Migros, online kanallarının gelişimini hızlandırabilmek amacıyla yüzde 100 bağlı ortaklığı olacak yeni bir şirket kuracak.
Migros’tan Kamuoyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan açıklamada, kurulması planlanan şirketle ilgili şu ifadelere yer verildi:
‘Müşterilerimizin online perakendeciliğin gıda ve benzeri iş kollarındaki değişen ve çeşitlenen taleplerine daha iyi cevap verebilmek ve şirketimizin online kanallarının gelişimini hızlandırabilmek için, söz konusu iş kollarının ayrı bir şirket yapısı altında geliştirilmesine karar verilmiştir. Bu kapsamda, şirketimizin yüzde 100 bağlı ortaklığı olacak yeni bir şirket kurulacak olup, söz konusu şirketin nakden ödenecek olan kuruluş sermayesi 10 milyon TL olacaktır.’
Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin, sel baskınları ve Covid-19 ile mücadele etmeyi sürdürdüğü bir dönemi geride bıraktı. Bir yandan Covid-19 ile mücadele eden ülke, diğer taraftan ekonomik açıdan yaralarını sarmak ve büyüme hedeflerini gerçekleştirmek için çabalıyor.
National’e göre Çin‘in bu yılın ilk üç çeyreğinde perakende satışları yıllık yüzde 16,4 artarak yaklaşık 81,8 trilyon yuana (4.9 trilyon ABD doları) ulaştı. Ayrıca iki yıllık ortalaması yüzde 3,9’luk bir büyüme kaydetti.
Eylül ayında perakende satışları yıllık yüzde 4,4, aylık ise yüzde 1,9 artarak 6,68 trilyon yuan seviyesinde gerçekleşti.
İlk üç çeyrekte, tüketim mallarının perakende satışları yıllık yüzde 15 artarken, yemek hizmeti geliri yıllık yüzde 29,8 arttı. Satışlardaki çift haneli büyüme; moda, mücevher, spor, yiyecek ve içecek, kültür ve ofis malzemeleri dahil olmak üzere perakende alt kategorilerinin çoğunda görülebiliyor.
Aynı zamanda üç çeyrek boyunca çevrimiçi perakende satışlar yıllık yüzde 18,5 artarak 9,19 trilyon yuana (0,5 trilyon ABD Doları) ulaştı. Spesifik olarak, fiziksel ürünlerin çevrimiçi perakende satışları yıllık yüzde 15,2 artarak tüketim mallarının perakende satışlarının yüzde 23,6’sını oluşturdu.
Çin’in bu başarısının arkasında yatan neden incelendiğinde karşımıza Covid-19’a karşı izlenen ‘sıfır tolerans’ politikası çıkıyor. Bu politikanın ekonomiye büyük bir katkısı oldu. Çin’in bu konudaki hassasiyetini ve kararlılığını geçen haftalarda bir işçiye virüs bulaşması sebebiyle önemli bir terminali kapatmasından görebiliyoruz.
Politix, Melbourne merkezli erkek giyim perakendecisinin ilk kez çevrimiçi alışveriş yapanlara yönelik ürün satmaya başladığı 2015 yılından bu yana yavaş ve istikrarlı bir dijital dönüşüm geçiriyor.
Bundan önce web sitesi, müşterilerin mağazada bulunan en son ürünleri görebilecekleri yalnızca dijital bir katalogdu. Henüz alışveriş yapılamıyordu.
Bu durum göründüğü kadar garip değil. Genel olarak konuşursak, erkek alışverişçiler “bul ve ara” zihniyetine sahip olma eğilimindeler. Politix’in pazarlama müdürü Richard Dalke Inside Retail’e verdiği demeçte şöyle diyor, “Bir şeyi görebilmek, mağazaya girip onu bulabilmek erkekler için özellikle önemli”.
Ancak pandemi sürecinde Politix de benzeri görülmemiş çevrimiçi alışveriş talebini karşılamak için birkaç e-ticaret projesini hızlandırmak zorunda kaldı. Ancak yine de şirket, yapmak istediği dijital iyileştirmeler konusunda net bir vizyona ve oraya ulaşmak için bir yol haritasına sahipti.
Tıkla ve satın al; ücretsiz çevrimiçi iade et gibi hizmetler, başlangıçta planlandığı gibi 18 ay yerine altı aydan daha kısa bir sürede kullanıma sunuldu ve şimdi, ulusal erkek giyim perakendecisi, önümüzdeki birkaç yıl içinde başarmayı umduklarını yeniden değerlendiriyor.
Bu süreçte girdikleri çaba oldukça şaşırtıcı sonuçlar verdi.
Online Satışları Arttırmak
1975 yılında kurulan Politix, 2016 yılında 60 milyon dolara Güney Afrikalı perakende şirketi Woolworths Holdings tarafından satın alındı ve şu anda Country Road, Witchery, Mimco ve Trenery ile birlikte Country Road Group bünyesinde yer alıyor.
Geçen yıl, öncelikle dijital dönüşümün temellerini doğru bir şekilde almakla geçti.
“Online satış, müşterilere önce kendilerine hitap edecek ürünleri paylaşarak daha iyi bir deneyim sunuyor, aynı zamanda operasyonel verimliliği de artırıyor.”
Mağaza ayrıca, tüm mağaza ağındaki envanteri çevrimiçi alışveriş yapanlara açan yeni bir sipariş yönetim sistemini de devreye aldı. Tüketicilere en yakın mağazadan ürün teslim etme özelliği, web sitesinde ürün bulunabilirliğini önemli ölçüde iyileştirdi ve çevrimiçi siparişler için teslimat sürelerini azalttı.
Bu değişikliklerin bir sonucu olarak, çevrimiçi dönüşüm oranı iki katına çıktı ve çevrimiçi satışlardan elde edilen gelir yıllık yüzde 149 arttı.
Çevirimiçi Alışveriş Yapan Erkekleri Anlamak
Politix’in bir sonraki odak noktası müşteri deneyimi olacak. Perakendeci zaten tıkla ve satın al seçeneğini sunuyor ve alışveriş yapanların bir ürünün mağazadaki kullanılabilirliğini çevrimiçi olarak kontrol etmelerini mümkün kılıyor.
Ancak erkek çevrimiçi alışveriş yapanlar, çevrimiçi alışveriş yapan kadınlara göre daha az sıklıkta alışveriş yapma eğilimindeler. Buna rağmen alışveriş yaptıklarında ortalama sipariş değeri çok daha yüksek oluyor.
Erkek müşteriyi ‘ihtiyaç anında’ yakalamak gerçekten önemli çünkü onlar eğlenceden çok özel gereksinimler için alışveriş yapıyorlar.
Bu, özellikle Politix gibi giyim perakendecileri için çok zorlayıcı, çünkü çevrimiçi olarak uygunluğu belirlemek genellikle zordur.
Erkekler, ‘fazla al, uymayanları geri gönder’ tazında bir alışveriş yapmak istemiyorlar, çünkü yeniden kargoya gitme zahmetine katlanamıyorlar. Bu yüzden perakendeciler ilk satın alımın yanlış gitmesini önlemek için açıklamalarının doğru olduğundan ve ürün görsellerinin olabildiğince doğru olduğundan emin olmalı.
Politix’in şu anda Avustralya’da 34 mağazası, 12 outlet mağazası bulunuyor. Perakendeci, kendi dijital sunumuna ek olarak, çevrimiçi pazarlardaki varlığını artırmayı planlıyor.
“2 puanlık faiz indirimi ile, döviz kuru, enflasyon, risk primi ve uzun vadeli faizlerde negatif ayrışma olasılığı daha yüksek olacak.”
Merkez Bankası bugün açıklanan kararı ile 200 baz puan indirerek yüzde 18’den 16’ye çekti.
Eylül ayında politika faizini 100 baz puan indirmesi sonrası geçen bir aylık sürede dolar kuru 9.30’a, 10 yıllık tahvil faizi yüzde 20’ye, CDS ise 450 üzerine çıkmıştı. Bugün alınan faiz indiriminin ardından ise piyasa da altın ve dolar fiyatları yeniden hareketlendi. Dolar 9.40’ı aştı.
Altınbaş Üniversitesi Öğr. Üy. Doç. Dr. Atilla Çifter, son dönemde Para Politikası Kurulu üyeleri arasında değişikliğe gidilmesi ve sonrasındaki gelişmeler ile Merkez Bankası’nın faiz indirmeye devam edeceğinin işaretlerini verdiğini dile getirdi. Doç. Dr. Çifter, Ancak yine de Merkez Bankası’nın politika faizini 50-75 baz puan aralığında indireceği öngörüsü öne çıkıyordu, oysa beklentilerin çok üzerinde 200 baz puan indirdiğini söyledi.
Karar sonrası dolar kurunun 9.40’ı aştığına dikkat çeken Doç. Dr. Atilla Çifter, “Karar metninde 200 baz puan indirime yol açan neden tam olarak anlaşılmasa da “güçlü parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki yavaşlatıcı etkileri devam etmektedir” ifadesi ile faiz indirimi kararı uyumlu değil” değerlendirmelerinde bulundu.
Doç. Dr. Çifter, “Bir önceki 100 baz puanlık faiz indirimden sonra geçen bir aylık sürede 10 yıllık tahvil faizi yüzde 20’ye çıkarken risk primi göstergesi olan 5 yıllık kredi temerrüt swap’ı (CDS) 450 üzerine çıkmış ve dolar kuru 9.30’u aşmıştı. 200 baz puanlık indirim sonrası, dolar kurundaki artışın devam etmesine benzer şekilde uzun vadeli faiz oranları ve risk primi göstergelerinde bozulma devam edebilir.” dedi.
“Faiz indirimi kararı çok erkene alındı”
Merkez Bankası’nın faiz indirim amacının firmalar üzerindeki finansman maliyetini düşürmek olduğuna dikkate çeken Doç. Dr. Atilla Çifter, buna karşılık döviz kurundaki artışın enflasyon üzerindeki etkisini göz ardı ettiğini ve faiz indirimi kararlarını çok erkene aldığını ifade etti. Doç. DR. Atilla Çifter, “Para politikasında zaman tutarsızlıkları genellikle sonraki dönemlerde kararın tam tersi hareketini zorunlu kılıyor. Dolayısı ile ilerleyen dönemlerde erken indirilen bu faiz oranlarının aynı oranda arttırılması gerekebilir.” değerlendirmelerinde bulundu.
Danone, artan maliyetlere ve üç aylık satışlardaki yavaşlayan büyümeye rağmen Salı günü 2021 rehberliğine sadık kaldıktan sonra gelecek yıl artan enflasyonist baskılar konusunda uyardı.
Eylül ayında CEO olarak görevi devralan Antoine de Saint-Affrique, analistlere “ileriye doğru güvenilir bir yol formüle etmek” için henüz çok erken olduğunu söyledi ve esas olarak sürdürülebilirlik, yenilikçilik ve kusursuz uygulamaya odaklandığını da sözlerine ekledi.
Finans şefi Juergen Esser, “Sektördeki ve ötesindeki herkes gibi, yönetim kurulu genelinde enflasyonist baskılar görüyoruz.
Malzeme maliyetlerinde artan enflasyon olarak başlayan şey, dünyanın birçok yerinde tedarik zincirimizi etkileyen yaygın kısıtlamalara dönüştü” dedi.
Yükselen maliyetler
Esser, 2021 için bir bütün olarak %8’lik maliyet enflasyonunun gelecek yıl daha da kötüleşmesinin beklendiğini söyledi. Özellikle Asya’dan nakliye için navlun oranları ve plastik – kartonların kıtlığı nedeniyle maliyetlerin “en az % 8” artacağını söyledi.
Nestle , fiyatları “sorumlu bir şekilde” artırdığını ve kahve, evcil hayvan maması ve bitki bazlı ürünlerin artan satışlarının etkisiyle bu yıl %6 ile 7 oranında büyümeyi beklediğini söylüyor.
Nestlé şimdi tüm yıl için görünümünü yükseltti. Şirket %6 ile 7 arasında büyümeyi ve %17,5’lik bir işletme marjını korumayı bekliyor. Grup artan maliyetlerle karşı karşıya ve bu nedenle üçüncü çeyrekte fiyatlarını yüzde 2,1 artırdı.
Ev dışı tüketim artıyor
Markanın kahve satışları bu yıl oldukça iyi bir performans sergiledi. Şirket, ev dışı tüketimde bir canlanma olduğunu belirtirken, grup satışlarının %14’ünden fazlasının da çevrimiçi alışverişlerden olduğunu belirtiyor.
CEO Mark Schneider, “Güçlü bir gerçek iç büyümeyi sürdürürken fiyatlarımızı sorumlu bir şekilde artırdık” diyor.
Markalarda art arta gelen yüksek fiyat artışları açıklamaları hem perakendecileri hem de tüketicileri her geçen gün endişelendirmeye devam ediyor.
Önümüzdeki yılbaşı için güzel ve sıcak tutan çoraplar veya herhangi bir moda ürünü arayan tüketiciler, seçeneklerinin sınırlı olduğunu görecekler. Tüketiciler yılbaşı öncesi stokta yok bildirimi görmek istemiyor. Öte yandan köklü ve büyük şirketlerin bile stok sorunları mevcut.
Wisconsin’de yüz yılı aşkın bir süredir çorap üreten popüler bir Amerikan şirketi olan Wignam Mills, pandemi kısıtlamaları nedeniyle geçen yıl operasyonlarını durdurmak zorunda kaldı. Şirketin yeni yönetimi, faaliyet adına birkaç yeni adım atsa da şirketin yarım yüzyıldan fazla bir süredir en çok satılan ürününü bulmak hiç kolay olmayacak. 625 yünden oluşan bu ikonik çorap adeta şirketin imzası haline gelmişti. Ürüne birçok perakende sitesinden erişebilirsiniz ancak karşınıza bu uyarı cümlesi çıkacak: “625’in 2022’nin başına kadar stokta kalmayacağı bekleniyor”. Üstelik aynı durum LL Bean gibi farklı markalar için de geçerli.
Perakende sektörünü bir kenara bırakıp araba sektörüne göz atınca durumun aynı olduğunu görüyoruz. Yerel araba galerilerine giderseniz oldukça ilginç bir şekilde parlak ve yeni araçların sergilendiği platformların birçoğunun boş olduğunu göreceksiniz. Bu boşluklar pandemik durumların neden olduğu talaş kıtlığı yüzünden oluşmuş durumda. Toyota gibi önemli araba markaları bu yüzden üreticilerden üretimi kısmasını talep etti.
ABD’li perakendeciler son yılların en zorlu tatil sezonlarından biriyle karşı karşıya. Çin, Vietnam ve diğer bölgelerdeki fabrikalar kapatılmazsa, malların nakliye maliyeti bazı hesaplara göre dört katına çıkacak. Diğer yandan popüler ürünler, taleplerin yüksek olduğu ve tüketicilerin harcayabilecek parası varken kıtlaşıyor. En kötü senaryoya göre arz kısıtlamaları sebebiyle tüketicinin satın alma kararlarını engelleyebilecek yüksek fiyatlar ortaya çıkabilir.
Stokta kalmama sorununun fazlasıyla kötüleşmesi sonucunda perakendecilerin çevrimiçi varlıklarını yönetmelerine destek olmak adına bir mikro endüstri ortaya çıktı. Bu kapsamda New York merkezli Flieber, perakendecilerin stok sorununu çözmesine yardımcı olma amacıyla eylül ayında halka arz edilmişti. Bu konuda girişimler devam edecek gibi görünüyor.
‘Stokta Yok’ Bildirimi ile Nasıl Mücadele Edilebilir?
Tüketiciler bir ürünü satış noktasında bulamamaları durumunda internet üzerinden diğer satıcıları arayacaktır. Bu durum özellikle Noel’e kadar olan zamanda fazlasıyla geçerli olacaktır. Tüketiciler, Noel için aldıkları hediyenin zamanında eline ulaşmasını ister. Hiçbir tüketici Noel sabahı satın aldığı bir çorabın eline gelecek ilkbaharda ulaşmasından memnun olmaz.
Dublin/İrlanda merkezli bir lojistik çözüm danışmanı olan 2Flow’a göre, alışveriş yapanların üçte biri “stokta yok” ibaresini gördüğünde alışveriş yapmaktan vazgeçecek. Başka bir üründe ikinci kez aynı şeyi görenlerin yarısı alışveriş yapmayacak. Eğer aynı durum üçüncü kez yaşanırsa alışveriş yapmayacak olanların oranı %70’e kadar çıkacak.
Perde arkasında çeşitli e-ticaret platformu satıcıları, stokta olmayan ürünleri engellemek ve tüketicileri mevcut diğer ürünlere ya da alternatiflere yönlendirmek için algoritmalar geliştiriyor. Bu konuda her şey mükemmel olsa da ne yazık ki algoritmalar gerçek birer tüketici değil. Algoritmalar iyi araçlar ancak bir perakendeciye gerçek bir müşterinin profilini sunamaz ya da tüketicinin bir ürünün hangi rengini tercih edeceğini kesin şekilde bilemez. Gerçek tüketici olmadan bir önlem almanın zorluğu burada ortaya çıkıyor.
Perakendeciler tedarik zinciri sorununu çözmeyi ve stokta kalma bildirimlerinin düşüş etkisinden kurtulmayı umuyor. Bunun için mevcut olduğu bilinen malları; ayrıntıları, fiyatları ve başka bilgilerine göre sınıflandırmak ve test etmek gerekiyor. Ortaya çıkan bilgiler sayesinde yılın en çok gelir getirecek sezonunda bir ürün hattı oluşturulup kullanılabilir. Örneğin Rockport şirketi, müşteri anlayışını derinleştirmek adına birtakım yöntemler kullanıyor. Şirket; ürünleri çeşitlendirmek, fiyatlandırmayı optimize etmek ve marka mesajlarını yönlendirmek adına tahmine dayalı analitiği olan bir sistem geliştirdi. Bu sistemle müşterilerin ‘gerçek sesi’ duyularak veriler oluşturuluyor.
Kısacası talep ve arz oldukça değişken olduğunda uygulanabilecek en iyi yaklaşım, tüm varsayımlarınızı tüketici ile test ederek onlara yönelik duyarlı analiz modelleri oluşturmaktır.
Kraft Heinz CEO’su Miguel Patricio’ya göre alışveriş yapan tüketiciler daha yüksek gıda fiyatlarını görmeye hazırlıklı olmalı.
Patricio, firmanın ketçap ve kuru fasulye gibi ürünlerin “gerektiğinde fiyatları dünya çapında arttırabileceğini” söyledi. Bu artışın nedeni ise İngiltere’deki kamyon şoförlerinin eksikliği, ABD’deki işgücü sıkıntısı ve lojistik maliyetlerindeki artıştan kaynaklanıyor.
BBC, tüketicilerin dünyanın artan nüfusu ve ürün yetiştirmek için arazi eksikliği sebebiyle gıdalar için daha fazla ödemeye alışması gerektiğini söylüyor. Diğer yandan bu gelişmeler sebebiyle firmalar da maliyet artışlarını üstlenmek zorunda kalacaklar. Patricio: “Bence bu fiyat artışlarını en aza indirmeye çalışmak bize, yani sektöre ve şirketlere düşüyor.” dedi.
Gıda fiyatlarında yaşanacak artışın bir diğer sebebinin de enflasyonun geçen yıllardan farklı olarak geniş kapsamlı bir şekilde yaşanması olduğunu belirten Miguel Patricio, sözlerini bitirirken Noel öncesinde tedarik zinciri sorunlarıyla karşılaşılabileceğini de ekledi.
Perakende rekabeti küresel ölçekte ve birden fazla kanalda tırmandıkça, birçok marka ve düşünce lideri, farklılaşmanın bir yolu olarak tüketiciler için ‘marka aşkı‘ fikrine yöneldi.
Amaç, tüketicilerin markanızı sevmesini sağlamak, onları daha sadık hale getirmek, daha sık satın almasını sağlamak.
Dünya Perakende Kongresi’nin bir parçası olarak, WPP ve Brand Asset Valuator (BAV) geçtiğimiz günlerde Love+ metriğini kullanarak dünya çapında en sevilen markaları gösteren En Sevilen Perakendeciler raporunu yayınladı. Rapor, marka aşkının karmaşık olduğuna ve birden fazla aşk türü olduğuna işaret ederek başlıyor. Sağlam ve güvenilir olmaktan, özlem dolu bir aşka kadar dört çeşit sevgiyi ölçüyor. Ardından rapor, bu dört aşk türünde en iyi markaları listeliyor. Bunnings ve JB Hi-Fi gibi büyük markalar, birden fazla aşk türünde listelerde görünürken, IKEA (ilham veren aşk) ve Mecca (ilham veren aşk) gibi diğerleri yalnızca belirli türler için görünüyor. Bu listelere giren perakendeciler için iyi bir haber, çünkü bu listelerin tüketicilerin aklında sadece birinci sırada yer almadıklarını, aynı zamanda bir dizi güçlü pozitif çağrışım ortaya çıkardıklarını da gösteriyor.
Soru, perakendeciler ve marka yöneticileri için sevilmenin somut değerinin ne olduğudur. Şüphesiz en çok sevilenler listelerinde yer alan markalar başarılı perakendecilerdir. JB Hi-Fi, Woolworths ve Coles listelerde öne çıkıyor ve hepsi pandemi boyunca başarılı bir performans sergiliyor. Listedeki Amazon, IKEA, Apple, eBay ve Nike gibi uluslararası markaların başarısı tartışılamaz.
Ancak bu, diğer markaların daha çok sevilmek için çabalaması gerektiği anlamına mı geliyor? Gelecek vadeden bir markanın büyümenin bir yolu olarak aşka odaklanması gerektiği anlamına mı geliyor? Buna cevap verebilmek için hangisinin önce geldiğini düşünmemiz gerekiyor: aşk mı başarı/büyüme mi? Başka bir deyişle, Amazon sevilen bir marka olduğu için mi küresel perakende satışını arttırıyor? Yoksa tüketicilerin hayatlarına bu kadar başarılı bir şekilde yerleştiği için sevilen bir marka mı? Aşağıda, perakendeciler için nasıl bir etki yaratabileceğini ortaya çıkarmak için marka aşkı üzerine yapılan bazı araştırmaları özetleyeceğiz.
Marka Aşkı Ne Anlama Geliyor?
Marka aşkının rolünü değerlendirmenin ilk zorluklarından biri onu tanımlamaktır. Buna, kişilerarası aşkla karşılaştırmaktan, aşkın duygularını ilişkinin kendisinden ayırt etmeye kadar birçok yönden yaklaşılmıştır. İşleri daha da karmaşık hale getiren, marka bağlılığı gibi popüler konular, tüketicilerin markalarla sahip olduğu duygusal, zihinsel ve davranışsal bağlantıların benzer keşiflerini içerir. Bu, marka aşkının benzersiz yönlerini ayırt etmeyi zorlaştırıyor.
Journal of Marketing’deki popüler bir akademik çalışma bu zorlukları ele almaya çalışmıştı. Yazarlar hem nitel hem de nicel yöntemleri birleştiren çok sayıda çalışma yürüttü. İlk sonuçlarından biri, marka sevgisinin tek bir tanımla kapsanan bir şey olmadığıydı. Bunun yerine, onu bir nitelikler listesi olarak düşünmeyi önerirler. Tutkuya dayalı davranışlar, bir marka ile bireyin benlik duygusu arasındaki bütünleşme, olumlu duygular ve uzun süreli bir ilişkinin geliştirilmesi gibi şeyler de dahil olmak üzere, titiz bir süreç boyunca marka aşkını oluşturan bu tür yedi özelliği geliştirdiler, test ettiler ve doğruladılar.
Bu nedenle, En Sevilen Perakendeciler raporu farklı marka aşkı türleri arasında haklı bir ayrım yaparken, Journal of Marketing’deki çalışma gibi akademik literatür daha da ileri giderek, farklı aşk türlerini oluşturan birden fazla bileşen ve hatta alt bileşen olduğunu öne sürüyor. Şimdilik, marka sevgisinin tüketicilerin markalara yönelik düşünce, duygu ve davranışlarının karmaşık bir karışımı olduğunu özetlemeliyiz.
Bir sonraki adım daha da karmaşık.
Marka Aşkı Olumlu Sonuçlara Yol Açar Mı?
En Sevilen Perakendeciler, markayla duygusal bir bağı olan tüketicileri temsil ettiği için marka sevgisinin nasıl olumlu sonuçlara yol açabileceğini tartışıyor. Bu, tüketicilerin ilk önce o markadan satın almalarını ve başkalarına tavsiye etmelerini sağlayabilir.
Dolayısıyla, marka sevgisinin en azından bildirilen sadakat ve savunuculukla ilişkili olduğuna dair kesinlikle bazı kanıtlar var. Ancak bu, daha çok sevilmenin, en azından her marka için, daha fazla sadakate veya savunuculuğa yol açacağı anlamına gelmez.
Bunun iki nedeni var. Birincisi, bu ilişkilerin nedensel mi yoksa sadece korelasyonel mi olduğu meselesidir. Yani, aşk bir markanın büyümesine mi yardımcı olur, yoksa büyüyerek (iyi ürünler, reklamlar vb. yoluyla) bir marka daha çok sevilir, hatta daha çok bilinir mi olur? Marka aşkıyla ilgili sonuçlarda da benzer bir şey olabilir. Tüketiciler daha büyük markalara daha sık maruz kalıyor, bu nedenle tüketicilere hangi markaları sevdikleri sorulduğunda bu markaların akıllarına gelme olasılığı daha yüksek. Bu, tüketicilerin sevdiklerini söyledikleri markaların gerçekten en çok sevdikleri mi yoksa sadece akıllarında kalan markalar mı olduğunu kesin olarak söylemeyi zorlaştırıyor.
Daha fazla marka sevgisinin daha fazla sadakate yol açıp açmadığını söylemenin zor olmasının ikinci nedeni, belirtilen niyetler ile gerçek davranış arasındaki farktır. Adil olmak gerekirse, bu tüm anket araştırmaları için bir meydan okumadır. Tüketiciler bir markayı sevdiklerini söyleyip ardından o markaya sadık olmayı düşündüklerini söyleseler de, mutlaka takip etmeleri gerekmez.
Yine de birçok perakende markası için aşk ve sadakat arasındaki bağlantı mükemmel olmaktan çok daha az. Müşterilerin birden fazla markadan satın alma eğiliminde olduğuna dair çok sayıda kanıt var ve bu birçok sektör ve kategori için geçerli.
Perakendeciler Ne Yapmalı?
Peki, tüm bunlar perakendeciler için ne anlama geliyor? Marka aşkı perakendeciler için faydalı bir şey midir? Kime sorduğunuza bağlıdır ve bazı kategorilerde diğerlerinden daha faydalı olabilir. Bir yandan tüketicilerin markanızı sevdiklerini söylemeleri, en azından markanızı tanıdıklarının ve markanızla olumlu ilişkiler kurduklarının bir göstergesidir. Bu, tercih ve savunuculuk konusunda bazı olumlu sonuçlara yol açabilir. Öte yandan, marka aşkı, bu sonuçları yaratan bir şeyden çok, büyüklüğün ve mevcut sadakatin bir sonucu olabilir.
Marka aşkı faydalı olabilir ve sevilmek, nefret edilmekten veya potansiyel olarak daha kötüsü bilinmemekten kesinlikle daha iyidir. Ancak birçok kategoride tek başına aşk bir markayı başarılı kılmak için yeterli değildir. Perakende temelleri hala önemlidir ve muhtemelen sevilmekten daha önemlidir. Bu yüzden perakendeciler de kendilerine markaları veya endüstrileri ile aşkın ne alakası olduğunu sormalıdır. Bazıları için marka aşkı sizi diğerlerinden ayıran şey olabilir. Sevilmeye odaklanmak yerine, “sadece en iyisi” ve “her şeyden daha iyi” olmaya çalışmayı daha faydalı bulabilirsiniz. Kategorinizdeki meşru en iyi seçenek olursanız, sevilmeye ihtiyacınız olmayabilir veya sonuç olarak sevildiğinizi bile görebilirsiniz.
Hizmet sektörünün büyük bir kriz yaşadığı bu dönemde kafe, restoran çalışanları gibi işletmelerin ve hizmetlerin neredeyse tümü bu krizden oldukça etkilendi.
Bu durum hem işveren hem çalışan hem de müşteri açısından dengelerin değişmesine ve stres oluşumuna neden oldu.
Yapılan yeni bir araştırmaya göre restoran çalışanlarının %15’i geçtiğimiz sene işini bıraktı, %33’ü ise bırakmayı düşünüyor.
Ankete katılanların büyük çoğunluğu müşteriler tarafından psikolojik şiddete uğradığını ve bu yüzden endüstriden soğuduklarını söylüyor. Bunun yanında işverenler tarafından baskılandığını ve psikolojik olarak yıpratıldığını söyleyen bir kesim de var.
Pandemiyle birlikte kafe ve restoranların düzenlerinin değişmesi, işletmelerin bir açılıp bir kapanması hem finansal hem de psikolojik bir sürü hasarı beraberinde getirdi. Bu da gerek işverenlerin gerekse müşterilerin tahammülsüzlüğüne sebep oldu.
Çalışanlar çoğu zaman işverenlerinin baskıcı ve acımasız davranışlarına maruz kaldı. Kimi zaman da müşteriler tarafından aşağılayıcı tavırlarla karşılaştılar. Bu da endüstride işi bırakma sayılarını ciddi anlamda artırdı.
Restoran çalışanları için dünyada da durum çok farklı değil
Yabancı kaynaklı birçok haber sitesi bu durumun artarak devam edeceğini öngörüyor. Ülkemiz açısından da hizmet sektöründe çalışma şartlarının pek iyi olmadığını söyleyebiliriz. Kafe ve restoran çalışanları oldukça yoğun bir tempoyla ve uzun çalışma saatlerinde çalışıyor.
Buna rağmen hem maddi anlamda tatmin edici bir karşılık alamıyorlar hem de iş yerinde çoğu zaman huzursuz ve mutsuz oluyorlar. Bu durum sadece işi bırakmalarına değil sektörden uzaklaşmalarına da sebebiyet veriyor.
İşletme sahipleri personel bulamadıklarından yakınırken işçiler de daha iyi çalışma şartları, yüksek ücret ve geniş sosyal haklar talep ediyor. Sektörün düzelmesi ve çalışanların sektöre geri dönmesi için hala bir umut var fakat bunun tek koşulu sektörde büyük bir değişim yaşanması.
Yakın gelecekte bu pek mümkün görünmüyor. Çalışanlar pandemiyle birlikte talebin oldukça arttığı dijital platformlara yöneldi. İnternet üzerinden market alışverişi yapabildiğimiz platformların sayısı arttı. Bu platformlardaki kurye ya da çalışan ihtiyacının artmasıyla çoğu insan sektör değiştirip Getir, Yemek Sepeti gibi şirketlerde işe başladı. Kafe ve restoran endüstrisinde ise bir süre daha işverenlerin ve çalışanların şikâyetlerini duymaya devam edeceğiz.