Bu hafta yine birçok sektörde, sektörlerin karşılaşmaları, beklenen durumlar ve gelecek tahminleri üzerine konuştuk.
Hayatımıza yeni giren ve iş hayatımızı etkilemesini beklediğimiz kavramları değerlendirdik. Bildiğiniz üzere haftanın sektör değerlendirmeleri yazı dizimizde her pazar, o hafta boyunca değerlendirilen en önemli konuları derleyerek sizlerle paylaşıyoruz.
Bu haftanın değerlendirmelerini aşağıdaki şekilde derledik. İyi okumalar, iyi pazarlar.
Küresel çapta 2019 yılı içerisinde eticaret oranları ilk kez fiziki perakende satışlarının %10’unu aşmış, buradan hareketle Ocak Şubat aylarında tahminlerimizi yaparken bu etkiyi göz önünde bulundurmaya başlamıştık.
Eticaretin yükselişi ile birlikte de, müşterilere doğrudan ulaşabilen markasız markaların yükselişinde ciddi bir rol oynamıştı. Bunun yanında yine de çoğu marka için doğrudan eticaret birinci kanal hiçbir zaman olmamıştı.
Bu yıl içerisinde yaşanacaklarla ilgili tahminlerimizi yapabilmek için markaların mağazalarını açmalarını bekledik biliyorsunuz.
Pazartesi itibari ile yüksek oranda gerçekleştirilen açılışlar ziyaretçi oranlarında yaşanan düşüş etkisinde yaşanmadı aslına bakarsanız.
Bu da amaca odaklı ziyaretlerin fazla olduğunu gösterdi bizlere. Daha önce birçok misafir gezme veya vakit geçirme amacıyla da ziyaret ettikleri AVM’leri artık doğrudan alışveriş amacı ile ziyaret etti.
Peki 2020 yılı içerisinde perakende de neler değişmesi bekleniyor? Aşağıda maddeler halinde kısaca belirtelim.
Doğrudan tüketici markaları yaygınlaşacak.
Markasız markalar (noname) yükselişe geçecek.
Daha hızlı teslimat savaşı eticareti kızıştıracak.
Abonelik ve müşteri bağlılığı gibi kavramlar önem kazanacak.
McDonald’s dünyanın en tanınmış fast food zincirlerinden biri. Altın kemerlerden imza kırmızı ve sarı mimarisine kadar McDonald’s restoranları tasarım konusunda belirli bir çizgiye sahiptir.
Fakat bazı restoranları var ki benzersiz ve tamamıyla garip bir mimariye sahip diyebiliriz.
İşte dünyanın en garip ve en eşsiz McDonald’s restoranları.
California Downey
McDonald’s’ın dünyadaki en eski ayakta kalan yeri. Buraya arabaya bile girmiyor! Bunun yerine, müşteriler sipariş vermek için restoranın pencerelerine kadar yürümek zorunda kalıyorlar.
Aynı zamanda bu restoran McDonald’ın eski maskotunu da yönlendirme olarak kullanmaya devam ediyor. O maskot aşağıda.
Yeni Zelenda
Restoranın dışındaki bir tabelaya göre “dünyanın en havalı McDonald’s ı olarak adlandırılıyor. Hatta müşterilerin oturup yemeklerinin tadını çıkarabilecekleri uçak tarzı koltuklar da var.
Mississippi
Dünyanın ilk yüzen McDonald’s restoranı 1980’de Missouri’nin St. Louis kentinde açıldı. Aynı zamanda bu McDonald’s, bir nehir gemisinde açılan ilk McDonald’s mağazası.
Teksas
Teksas, Dallas’taki bu McDonald’s, fast-food restoranının ikonik Happy Meal kutusu şeklinde inşa edildi.
Brezilya
Beyaz Saray şeklinde inşa edilen bu McDonald’s kızartma heykelleri ile Beyaz saray’dan biraz ayrışıyor.
Batum
Batum şehir merkezinde bulunan bu McDonald’s, yansıtıcı cam dış cephesiyle dikkat çekiyor. Restoranın içinde yemek yiyenler ayrıca su havuzuna ve binayı çevreleyen bakımlı alanları izleyebiliyor.
Bir sonraki örneğe Türkiye demeyi isterdik ama maalesef. Ülkemizde standart McDonald’s konseptinin dışında mağaza pek bulunmuyor.
Türkiye Perakendeciler Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Düzgün, koronavirüs salgını sürecinde tüketicilerin mart ayında kuru gıdaya, nisanda ise raf ömrü kısa günlük ürünlere yöneldiğini söyledi.
Bu dönemde daha çok yiyeceğin düşünüldüğünü belirten Düzgün, bunun da kaçınılmaz bir durum olduğunu ifade etti.
İnsanların bağışıklık sistemlerini güçlendirmek için gıdaya yüklendiğini vurgulayan Düzgün, “Şimdiye kadar yaklaşık 4 bin noktadaki hiçbir üyemizin stoğunda problem yaşanmadı. Depomuzda olan ürünü müşterimize ‘yok’ demedik.” diye konuştu.
Başta tüketicilerin stok konusunda tedirgin olduğuna işaret eden Düzgün, ilk 15 günün sonunda ise bunun yersiz olduğunun farkına varıldığını dile getirdi.
“Şu anda istemediğimiz kadar kolonya var”
Marketlerde her türlü tedbiri aldıklarını belirten Düzgün, İçişleri Bakanlığının genelgelerinin yanında aldıkları birtakım önlemlerle çalışanları ve müşterileri korumaya aldıklarını söyledi.
Düzgün, şöyle devam etti:
“Özellikle ilk vakanın ardından kolonyaya yönelim oldu. Bu dönemde 2 yılda sattığımız kolonyayı 2 ayda sattık. Üreticiler bu duruma hazırlıksız yakalandı. Ürün azalınca fiyat yükseldi. Müşteriye yüksek fiyatta satmamak için bir hafta ara verdik. Bu arada hükümet devreye girdi. Şu anda istemediğiniz kadar kolonya var. Markette fiyatı yükselen ürünlerin sebebi marketçi değildir. Çünkü marketçinin bir ürünün fiyatını kafasına göre yükseltmesi mümkün değil. Bir rekabet söz konusu. Ben yükseltirsem rakibim yükseltmez, o zaman satış yapamam…”
Düzgün, müşterilerin zamdan marketçiyi sorumlu tuttuğunu ama fiyat artışındaki sebebi ararken tedarik zincirindeki halkalara bakmak gerektiğini savundu.
Pandemi sürecinde tüketici alışkanlarını raporladıklarını belirten Düzgün, şu bilgileri verdi:
“Tüketici ilk hamlesini hijyenik ürünlere yaptı. Daha sonra en çok satan ürün un oldu. Aşırı bir taleple karşı karşıya kaldık. Şubat ayına göre martta un satışında yüzde 170’lik artış yaşandı. Makarnada ise yüzde 143’lük artış oldu. Aynı dönemde beyaz ette yüzde 56’lık, kırmızı ette yüzde 55’lik artış yaşandı. Sıvı yağda yüzde 75’lik, konserve ve salçada yüzde 45’lik artışlar var. Temizlik ürünlerinde de sıvı ve katı sabunlar yüzde 160 artış oldu. Kağıt ürünlerinde ise talep ikiye katlandı. Yüzey temizleyicisinde yüzde 90’lık artış oldu.”
Tatlıyı ve pastayı evde yaptık
Ömer Düzgün, nisanda ise tüketici taleplerinin değişmeye başladığını, geçen ay günlük ürünlere harcama yapıldığını söyledi. Düzgün, şunları kaydetti:
“Mart ayına göre kıyasladığımızda nisanda bakliyat satışı düştü. Makarnada şubatta ne sattıysak nisanda da onu sattık. Nisanda daha çok raf ömrü kısa günlük ürün satışı arttı. Yani normale dönüş oldu. Ramazanda tatlı ve pasta reyonlarında genelde artışlar olurdu ama bu sefer bunu görmedik. Bu durum aslında tatlı ve pastayı evde yaptığımızı gösteriyor. Nisanda, şubata kıyasla baharat yüzde 75 artmış, kırmızı et yüzde 80’lerin üzerine çıktı. Tüketicilerimiz Kovid-19’un başladığı mart ayında kuru gıdaya nisanda ise raf ömrü kısa günlük ürünlere yöneldi.”
Salgın sürecinde yerel marketlerinin öneminin anlaşıldığını dile getiren Düzgün, bu hizmetin birkaç markanın tekelleşmesiyle verilemeyeceğini ifade etti.
Yerel marketlerin tüketici ve devlet açısından “memleketin sigortası” olduğunu söyleyen Düzgün, bu dönemde marketlerin çalışanlarını işten çıkarmadığını, daha iyi hizmet vermek adına yeni istihdam da oluşturduklarını dile getirdi.
Özellikle karantina sürecinde kendimize yani özümüze döndüğümüz bu günlerde, kelimeleri eski hayatımızdaki gibi editoryal bir taramadan geçirmeden konuşmaya başladık. Çünkü kendimizle daha fazla baş başa kaldığımızda daha çok -kendimiz olabileceğimizi- hatırladık.
Ama dikkat etmemiz gereken en önemli konu: Aklınıza gelen düşünceler her zaman paylaşılacak düşünceler olmayabilir.
Kariyerimizde ve işlerimizde en zorlu zamanlardan biriyle karşı karşıyayız. Ağzımızdan çıkan kelimeleri, insanlarda güven yaratan bir dile ihtiyaç duyulduğu şu zamanda, büyük birbelirsizliğe yol açabilir.
Bir dakikanızı ayırarak iş arkadaşlarınızla veya çalışanlarınızla paylaşmak istediklerinizi düşünün ve aşağıdaki ifadelerden mümkün olduğunca kaçının:
Deneyeceğim
Bu zor zamanlarda, işleri doğru yapmaya çalışmak yapabileceğiniz en iyi şey olabilir, ancak “dene” kelimesi zayıf ve etkisiz bir algı yaratacaktır.
Diyelim ki doğrudan bir rapor size geliyor ve işin sürdürülüp sürdürülemeyeceği soruluyor. Emin değilsiniz, çünkü kimin kalacağı ve kimin gideceğine dair son hesaplar henüz yapılmış değil. Bu gibi durumlarda genellikle anlık olarak verilen cevap: “Bunu gerçekleştirmeye çalışacağım” oluyor. İşte tam bu noktada “Dene” kelimesi kulağa çok belirsiz geliyor ve kontrolünüz dışında iş yerinde daha büyük kuvvetler olduğu izlenimini veriyor çalışanlarınız arasında.
Durum böyle olsa bile, neyin net ve belirleyici aktarmak en iyi yönetmdir. Aynı örnek için cevabını şu olabilir: “Bir plan hazırlamak için adımlar atıyoruz ve plan tamamlanır tamamlanmaz size ve takım arkadaşlarınıza haber vereceğim.”
Söz Veremem
Herkes bu belirsizliğin ortasında hiçbir şeyin açık veya kesin olmadığını bilir, bu nedenle bu tür ifadelerden kaçınmak en iyisidir.
Yöneticinizin “Hepimizin ofise geri döneceğimize söz veremem, ne de buradan evde çalışacağınıza söz veremem” dediğini hayal edin. Kabus gibi bir şey değil mi…
Çözüm, kesin olarak ne aktarabileceğinizi söylemek: “Aşamalı işe dönüş planı oluşturmaya çalıştığımıza söz verebilirim ve önümüzdeki birkaç hafta içinde sizinle paylaşacağız.” Her zaman daha güvenlirdir.
Korkularınız Neler?
Çalışanların birbirleri ile korkularını paylaşması kulağa hoş bir yöntem gibi görünebilir. Ama maalesef değil.
Elbette, ofise geri dönmenin aynı olmayacağından veya işlerin eskisinden daha zor olacağında veya işimizi kaybetmekten korkabiliriz. Ancak bu sorunları çözmek tek bir konuşmada gerçekleşemez. Bu yüzden ekip üyeleri arasında bu tür belirsizlikleri ortaya çıkarmamak en iyisidir.
Bunun yerine, beklentilerini sorabilirsiniz: “Bu noktada kariyer hedefleriniz neler? Son birkaç ayda nasıl şekillendi? ” Gibi sorular daha cevaplanabilir ve çözüm bulunabilecek bir yaklaşım olabilir.
Umarım Sıcak Hava Virüsü Öldürür
Sahte umutlar veya bilimsel olmayan varsayımlar yaymadığınızdan emin olun. Koronavirüs konusunda çok fazla fikir duyduk ve sadece doğru olduğunu bildiğimiz şeyi sunmak bu noktada çok önemli. “Yaz havası virüsü yenecek” veya “virüs sadece 55 yaşın üzerindeki insanları gerçekten etkiliyor” veya “ekonominin açılması ülke için iyi olacak” gibi temelsiz ifadeleri asla tekrarlamayın.
Sizin ve uzmanların doğru olduğunu bildiklerinize sadık kaldığınızda daha fazla güvenilirliğe sahip olacağınızı göreceksiniz.
Biz Hep Beraberiz
Gerçekten mi? Bunu ailesinde virüs bulaşmış birine söyleyebilir misiniz! Ya da hayatını her gün tehlikeye atan bir sağlık çalışanı ailesine. Herkes bir şekilde krizden etkilenmiş olsa da, deneyimlerimiz aynı değildir.
Devamı gelmeyen bu telkinler ekiplerinize şu aşamada sahte gelecektir. Bildiklerinize ve inandıklarınıza sadık kalın. Sahte telkinler vermek kendinizi gülünç duruma düşürmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Özellikle karantina sürecinde hem evde geçirdiğimiz sürenin artması hem de ekonomik belirsizlik sebebi ile market alışverişlerimiz ve harcama faturalarımızda artışlar gözlemlendi.
Fakat bu artışların tek sebebi fazla alışveriş yapmamız da olmadı aslına bakarsanız. Hepimiz faturalarda yaşanan birim fiyat artışlarının farkındayız değil mi?
Çiftçiler ve gıda üreticileri, ürünlerini ülke genelindeki restoranlara ve marketlere dağıtmak için karmaşık kanallara sahipler. Ancak çoğu restoran kapatıldıktan ve market satışları artmaya başladıktan sonra, gıda tedarikçileri ani kaymayı karşılayacak kadar hızlı dağıtım sistemlerini değiştiremedi. Bu da birçok gıda ürünü için fiyat artışlarını beraberinde getirdi.
Tabi bu süre içerisinde yapılan panik satın alımları ve artan talep, raflarda olan stoğun tükenmesine ve yerine yeni stokların koyulmasının zor şartlar içerisinde gerçekleşmesine sebep oldu.
Tedarik seviyeleri düşük ve talep oranlarının yüksek olduğu bu süreçte fiyatlarda yaşanan artışlar kaçınılmaz bir hal aldı. Artış oranları hem bizde hem de dünyanın birçok ülkesinde tartışmalara sebep olan konuların başında gelir hep.
Tabi bu durum, tüm ülkeler için benzer tablolar çizdi kısa süre içerisinde. Bizdeki artış oranlarını faturalarımızda gözlemliyoruz. Aşağıda ABD’de bu süreç içerisinde yaşanan fiyat artışlarının oranlarını inceleyelim.
Taze bisküvi, rulo ve kekler: % 4.7 artış
Tahıllar: % 1.6 artış
Pirinç ve makarna: % 2.5 artış
Ekmek: % 3.7 artış
Çerezler: % 5.1 artış
Krakerler: % 4.0 artış
Pişmemiş kıyma: % 4.8 artış
Taze bütün tavuk: % 7.1 artış
Frankfurters: 5.7% artış
Taze balık ve deniz ürünleri: % 4.2 artış
Dondurulmuş balık ve deniz ürünleri: % 5,8 artış
Yumurtalar: % 16.1 artış
Süt: % 1.5 artış
Elmalar: 4.9% artış
Portakal ve mandalina: % 5.6 artış
Konserve sebzeler: % 3.6 artış
Dondurulmuş sebzeler: % 2.7 artış
Çorbalar: % 2.6 artış
Aperatifler: % 3.8 artış
Çözünür kahve: % 2.5 artış
Ne dersiniz bizdeki oranlar ile değerlendirdiğinizde yorumlar neler?
Dünyanın büyük bölümü krizden dolayı kilitlendiğinde, video görüşmelerine harcanan zamanımız hızla arttı. Çünkü ihtiyacımız birden bire anormal sebepler ile artış gösterdi.
Video konferanslar, iş toplantıları için bir araç olmaktan çıkıp sosyalleşmek, ibadet etmek hatta buluşmak gibi amaçlarla kullandığımız bir platforma genişledi.
Hiç şüphe yok ki Zoom gibi platformlar çok faydalı. Ancak video görüşmelerine harcanan tüm bu zamanlarla ilgili sorunlar da ortaya çıkmaya başladı bu süre içerisinde.
Ekrandan başka biriyle etkileşim kurduğumuzda, beynimiz normal seviyesinin üzerinde çok daha fazla çalışmak zorunda. Bu durum sürekli tekrarlandığında bizi yorgun ve boş hissettirebilir.
Odanın kokusu veya çevre gibi bazı detaylar beynimizin ortamda neler olup bittiğini anlamasına yardımcı olur. Bu ekstra bilgi kaybolduğunda, beynimizin neler olduğunu anlamak için daha fazla çalışması gerekir.
Üstelik uzaktan çalışmaya alışkın olmayan bazı yöneticilerin çalışanlarına gereğinden fazla yüklediği işler ve ardı kesilmeyen video konferans toplantıları da cabası. Birçok çalışan evlerinde çalıştıkları süre içerisinde öğlen yemeği yiyemediklerini ve geceye kadar işlerinin aralıksız devam ettiğini belirtiyor. Bu normal hayatlarımıza döndüğümüzde çalışanlar üzerinde yöneticilerine karşı ciddi bir bezmişlik hissi yaratacaktır.
Basit çözümler var
Video konferansı daha az yorucu hale getirmek için yapabileceğiniz nispeten basit bazı şeyler var. Video görüşmesi sırasında bilişsel iş yükünüzü azaltmak ve dikkat etmenize yardımcı olmak için çoklu görevlerden kaçının. Bir video konferans sırasında kendi görüntünüzü gizlemek, kendinizi daha az bilinçli hissetmenizi ve başkalarının söylediklerine daha fazla odaklanmanızı sağlayabilir. Bu konuya takılan yöneticilerinize gerekli açıklamayı yaparak uygulayabilirsiniz.
Görüntülü görüşmelerin yanı sıra iletişim kurmanın başka yolları da olduğunu unutmayalım. Telefon ya da mail ile aktarılabilecek işlemler için de video konferans yapmanın gereksiz zaman kaybından başka hiçbir anlamı yok.
Üstelik araştırmalara göre video konferanslarda çalışanlarınıza yaptığınız eleştiriler normalin üzerinde psikolojik etkilerde bulunuyor kişiye. Video konferans yolu ile müşterileri ile görüşen birçok terapist duygusal bağlantılarını kaybettiklerinden şikayet ediyor.
Peki siz de her sektörde ve konuda yapılan online toplantıları ve görüşleri dinlemekten sıkılmadınız mı? Webinarlar şu sıra havada uçuşuyor. Faydalı mı evet. Fakat oluşan içerik kirliliği kişilerde doymuşluk hissi yaratıyor artık.
Hiçbir iletişimin en iyi şekilde çalışmadığı zamanlar vardır. Yakın zamanda yapılan bir deney, bir bulmacayı sessizce çözen ekiplerin, sesli ortama göre çok daha iyi performans gösterdiğini ortaya koyuyor. Demek istediğim şu ki, bazen sessizliği kucaklamak en iyi iletişim şeklidir. Aşırı dozda video konferas talebi ekibinizi yorgunluğa ve verimsizliğe itebilir. Bunu istemezsiniz değil mi?
Evet hepimizin çokça tartıştığı o ilk günü atlattık. Alışveriş Merkezleri ve perakende mağazaları açılışlarını gerçekleştirdi.
AVM’lerin kapılarında uzun kuyruklar da oluştu, tartışmalar da çıktı, sosyal medyaya manşet de oldu ama ilk günü atlattı.
Mağazalar açılışlarını gerçekleştirdi mi?
Gözlemlediğimiz ve sektörden dinlediğimiz kadarıyla Alışveriş Merkezleri içerisindeki mağazaların %30 ile 40 kadarı açılışlarını gerçekleştirdiler. Birçok marka açacak mı açmayacak mı tartışmalarında korkulan olmadı ve sayı beklentinin üzerinde gerçekleşti.
Tabi bu bütün mağazalar açtı demek değil, fakat beklenenin üzerinde gerçekleşen bu durum diğer perakendeciler için de motivasyon yarattı.
Giriş sayıları nasıldı?
Normal olarak giriş sayılarında %60-70 oranlarında düşüşler gerçekleşti. Bu hem mağaza girişi hem AVM girişi verisi olarak paralellik gösterdi.
Öte yandan ciro oranlarında da bu rakamlarda düşüşler beklenirken, durum beklenenden daha iyimser bir tablo yarattı.
Ciro oranları nasıl etkilendi?
Giriş sayılarındaki bu yüksek düşüşe rağmen, ciro oranlarında özellikle en çok korkulan ayakkabı ve moda kategorilerinde %30 oranında düşüler yaşandığı görüldü. Bu da toparlanmanın tahmin edilen kadar zor olmayacağının sinyallerini aslına bakarsanız sektöre yaktı.
Büyük moda ve ayakkabı markaları, düşüş oranlarını günlük %60-70 oranlarında planlamışlardı. Hal böyle olunca rakamlar hem Alışveriş Merkezlerini hem de perakendecilerin yüzünü güldürdü.
Öte yandan online satışlarından karantina döneminde pik yaptığı market alışverişlerinde de veriler oldukça değerliydi. İki büyük süpermarket zincirinde de aldığımız görüşlere göre mağaza satışları %70 sanal, %30 fiziki satış gibi oranlarda gerçekleşti. Bu da online ticaret hayatımızı nasıl etkileyecek sorularına başlangıç niteliğinde bir cevap oldu sektör için. Üstelik satışlar da geçen yılın aynı dönemine göre market alışverişlerinde yüksek gerçekleşti.
Ziyaretçi davranışları nasıldı?
Sosyal mesafe ve maske kullanımı gibi kurallar konusunda AVM ekipleri bugün sıkı bir sınav verdi. Maskesiz dolaşan ziyaretçilerin çoğu çevrilerek uyarıldı. Gösterilen çaba bu anlamda iyiydi. Fakat maalesef müşteriler kanadına aynı hassasiyeti görmek zor oldu. Sosyal mesafe kuralına uymayan çok fazla ziyaretçi gözlendi. Bu da 14 gün sonra vaka sayısında bir artış yaşanır mı sorularını akıllara getirdi herkeste.
İlk günün sınavı bu şekilde verildi sektörde, bakalım ilerleyen günlerde bizleri neler bekleyecek.
Havayolu şirketlerinin seferlerine geri dönüş haberlerini yavaş yavaş okumaya başlamamızla birlikte, alınacak önlemler ile ilgili haberler de gelmeye başladı.
Bildiğiniz üzere Türk Hava Yolları da ülkemizde Haziran ayı ile birlikte iç hatlar seferlerini başlatacaklarını açıkladı.
Daha önce ‘Havayolu Şirketleri için Koronavirüs Yolcuğu’ yazımızda, bu sektörde alınacak yeni dönem önlemleri ile ilgili konuşmuştuk. Aşağıdan inceleyebilirsiniz.
Yeni dönemde alınacak önlemler kapsamında, yeni fikirler ve tasarımlar sektörde konuşulmaya başladı.
Factory Design, bu dönemde kullanılmayacak orta koltukları yolcuların güvenliği için daha işlevsel hale getirerek bu portatif tasarımı yarattı. Kullanılmayan koltuğa üstten geçirilerek kullanılabilen bu tasarım, yolculara kendisini çok daha güvenli hissettirebilecek bir avantaj yaratıyor ve aralarındaki teması minimuma indiriyor.
bu tasarım uçakların orta koltuğunu koruma paravanı haline dönüştürdü 26bu tasarım uçakların orta koltuğunu koruma paravanı haline dönüştürdü 27bu tasarım uçakların orta koltuğunu koruma paravanı haline dönüştürdü 28bu tasarım uçakların orta koltuğunu koruma paravanı haline dönüştürdü 29bu tasarım uçakların orta koltuğunu koruma paravanı haline dönüştürdü 30
Evet bildiğiniz üzere bugün, birçok Alışveriş Merkezi ve perakende markası kapılarını müşterilerine yeniden açtı.
Cumartesi günü Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan (evet biraz erken açıkladılar!) önlemler genelgesi ile bugün Alışveriş Merkezleri açılışını gerçekleştirdi.
Sosyal mesafe kurallarına göre işaretlemeler yapıldı, AVM içi anons sistemlerine uyarı anonsları hazırlandı, maskesiz giriş engellendi, ateş ölçümü planları yapıldı, izolasyon odaları oluşturuldu, mağazalara uyarılar ve kurallar gönderildi derken 11 Mayıs itibari ile yeniden AVM ve perakende mağazacılığa merhaba dedik.
Sosyal medyada çokça tartışılsa da AVM’ler beklenenden az tepkiler aldı, çünkü insanlar sosyalleşebilmek adına gidebilecek bir yer arıyorlar artık. Karantina sürecinin giderek uzaması ile birlikte dışarıda sosyalleşebilmek adına arayışlarımız arttı. Öte yandan parklar, cafe restoranlar ve birçok alanın kapalı olması dışarı çıksak dahi sosyalleşebileceğiniz alanlarımızı sınırlandırdı. Bu da AVM’lerin açılışına olan tepkinin beklenenden daha az gerçekleşmesine sebep oldu.
Neler bekliyor?
2019’da %3,03 büyümeyle 86 trilyon dolara sahip dünya ekonomisi için 2020’de %4,5 büyüme bekleniyordu.
2020’de Coronavirüsü sebebiyle GDP büyüme beklentisini (-)0,76 seviyelere indi. Bu da toplam GDP beklentilerinden yaklaşık 5 trilyon dolar ekonomik sapmaya sebep olacaktır. Kötü senaryo da ise kayıp -%7,31 beklenirken yaklaşık 12 trilyon dolarlık sapmaya eş değer olacaktır.
Sektörlerin ise bu sapma oranlarından etkilenmemesi zaten beklenemez bir durum. Perakendede, Giyim ve Ayakkabı kategorisinin krizden büyük darbe alacağı ve 2020 yılında%30-35 küçüleceği öngörülmektedir.
Bu bağlamda salgın bittikten sonra 2020 yılı için ay bazlı satış beklentilerinde satış hedeflerinin min. %30-35 bandında azaltması bekleniyor.
salgın sonrası aylık satış beklentileri
McKinsey’nin raporuna göre perkanede mağazalarının 2 ay kapalı kalması 2020 yıl beklentisi üzerinde %34 negatif etkide bulunmuştur.
Alışveriş Merkezlerine etkisi
Çin ve Amerika’da açılan Alışveriş Merkezlerinin durumu ile ilgili pek çok kez hem önlemler hem de rakamlar bazında değerlendirmeler yaptık. Bu değerlendirmelerden incelediğiniz üzere, yeniden açılış veren AVM’lerde footfall oranları %63 oranında düşüş gösteriyor.
Her ne kadar yazımızın başında özlediğimiz sosyallikten bahsetsek de bu özlem aslına bakarsanız hedef kitlemizin en fazla %40’ını yakalayabileceğimiz bir kitle için geçerli. Kalan %60 aslına bakarsanız bu sosyalliği özlemiyor diyemeyiz fakat, ekonomik olarak bu süreçten etkilenmiş ya da etkilenecek olması harcama potansiyeli üzerinde çekinceler yaratıyor.
Kira savaşları bitti mi
AVM’leri açıyoruz ama kira ve ortak alan gideri savaşları henüz elbette bitmedi. Çoğu AVM için ciro kiraya (en azından normalleşme süreci boyunca) dönüşler gerçekleşecek. Ortak alan gideri ile ilgili kısım ise tam bir savaş. Kiracılar şeffaf olmaması ve artırılarak yansıtılıyor olmasından şikayetçi, AVM’ler ise artan giderlerin yansıtmanın kaçınılmazlığından.
Kirada uzlaşım sağlanır fakat, ortak alan giderinde bir süre uzlaşım sağlanamayacağı ön görülüyor.
Fakat bu dönemde unutulmaması gereken en önemli yaklaşım şekli perakendeciler ve AVM’lerin iletişimleri olacaktır. İletişimde kalan ve kiracıya destek olan AVM bu dönemin kazananı olacak.
11 Mayıs – 1 Haziran ayrımı
AVM’lerin bir kısmı açılışlarını gerçekleştirdi fakat, bildiğiniz üzere bir kısmı da 1 Haziran tarihinde açılış yapacağını duyurdu. Açılış tarihini öteleyen alışveriş merkezleri her ne kadar sosyal medyada olumlu bir algı ile karşılansa da yatırımcılar kanadında soru işaretleri bitmiyor.
Bu dönemin en büyük handikaplarından biri de tekrar açmayacak veya açsa dahi sürdürülebilirlik sağlayamayarak kapanış verecek mağazalarla ilgili. Bunu da izleyerek göreceğiz.
Ne diyelim, tüm sektör için hayırlısı olsun. Bu hafta içerisinde açılış yapan AVM’ler ve perakende markaları ile ilgili değerlendirmelerimizi yayınlayacağız.