in en çok tartışılan konularından biri plajlar. Fakat plajlar yarım kapasite ile sınırlandırıldığında ve sosyal mesafe kurallarına göre yeniden dizayn edildiğinde risk seviyeleri pek çok alana göre düşük olarak değerlendiriliyor.

mağaza 1

Düşük Risk: Perakende Alışveriş Mağazaları

Giyim veya market alışverişlerinizde, gerekli kişisel önlemlerinizi alarak alışveriş yapmak daha az riskli olarak değerlendiriliyor.

Bu noktada perakende mağazalarında alınan önlemleri pek çok kez konuşmuştuk. Bu önlemlerin esnetilmeden uygulanması risk öngörüsünü de azaltıyor.

Kasa noktalarında alınan temas azaltıcı önlemler, denenen kıyafetlerin dezenfekte işleminden geçirilmesi, maskesiz girişin yasan olması ve sosyal mesafe hassasiyeti gibi konular bu noktada hayat kurtarıcı önlemler olabiliyor.

Siz ne dersiniz bu sektörlerde risk grupları ne derece normalleşmeye uygun ülkemizde?

Oteller ‘Online’ Covid-19 eğitimiyle Turizm Sezonuna Hazırlanıyor

Oteller, Kültür ve Turizm Bakanlığının Sağlıklı Turizm Sertifikasyonu ile 81 İl Kültür Turizm Müdürlüklerine gönderdiği konaklama tesislerinin uymak zorunda oldukları hijyen genelgesinin kriterlerini yerine getirmek için çalışmalarını sürdürüyor. 

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un sertifikasyon ve genelgenin en önemli sac ayağını oluşturduğunu söylediği “personel eğitimi” için oteller yarış halinde.

İnternet ortamında online olarak sürdürülen eğitimler, Kovid-19 tedbirleri kapsamında izlenmesi gereken politikalar ve önlemleri içeriyor.

“Sosyal mesafeye uyduğumuz sürece sıkıntı olmayacak”

Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği Başkanı Ülkay Atmaca, yaptığı açıklamada, zorunlu tutulmayan sertifikasyonun şartlarını yerine getirmek için çalıştıklarını, genelge yükümlülüklerine de tam anlamıyla uyacakları bir sistem oluşturduklarını söyledi.

Dernek çatısı altındaki otellerin hepsinin ve yöneticilerinin her sezon hijyen kurallarını yerine getirdiğini söyleyen Atmaca, tesislerde bu sezon ekstra olarak ziyaretçi ve personelin sık sık ateşini ölçeceklerini, maske kullanacaklarını ve sosyal mesafe kuralını uygulayacaklarını anlattı.

Atmaca, “Sosyal mesafeye otellerde uyduğumuz sürece sıkıntı olmayacak. Temizlik ve hijyen kuralları zaten uyduğumuz yükümlülüklerdi. Sadece daha fazla kayıt altına alacağız.” dedi.

Uluslararası denetleme kuruluşlarından otelcilere eğitim

Konaklama sektörü personelinin Kovid-19 ile mücadele konusunda online eğitime başladığını belirten Atmaca, şöyle devam etti:

“Uluslararası denetleme kuruluşları, gıda ve hijyen konusunda uzman olan şirketler, online olarak 2 aydır otelcilere eğitim veriyor. Uluslararası alanda başarılı şirketlerimizden Eczacıbaşı, yaklaşık 120 profesyonel otel yöneticisine koronavirüs için eğitim verdi. Asla yüz yüze eğitimler almıyoruz. Online olarak aldığımız eğitimler oldukça yoğun ve detaylı bir şekilde yapılıyor.”

Atmaca, sezon başladığında otel yöneticilerinin tesislerinde olası bir sıkıntı halinde ne yapacaklarına, aldıkları önlemlerin kayıtlarına yönelik analizleri nasıl değerlendireceklerine yönelik eğitim almaya devam edeceklerini belirterek, gelecek haftadan itibaren otellerin bütün personeline eğitim vermeye yoğun bir şekilde devam edileceğini ve 10 gün sonra bu eğitimlerin tamamlanmış olacağını kaydetti.

“Önce Alman turistlerin geleceğini umuyoruz”

Otelleri etkileyen en önemli konunun sosyal mesafe ve tesislerin kapasitesini azaltmak olduğuna dikkati çeken Atmaca, “Personel eğitimi de ilk defa bu kadar yoğun bir şekilde yapılıyor. Çünkü ilk defa personelimiz eldiven ve maskeyle çalışacak. Otellerin mutfak bölümlerinde eldiven ve maske hep kullanılıyordu ama ilk defa bütün bölümlerde kullanılmış olacak. Bunlar kolay adapte olunabilecek konular. Biz hazırız.” diye konuştu.

Atmaca, otellerin kısa zaman içinde hijyenden gıda teminine, sosyal mesafe kurallarından mutfaklarda uyulması gereken kurallara kadar pek çok alanda hazırlıklarını tamamlayacağını, tek eksiklerinin ise misafirleri olduğunu söyledi.

Haziran ayı itibarıyla yurt içi ve yurt dışından misafir beklediklerini dile getiren Atmaca, “Haziran ayının ortasından itibaren önce Alman turistlerin geleceğini, yerli turistlerin de bayram sonrasında geleceğini umut ediyoruz. Haziran ayına odaklandık. Oteller olarak hazırız. En geç 10 gün içerisinde sektörün tamamı açılır duruma gelecek.” ifadelerini kullandı.

Fiziksel Perakende ve Mağaza İçi Deneyime Genel Bakış

Her ne kadar online satışların artan etkisini konuşuyor olsak da, kabul etmemiz gereken en önemli konulardan biri mağaza içi deneyim yolculuğu.

Ve yine her ne kadar mağaza satışları koronavirüs sürecinde düşecek mi diye tartışsak da unutmamamız gereken oranlardan biri, küresel olarak online satış hacminin mağaza içi satış hacmini %20’nin üzerinde geçememesidir.

image
fiziksel perakende ve mağaza i̇çi deneyime genel bakış 12

Fakat bu oranlar, elbette fiziksel perakende de işlerin sorunsuz ilerlediği anlamına hiçbir zaman gelmiyor.Fiziksel perakende son 10 yıl içerisinde kürsel çapta sürekli bir dalgalanma hali içerisinde ivmesini izledi. Evet online satışlarla oranlanamayacak farklar her zaman yaşandı fakat yıldan yıla ekonomik ve politik olaylar doğrudan etkilenen fiziksel perakende için hiçbir zaman artarak ivmelenen bir tablo yaşanmadı.

image 1
fiziksel perakende ve mağaza i̇çi deneyime genel bakış 13

Öte yandan fiziksel perakendeciler bu dönemde ekstra teknoloji yatırımları ile müşterilerinin yeni beklenti ve tanımlarını öğrenmeye odaklanmış durumda.

Mağaza içi deneyim neden önemli?

Mağaza içi deneyim serüveni aslına bakarsanız müşterinizin evinde oturduğu koltukta başlıyor sizin için. O koltuktan kalkarak aşağıdaki döngü içerisinde mağazanıza gelmesi ilk aşamanız. İkinci aşamada kişinin mağaza içerisinde yaşadığı deneyim ve kişiselleştirilmiş olarak ‘kendinde hissettiği’ konusu geliyor. İşte bu noktadan başlamak üzere satın alma davranışına kadar olan sürede markanın müşteri hakkında toplayabildiği her veri veya detay bugün geldiğimiz noktada altın değerinde.

Özellikle de koronavirüs sürecinden sonra, CRM teknolojilerine yatırım yapmayan markalar için zorlu süreçler başlıyor olacak. Çünkü artık gerek yok değil, çünkü artık müşteriniz tanıdığınız müşteriniz olmayabilir.

image 2
fiziksel perakende ve mağaza i̇çi deneyime genel bakış 14

Peki nedir yatırımların arttırıldığı bu teknolojiler?

Aslında ikiye ayrılıyor. Mağaza içi izleme ve mağaza içi tanıma. Biz özellikle birinci kanadında oldukça güçlüyüz perakendede bugün. Daha çok güvenlik sebebi ile yaşanan problemlerden dolayı gelişmiş olsa da, ilk aşamada birçok ülke ve sektöre göre güçlü olduğumuz söylenebilir.

Fakat ikinci aşamada henüz yolun başındayız. Yüz tanıma ve kodlama, personel giriş çıkışlarını tanımlama, wifi bilgi eşleme, CRM veya uygulamalar yoluyla müşteriyi tanıyacak kanalımız bir hayli zayıf.

2020 ve takip eden yıl aslında online ticaret ile baş etmeye çalışan fiziksel perakendecinin müşteriyi dinleme yolları arayacağı bir yıl olacak. Çünkü müşteriyi ne kadar dinleyebilirsek o kadar yakalayabileceğiz.

image 3
fiziksel perakende ve mağaza i̇çi deneyime genel bakış 15

Her alışveriş döngüsü artık bir sonraki alışveriş için bize yol gösterici kapılar açmak zorunda. Burada çok ütopik konulardan birinden bahsediyor gibi örneklemeye gerek yok. Ülkemizde bu teknolojilere pilot mağazalarında geçen fiziksel büyük perakende zincirlerimiz var. Özellikle tekrarlı giriş, satın alan ve almayan tekrarlı giriş, ürün çeşitliliğine göre kişi kodlama gibi veriler yavaş yavaş kullanılmaya başlıyor ülkemizde de. KVKK gibi çözülmesi gereken veri toplama problemlerine şirketler gerekli önlemleri bularak ilerliyor.

Ne dersiniz önümüzdeki iki yıl ülkemizde de perakende de teknoloji arttırımı konusunda koronavirüs bir itici güç daha yaratır mı?

ABD’de Açılan Restoranlar İç Alanlar Yerine Sokakları Kullanmaya Başladı

Restoranların yavaş yavaş açılmaya başlaması ile birlikte %50 hatta %25 kapasitelerle çalışan restoranlar kar edemedikleri için kapatmak yerine yeni yollar aramaya başladı.

Çin’de bir restoranda koronavirüs yayılma riskini araştıran bir araştırma şirketi, aynı restoranda bulunan 9 kişiye her ne kadar azaltılmış ve sosyal mesafeli alanlarda otursa bile klimalardan kaynaklandığı düşünülen şekilde koronavirüs bulaştığını öne sürüyor.

Hal böyle olunda Amerika’da yeniden açılan restoranlar için çareler aranmaya başladı. Tampa adlı restoran zinciri açık havada yemek alanlarını genişletmesine izin vermek için geçici olarak birkaç caddeyi kapattı. Restoranların oturma yerlerinin sokaklara ve kaldırımlara genişletilmesi gibi konular konuşuluyor.

Şimdi bu noktada bizde zaten böyle diyebilirsiniz fakat, elbette dış alanda da sosyal mesafeli masa düzeni almak şartı geçerli uygulanıyor bu yöntem. Dip dibe masalar değil 🙂

Restoranlar, pandeminin normalleşme sürecinde finansal sıkıntılar nedeniyle kalıcı olarak kapanma riski en yüksek olan işletmelerden birini oluşturuyor. Sektörün 2020 yılı sonunca küresel olarak 240 milyor dolar zarar edeceği öngörülüyor.

Bu sebeple restoran sahipleri dış alanlara taşma konusunda ABD’de örgütlenmeye başladı. fakat şuana kadar alınmış resmi bir karar yok.

Bu doğrultuda Tampa’nın geçici sokak kapanışları toplam on dört gün sürecek ve 18 Mayıs’ta sona erecek. Açık hava hizmeti denemesi başarılı olursa, daha uzun vadeli bir önlem olarak düşünüldüğü belirtiliyor. Ayrıca, benzer seçenekleri araştıran diğer şehirler için de örnek teşkil ettiği konuşuluyor.

Ne dersiniz yeni dönemde cafe ve restoranların iç alanlarından çok açık hava alanlarının sosyal mesafeli kullanımına mı odaklanırız?

11 – 17 Mayıs Haftalık Sektör Değerlendirmeleri

Bu hafta yine birçok sektörde, sektörlerin karşılaşmaları, beklenen durumlar ve gelecek tahminleri üzerine konuştuk.

Hayatımıza yeni giren ve iş hayatımızı etkilemesini beklediğimiz kavramları değerlendirdik. Bildiğiniz üzere haftanın sektör değerlendirmeleri yazı dizimizde her pazar, o hafta boyunca değerlendirilen en önemli konuları derleyerek sizlerle paylaşıyoruz.

Bu haftanın değerlendirmelerini aşağıdaki şekilde derledik. İyi okumalar, iyi pazarlar.

Perakendenin Geleceği: Endüstri ve Pazar Trendleri

4 1
11 - 17 mayıs haftalık sektör değerlendirmeleri 20

Koronavirüs Krizi Esnasında İş Hayatında Asla Söylememeniz Gereken 5 Şey

3 1
11 - 17 mayıs haftalık sektör değerlendirmeleri 21

Hayatımıza Yeni Giren Bir Kavram Zoom Yorgunluğu

2 1
11 - 17 mayıs haftalık sektör değerlendirmeleri 22

Alışveriş Merkezleri ve Perakendeye Yeniden Merhaba

1 1
11 - 17 mayıs haftalık sektör değerlendirmeleri 23

Bu haftalık sizler için derlediğimiz sektörel yazılarımız bu şekilde. Haftaya tekrar görüşmek üzere.

Perakendenin Geleceği: Endüstri ve Pazar Trendleri

Küresel çapta 2019 yılı içerisinde eticaret oranları ilk kez fiziki perakende satışlarının %10’unu aşmış, buradan hareketle Ocak Şubat aylarında tahminlerimizi yaparken bu etkiyi göz önünde bulundurmaya başlamıştık.

Eticaretin yükselişi ile birlikte de, müşterilere doğrudan ulaşabilen markasız markaların yükselişinde ciddi bir rol oynamıştı. Bunun yanında yine de çoğu marka için doğrudan eticaret birinci kanal hiçbir zaman olmamıştı.

Bu yıl içerisinde yaşanacaklarla ilgili tahminlerimizi yapabilmek için markaların mağazalarını açmalarını bekledik biliyorsunuz.

Pazartesi itibari ile yüksek oranda gerçekleştirilen açılışlar ziyaretçi oranlarında yaşanan düşüş etkisinde yaşanmadı aslına bakarsanız.

Bu da amaca odaklı ziyaretlerin fazla olduğunu gösterdi bizlere. Daha önce birçok misafir gezme veya vakit geçirme amacıyla da ziyaret ettikleri AVM’leri artık doğrudan alışveriş amacı ile ziyaret etti.

Peki 2020 yılı içerisinde perakende de neler değişmesi bekleniyor? Aşağıda maddeler halinde kısaca belirtelim.

  • Doğrudan tüketici markaları yaygınlaşacak.
  • Markasız markalar (noname) yükselişe geçecek.
  • Daha hızlı teslimat savaşı eticareti kızıştıracak.
  • Abonelik ve müşteri bağlılığı gibi kavramlar önem kazanacak.
  • İkinci el ürün satışı yükselişe geçecek.
  • Dijital ödeme yöntemlerinde artışlar gözlemlenecek.

Dünyanın En Garip McDonald’s Restoranları

McDonald’s dünyanın en tanınmış fast food zincirlerinden biri. Altın kemerlerden imza kırmızı ve sarı mimarisine kadar McDonald’s restoranları tasarım konusunda belirli bir çizgiye sahiptir.

Fakat bazı restoranları var ki benzersiz ve tamamıyla garip bir mimariye sahip diyebiliriz.

İşte dünyanın en garip ve en eşsiz McDonald’s restoranları.

California Downey

McDonald’s’ın dünyadaki en eski ayakta kalan yeri. Buraya arabaya bile girmiyor! Bunun yerine, müşteriler sipariş vermek için restoranın pencerelerine kadar yürümek zorunda kalıyorlar.

1 mcdonalds

Aynı zamanda bu restoran McDonald’ın eski maskotunu da yönlendirme olarak kullanmaya devam ediyor. O maskot aşağıda.

2 mcdonalds

Yeni Zelenda

Restoranın dışındaki bir tabelaya göre “dünyanın en havalı McDonald’s ı olarak adlandırılıyor. Hatta müşterilerin oturup yemeklerinin tadını çıkarabilecekleri uçak tarzı koltuklar da var. 

3 mcdonalds
3 2

Mississippi 

Dünyanın ilk yüzen McDonald’s restoranı 1980’de Missouri’nin St. Louis kentinde açıldı. Aynı zamanda bu McDonald’s, bir nehir gemisinde açılan ilk McDonald’s mağazası.

4 mcdonalds

Teksas

Teksas, Dallas’taki bu McDonald’s, fast-food restoranının ikonik Happy Meal kutusu şeklinde inşa edildi.

6 mcdonals

Brezilya

Beyaz Saray şeklinde inşa edilen bu McDonald’s kızartma heykelleri ile Beyaz saray’dan biraz ayrışıyor.

7 mcdonalds 1

Batum

Batum şehir merkezinde bulunan bu McDonald’s, yansıtıcı cam dış cephesiyle dikkat çekiyor. Restoranın içinde yemek yiyenler ayrıca su havuzuna ve binayı çevreleyen bakımlı alanları izleyebiliyor.

8 mcdonalds
8 2

Bir sonraki örneğe Türkiye demeyi isterdik ama maalesef. Ülkemizde standart McDonald’s konseptinin dışında mağaza pek bulunmuyor.

Covid-19 Salgınının Başında Gıdaya, Sonra Günlük Ürünlere Talep Arttı

Türkiye Perakendeciler Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Düzgün, koronavirüs salgını sürecinde tüketicilerin mart ayında kuru gıdaya, nisanda ise raf ömrü kısa günlük ürünlere yöneldiğini söyledi.

Bu dönemde daha çok yiyeceğin düşünüldüğünü belirten Düzgün, bunun da kaçınılmaz bir durum olduğunu ifade etti.

İnsanların bağışıklık sistemlerini güçlendirmek için gıdaya yüklendiğini vurgulayan Düzgün, “Şimdiye kadar yaklaşık 4 bin noktadaki hiçbir üyemizin stoğunda problem yaşanmadı. Depomuzda olan ürünü müşterimize ‘yok’ demedik.” diye konuştu.

Başta tüketicilerin stok konusunda tedirgin olduğuna işaret eden Düzgün, ilk 15 günün sonunda ise bunun yersiz olduğunun farkına varıldığını dile getirdi.

“Şu anda istemediğimiz kadar kolonya var”

Marketlerde her türlü tedbiri aldıklarını belirten Düzgün, İçişleri Bakanlığının genelgelerinin yanında aldıkları birtakım önlemlerle çalışanları ve müşterileri korumaya aldıklarını söyledi.

Düzgün, şöyle devam etti:

“Özellikle ilk vakanın ardından kolonyaya yönelim oldu. Bu dönemde 2 yılda sattığımız kolonyayı 2 ayda sattık. Üreticiler bu duruma hazırlıksız yakalandı. Ürün azalınca fiyat yükseldi. Müşteriye yüksek fiyatta satmamak için bir hafta ara verdik. Bu arada hükümet devreye girdi. Şu anda istemediğiniz kadar kolonya var. Markette fiyatı yükselen ürünlerin sebebi marketçi değildir. Çünkü marketçinin bir ürünün fiyatını kafasına göre yükseltmesi mümkün değil. Bir rekabet söz konusu. Ben yükseltirsem rakibim yükseltmez, o zaman satış yapamam…”

Düzgün, müşterilerin zamdan marketçiyi sorumlu tuttuğunu ama fiyat artışındaki sebebi ararken tedarik zincirindeki halkalara bakmak gerektiğini savundu.

Pandemi sürecinde tüketici alışkanlarını raporladıklarını belirten Düzgün, şu bilgileri verdi:

“Tüketici ilk hamlesini hijyenik ürünlere yaptı. Daha sonra en çok satan ürün un oldu. Aşırı bir taleple karşı karşıya kaldık. Şubat ayına göre martta un satışında yüzde 170’lik artış yaşandı. Makarnada ise yüzde 143’lük artış oldu. Aynı dönemde beyaz ette yüzde 56’lık, kırmızı ette yüzde 55’lik artış yaşandı. Sıvı yağda yüzde 75’lik, konserve ve salçada yüzde 45’lik artışlar var. Temizlik ürünlerinde de sıvı ve katı sabunlar yüzde 160 artış oldu. Kağıt ürünlerinde ise talep ikiye katlandı. Yüzey temizleyicisinde yüzde 90’lık artış oldu.”

Tatlıyı ve pastayı evde yaptık

Ömer Düzgün, nisanda ise tüketici taleplerinin değişmeye başladığını, geçen ay günlük ürünlere harcama yapıldığını söyledi. Düzgün, şunları kaydetti:

“Mart ayına göre kıyasladığımızda nisanda bakliyat satışı düştü. Makarnada şubatta ne sattıysak nisanda da onu sattık. Nisanda daha çok raf ömrü kısa günlük ürün satışı arttı. Yani normale dönüş oldu. Ramazanda tatlı ve pasta reyonlarında genelde artışlar olurdu ama bu sefer bunu görmedik. Bu durum aslında tatlı ve pastayı evde yaptığımızı gösteriyor. Nisanda, şubata kıyasla baharat yüzde 75 artmış, kırmızı et yüzde 80’lerin üzerine çıktı. Tüketicilerimiz Kovid-19’un başladığı mart ayında kuru gıdaya nisanda ise raf ömrü kısa günlük ürünlere yöneldi.”

Salgın sürecinde yerel marketlerinin öneminin anlaşıldığını dile getiren Düzgün, bu hizmetin birkaç markanın tekelleşmesiyle verilemeyeceğini ifade etti.

Yerel marketlerin tüketici ve devlet açısından “memleketin sigortası” olduğunu söyleyen Düzgün, bu dönemde marketlerin çalışanlarını işten çıkarmadığını, daha iyi hizmet vermek adına yeni istihdam da oluşturduklarını dile getirdi. 

Koronavirüs Krizi Esnasında İş Hayatında Asla Söylememeniz Gereken 5 Şey

Özellikle karantina sürecinde kendimize yani özümüze döndüğümüz bu günlerde, kelimeleri eski hayatımızdaki gibi editoryal bir taramadan geçirmeden konuşmaya başladık. Çünkü kendimizle daha fazla baş başa kaldığımızda daha çok -kendimiz olabileceğimizi- hatırladık.

Ama dikkat etmemiz gereken en önemli konu: Aklınıza gelen düşünceler her zaman paylaşılacak düşünceler olmayabilir.

Kariyerimizde ve işlerimizde en zorlu zamanlardan biriyle karşı karşıyayız. Ağzımızdan çıkan kelimeleri, insanlarda güven yaratan bir dile ihtiyaç duyulduğu şu zamanda, büyük birbelirsizliğe yol açabilir.

Bir dakikanızı ayırarak iş arkadaşlarınızla veya çalışanlarınızla paylaşmak istediklerinizi düşünün ve aşağıdaki ifadelerden mümkün olduğunca kaçının:

Deneyeceğim

Bu zor zamanlarda, işleri doğru yapmaya çalışmak yapabileceğiniz en iyi şey olabilir, ancak “dene” kelimesi zayıf ve etkisiz bir algı yaratacaktır.

Diyelim ki doğrudan bir rapor size geliyor ve işin sürdürülüp sürdürülemeyeceği soruluyor. Emin değilsiniz, çünkü kimin kalacağı ve kimin gideceğine dair son hesaplar henüz yapılmış değil. Bu gibi durumlarda genellikle anlık olarak verilen cevap: “Bunu gerçekleştirmeye çalışacağım” oluyor. İşte tam bu noktada “Dene” kelimesi kulağa çok belirsiz geliyor ve kontrolünüz dışında iş yerinde daha büyük kuvvetler olduğu izlenimini veriyor çalışanlarınız arasında.

Durum böyle olsa bile, neyin net ve belirleyici aktarmak en iyi yönetmdir. Aynı örnek için cevabını şu olabilir: “Bir plan hazırlamak için adımlar atıyoruz ve plan tamamlanır tamamlanmaz size ve takım arkadaşlarınıza haber vereceğim.”

Söz Veremem

Herkes bu belirsizliğin ortasında hiçbir şeyin açık veya kesin olmadığını bilir, bu nedenle bu tür ifadelerden kaçınmak en iyisidir.

Yöneticinizin “Hepimizin ofise geri döneceğimize söz veremem, ne de buradan evde çalışacağınıza söz veremem” dediğini hayal edin. Kabus gibi bir şey değil mi…

Çözüm, kesin olarak ne aktarabileceğinizi söylemek: “Aşamalı işe dönüş planı oluşturmaya çalıştığımıza söz verebilirim ve önümüzdeki birkaç hafta içinde sizinle paylaşacağız.” Her zaman daha güvenlirdir.

Korkularınız Neler?

Çalışanların birbirleri ile korkularını paylaşması kulağa hoş bir yöntem gibi görünebilir. Ama maalesef değil.

Elbette, ofise geri dönmenin aynı olmayacağından veya işlerin eskisinden daha zor olacağında veya işimizi kaybetmekten korkabiliriz. Ancak bu sorunları çözmek tek bir konuşmada gerçekleşemez. Bu yüzden ekip üyeleri arasında bu tür belirsizlikleri ortaya çıkarmamak en iyisidir.

Bunun yerine, beklentilerini sorabilirsiniz: “Bu noktada kariyer hedefleriniz neler? Son birkaç ayda nasıl şekillendi? ” Gibi sorular daha cevaplanabilir ve çözüm bulunabilecek bir yaklaşım olabilir.

Umarım Sıcak Hava Virüsü Öldürür

Sahte umutlar veya bilimsel olmayan varsayımlar yaymadığınızdan emin olun. Koronavirüs konusunda çok fazla fikir duyduk ve sadece doğru olduğunu bildiğimiz şeyi sunmak bu noktada çok önemli. “Yaz havası virüsü yenecek” veya “virüs sadece 55 yaşın üzerindeki insanları gerçekten etkiliyor” veya “ekonominin açılması ülke için iyi olacak” gibi temelsiz ifadeleri asla tekrarlamayın.

Sizin ve uzmanların doğru olduğunu bildiklerinize sadık kaldığınızda daha fazla güvenilirliğe sahip olacağınızı göreceksiniz.

Biz Hep Beraberiz

Gerçekten mi? Bunu ailesinde virüs bulaşmış birine söyleyebilir misiniz! Ya da hayatını her gün tehlikeye atan bir sağlık çalışanı ailesine. Herkes bir şekilde krizden etkilenmiş olsa da, deneyimlerimiz aynı değildir.

Devamı gelmeyen bu telkinler ekiplerinize şu aşamada sahte gelecektir. Bildiklerinize ve inandıklarınıza sadık kalın. Sahte telkinler vermek kendinizi gülünç duruma düşürmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Harcama Faturalarımız Giderek Artıyor Asıl Suçlu Kim?

Özellikle karantina sürecinde hem evde geçirdiğimiz sürenin artması hem de ekonomik belirsizlik sebebi ile market alışverişlerimiz ve harcama faturalarımızda artışlar gözlemlendi.

Fakat bu artışların tek sebebi fazla alışveriş yapmamız da olmadı aslına bakarsanız. Hepimiz faturalarda yaşanan birim fiyat artışlarının farkındayız değil mi?

Nereye gidersek gidelim, küresel salgının yıkıcı etkilerinden kaçamayacağımız ortada.

Çiftçiler ve gıda üreticileri, ürünlerini ülke genelindeki restoranlara ve marketlere dağıtmak için karmaşık kanallara sahipler. Ancak çoğu restoran kapatıldıktan ve market satışları artmaya başladıktan sonra, gıda tedarikçileri ani kaymayı karşılayacak kadar hızlı dağıtım sistemlerini değiştiremedi. Bu da birçok gıda ürünü için fiyat artışlarını beraberinde getirdi.

Tabi bu süre içerisinde yapılan panik satın alımları ve artan talep, raflarda olan stoğun tükenmesine ve yerine yeni stokların koyulmasının zor şartlar içerisinde gerçekleşmesine sebep oldu.

Tedarik seviyeleri düşük ve talep oranlarının yüksek olduğu bu süreçte fiyatlarda yaşanan artışlar kaçınılmaz bir hal aldı. Artış oranları hem bizde hem de dünyanın birçok ülkesinde tartışmalara sebep olan konuların başında gelir hep.

Tabi bu durum, tüm ülkeler için benzer tablolar çizdi kısa süre içerisinde. Bizdeki artış oranlarını faturalarımızda gözlemliyoruz. Aşağıda ABD’de bu süreç içerisinde yaşanan fiyat artışlarının oranlarını inceleyelim.

  • Taze bisküvi, rulo ve kekler: % 4.7 artış
  • Tahıllar: % 1.6 artış
  • Pirinç ve makarna: % 2.5 artış
  • Ekmek: % 3.7 artış
  • Çerezler: % 5.1 artış
  • Krakerler: % 4.0 artış
  • Pişmemiş kıyma: % 4.8 artış
  • Taze bütün tavuk: % 7.1 artış
  • Frankfurters: 5.7% artış
  • Taze balık ve deniz ürünleri: % 4.2 artış
  • Dondurulmuş balık ve deniz ürünleri: % 5,8 artış
  • Yumurtalar: % 16.1 artış
  • Süt: % 1.5 artış
  • Elmalar: 4.9% artış
  • Portakal ve mandalina: % 5.6 artış
  • Konserve sebzeler: % 3.6 artış
  • Dondurulmuş sebzeler: % 2.7 artış
  • Çorbalar: % 2.6 artış
  • Aperatifler: % 3.8 artış
  • Çözünür kahve: % 2.5 artış

Ne dersiniz bizdeki oranlar ile değerlendirdiğinizde yorumlar neler?