Koronavirüs süreci dünya çapında büyük ölçüde devam ederken, medya kullanımlarını ve dijital kanalların yoğunluğu dünya üzerinde bir hayli artış gösterdi. Tüm araştırmaların önümüze serdiği gerçekler arasında, internet kullanım sıklığı, online alışveriş artışı gibi tahmin edilen veriler elbette var. Fakat bunları tartışırken, hangi jenearasyonun bu süreci nasıl geçirdiği üzerine çok da fazla kafa yormadık.
Koronavirüs sürecinde özellikle de evde kaldığımız süreçte insanların çok fazla medya tüketmesi şaşırtıcı bir oran değil.
Global Web Index verilerine göre, tüketicilerin %80’inden fazlası bu süreçte daha fazla içerik tüketiyor. En fazla tüketilen medya kanalları ise TV ve online videolar. %68’i internette koronavirüs pandemisi ile ilgili arama yapıyor.
Genç nesil genel olarak cep telefonu veya bilgisayar oyunları ile vakit geçirirken Y jenerasyonu daha çok yemek tarifi veya sağlıklı beslenme ile ilgili konularda arama yapıyor.
Aşağıda jenerasyonlara göre evde vakit geçirme şekilleri mevcut.
jenerasyonlara göre koronavirüs sürecinde medya yönelimleri 6
Z jenerasyonunda ciddi bir Netflix kullanımı yaşanırken, Y jenerasyonunda dağılımlar video, müzik ve haber kaynakları arasında dağınıklık göstermiş durumda.
Bu oranlar her ne kadar bizlere medya tüketimlerimizi gösteriyor olsa da, medya tüketimi aynı zamanda mevcut psikolojik refahımızı da ciddi ölçüde etkiliyor. Dikkatimizi dağıtmak ve vakit geçirmek adına yöneldiğimiz bu süreç, aslına bakarsanız medya kaynakları için de ciddi bir fırsatı beraberinde getiriyor.
Jenerasyonlara göre medya kanalları üzerinden kullanım şekillerimiz aşağıdaki gibi
Firmaların uzun dönemde başarılı olmaları için dikkat etmeleri gereken en önemli konulardan biri tabi ki “müşteri sadakati”. Yapılan araştırmalara göre bir firmayla iş yapmak için tekrar geri dönen müşteriler genellikle firmanızla yeni tanışan ortalama bir müşteriden çok daha fazla zaman ve nakit harcarlar. Eğer, tekrarlanan bu sürekli müşteriler markanıza gerçekten sadıklarsa, sizleri diğerlerine tavsiye ederek bilinirliğinizi arttırmanıza da yardımcı olacaklardır.
Peki sürekli müşteri, sadık müşteri anlamına mı gelmektedir? Kesinlikle hayır. Asıl amaç müşteri sadakati olsa da firmanızı tekrar ziyaret etme davranışında bulunan sürekli müşteriler gerçekte sadık müşteriler olmayabilir. Bu devamlı müşteriler aslında istedikleri için geri gelmiyor olabilirler. Sadece yeni bir yer keşfetme fikri mevcut alışkanlıklara devam etmekten daha zor geldiği için tercih ediliyor olabilirsiniz. Çoğu müşteriye, banka hesabını başka bir bankaya taşımak, internet sağlayıcısını değiştirmek uzun ve meşakkatli gelebilir ya da bir iş yerinde, yeni bir yazılım programına geçmek de aynı durumdur.
Bu konu üzerine iki bin kişi ile yapılan yapılan bir araştırmada bazı ilginç bulgular elde edilmiş.
* Dört müşteriden üçü (% 75), belirli bir
çalışana işletmenin bütününe kıyasla daha sadık.
Bir diğer bulguya göre ise,
* Müşterilerin neredeyse yarısı (% 48), favori çalışanlarının peşinden
-rakip bir işletmede olsa dahi-gidecek kadar sadıklar.
Bu, çalışan benzer bir işte
çalışmak üzere işten ayrılırsa firmanın müşteriyi tamamen kaybedebileceği
anlamına geliyor. Bir finansal danışmanın farklı bir firmaya geçmesinde
veya bir kuaförün yeni bir salona geçişinde buna şahit oluyoruz. Perakende
dünyasında da favori bir satış elemanın rakip bir firmaya geçerek müşterilerin
rakip firma tarafından kazanılması araştırmanın bu sonucunu destekler
nitelikte.
Aynı çalışmada incelenen bir diğer başlıkta ise “düzenli müşteri” kavramı üzerinde durulmuş. Yapılan araştırmalar sonucu “düzenli” müşteri sayılabilmek için bir müşterinin firmaya “sekiz” ziyaret gerçekleştirmesi gerektiği kanısına varılmış. Sekiz ziyaret makul bir sayı olabilir ancak amaç çok sayıda ziyaretle veya harcanan daha fazla zaman ile – “ömür boyu” müşteri oluşturmaya çalışmak ise- bu hedef firma ve çalışanlar için göz korkutucu bir görev halini alabilmektedir.
Yazar ve konuşmacı Shep Hyken yıllar önce “Sadakat Sorusu “adlı bir konsept bulmuş. Bu konsepte göre çalışanın kendine sorması gereken çok basit bir soru:“ Şu anda müşteriyi, sattığımız şeylere tekrar ihtiyaç duyduklarında geri getirecek ne yapıyorum?” Burada, sadakat kavramı doğrudan sekiz geri dönüş ziyaretine veya sadık ömür boyu bir müşteriye odaklanmıyor, sadece “an’a bir dahaki sefere odaklanıyor – ancak bunu her sefer için yapıyor. Eğer her seferinde müşterinin bir daha geri gelmesi sağlanabilinirse, doğal olarak müşteriler ömür boyu müşteriye haline gelmiş oluyor.
Yapılan çalışmayı incelemeye devam edecek olursak
ankete katılan tüketiciler bütün bunlara ek olarak sırasıyla şunları
söylemişlerdir:
1. İşletmedeki insanlara ve yeteneklerine güveniyorum (% 61).
2. Çalışanlar tercihlerimi biliyor (% 57).
3. Hizmetlerden ne bekleyeceğimi biliyorum (% 57).
4. Sosyal uyumdan zevk alıyorum (% 49).
5. Sadık bir müşteri olduğum için indirim ve / veya promosyonlar alıyorum (% 44).
Burada en dikkat çeken nokta müşterilerin
indirimleri ve promosyonları bir numara yerine beş numara olarak değerlendirmeleri,
bu gerçekten beklenmeyen şaşırtıcı bir sonuç. Üstelik sadece promosyonları
için bile kredi kartı vs. kullanan bu kadar çok insan varken.
Bir müşterinin size güvenmesini sağlamak, tercihlerini hatırlamak, beklentilerini tutarlı bir şekilde karşılamak ve sosyal uyumla bağlantılı hissettirmek, müşteri sadakatinin uygulanan indirimden çok şirketle kurulan “bağ” ile ilgili olduğunu gösteriyor. İşte bu, gerçek sadakattir. Diğeri ise pazarlama. Devamlı müşteriyi hedefleyen güzel bir pazarlama stratejisine tabi ki yanlış denilemez fakat sorulması gereken asıl soru şu: Eğer indirimleri ortadan kaldırırsanız müşterileriniz hala sizinle olmaya devam edecekler mi?
Ayrıca kendinize ve ekibinize şu iki soruyu da sormalısınız.
“Çalışanlarınız” ve müşterilerinize sunduğunuz “deneyim”
aynı oranda iyi mi?
Müşteriyi “tekrar” a yönelten ne yapıyorsunuz?
Eğer bu iki sorudan birine
verdiğiniz yanıt sizi duraklatırsa, işletmenizde bazı değişiklikler yapmanın zamanı
gelmiş demektir. Yazının başında da belirttiğimiz gibi müşteriler favori
çalışanları sebebiyle firmanızı ziyaret ediyor olabilirler. Unutmamalısınız ki
bu çalışan rakip bir işletmeye gittiğinde, sadece çalışanı kaybetmekle
kalmayacak, aynı zamanda mevcut müşteriyi de kaybedeceksiniz. Burada
odaklanmanız gereken bu çalışanların sunduğu deneyimi kuruluşunuzun tamamına
nasıl yayabileceğiniz olmalıdır. Hangi “sadakat programını” uygularsanız
müşterilerinizi elinde tutabileceğinize odaklanmak da sizin yararınıza
olacaktır.
Umalım ki, “yıldız”
çalışanlarınızı kaybetmezsiniz, ancak eğer bir gün kaybedecek olursanız da
onlarla birlikte tüm müşterinizi kaybetmemenizi sağlayacak kadar iyi olmanız
gerektiğini unutmamalısınız!
Koronavirüs salgını tüketim alışkanlıklarında küresel ölçekte birçok farklılığa yol açarken, hayranlık kavramı yerini güvensizliğe bıraktı ve lüks tüketim markalarına karşı olumsuz algı arttı.
Koronavirüs sürecinin dünyayı ve tüketiciyi nasıl etkilediğini inceleyen Brave New World Küresel Araştırması 19 ülkede 19 farklı araştırma şirketinin desteğiyle gerçekleştirildi. İngiliz araştırma şirketi RDSI tarafından organize edilen ve Türkiye ayağını Sentinus’un gerçekleştirdiği araştırma markalar için çarpıcı sonuçlar içeriyor.
“Kovid-19, içinde yaşadığımız dünyayı, bugünün insanını ve tüketiciyi nasıl etkiliyor?” sorularının cevaplarını kapsayan araştırma, Koronavirüs sürecinde birçok belirsizlikle baş başa kalan markalar için tasarlandı. 19 ülkede yapılan araştırmada, markaların üstleneceği içgörüler, ağırlıklı yatırım yapmaları gereken hedef kitle ve olgularla tüm bunların sebepleri ortaya kondu. Buna göre, hayranlık kavramı yerini güvensizliğe bıraktı ve lüks tüketim markalarına karşı olumsuz algı arttı. Hedef kitlede kadınlara yönelik daha fazla yatırım yapan, milliyetçi ve sadeleşme çabasında olan ve alıcıyı duygusal olarak etkileyen markalar artık daha fazla kazanıyor.
“Lüks markalar artık topluma geri vermeli”
Brave New World Küresel Araştırması’nın en temel bulgularından birisi, salgın sürecinin küresel eşitsizliği daha da derinleştirdiği oldu. Koronavirüs’ün ABD’de son elli yılın en büyük yoksullaşmasını tetiklemesi beklenirken, salgın en çok toplumların ekonomik olarak kırılgan sınıflarını etkiledi.
Hayatını kaybedenlerin çoğunun sosyoekonomik olarak daha düşük gelir seviyelerinden gelmesinin yanı sıra, süreçten ekonomik olarak en fazla yara alanlar da düşük gelirli gruplar. Sanal olarak devam eden örgün eğitim, araştırmanın yürütüldüğü tüm ülkelerde, kesintisiz olarak sadece üst sosyoekonomik düzeydeki ailelerin çocukları için söz konusu. Bu “sınıfsal” eşitsizliklerin, lüks tüketim markalarına bakışı değiştireceği yönünde güçlü bir kanaat var. Buna göre, küresel elitler artık “hayranlığın” değil, “güvensizliğin” nesnesi olmak üzere oldukları için özellikle lüks tüketim markalarının “Robin Hood” tarzı bir duruş sergilemeleri ve “topluma geri vermeleri” önem kazanıyor.
salgın, lüks tüketim markalarına olumsuz algıyı artırdı 8
Kadın hedef kitleye yatırım yapan kazanıyor
Araştırma, koronavirüsün kadınların sorumluluklarını artırdığını gösteriyor. Artan bu sorumluluklar, erkeklerle eşit olarak paylaşılmıyor. Aynı gelir grubundaki kadınlar, çocuk bakımı ve ev işlerinde erkeklere oranla daha fazla sorumluluk alıyor.
Öte yandan, kadın liderliğinin ön plana çıktığı bir dünya görülürken, kadın liderlerin bu küresel krizi erkek liderlere oranla daha iyi anladığı ve yönettiği yönündeki görüş baskın. Dolayısıyla markalar için salgın sürecinde kadın tüketicilerin ihtiyaçlarını anlamak ve onlara hitap etmek önem kazanıyor.
Küresel değil milliyetçi olunmalı
Söz konusu 19 ülkedeki tüm tüketiciler, sürecin nasıl yönetildiğini küresel bir karşılaştırmayı baz alarak yapıyor. Oysa ki küreselleşme karşıtı hissiyatın gittikçe güçlenmekte olduğu dönemde Koronavirüs yerel ve milliyetçi duyarlılıkları tetikliyor. Bu yüzden, küresel kimliğinden hızla sıyrılmayı başaran ve milliyetçi duygulara hitap eden markalar kazanıyor.
Ayrıca, spontane hareketin yerini güvenlik kaygısının aldığı, sürekli “dikkatli” ve daha “obsesif” yaşamın öğretildiği süreçte, geleceğe yönelik belirsizlik ve güvensizlik duygusu hakim. Markalar açısından ise bu durumda hazcılık da, sadeleşme de fırsatlar sunuyor. Hazcılar tüketimde doyum ve kaçış ararken, sadeleşme arayışında olanlar doğala, yerele ve geleneksele dönmenin peşinde.
Salgınla beraber yaşanılan “sosyal mesafe”, toplumsal aidiyet ve yakınlık ihtiyaçlarını tetiklerken, toplumsal bağları tekrar kurma çabası, daha fazla paylaşım, yardımlaşma ve sağlık çalışanları benzeri “kutsalların” tekrar hatırlanması gibi sonuçlara yol açtı. Toplumsal inşa süreci ve yakınlaşma ihtiyacı da markalar açısından önemli fırsatlara gebe olarak gösteriliyor. Markalar, insanlar arasında oluşan fiziksel ve duygusal mesafeyi telafi edecek dijital-fiziksel çözümler üretmek ve duygusal mesajlarla tüketiciye dokunmak zorunda kalıyor.
Metro
Türkiye’nin araştırmasına göre, temmuzda % 63 olan restoranları ziyaret eden
tüketicilerin oranı ağustosta % 78’e çıktı.
Metro Türkiye ile Nielsen iş birliğiyle
gerçekleştirilen, otel ve restoran müşterilerinin Koronavirüs dönemindeki
davranış ve beklentileri mercek altına alan tüketici araştırmasının sonuçları
açıklandı.
Metro Türkiye’nin pandemi ve mutfağa
dönüş sürecinde işletmelere müşterilerinin beklentilerini doğru bir şekilde
anlamalarını sağlamayı ve bu konularda aksiyon alabilmeleri için yol göstermeyi
amaçladığı araştırma, Ankara, İstanbul ve İzmir’de 1.222 kişi ile
gerçekleştirildi.
Araştırma sonuçlarına göre, Temmuzda
restoran ziyaret edenlerin oranı % 63 iken ağustosta bu rakam % 78’e çıktı.
Otel ziyaretlerinde en çok önem verilen konuların başında % 69 ile temizlik
gelirken, tüketicilerin restoranlarda en dikkat ettiği uygulama ise % 70 ile
mesafeli oturma düzeni oldu.
Tüketicilerin, pandemi döneminde küçük işletmelere olan güvenini sürdürdüğünü gösteren araştırmaya göre, küçük işletmelerin de içerisinde yer aldığı orta fiyat aralığındaki restoranların tercih edilme oranı % 65, zincir restoranların ise % 67 oldu. Ayrıca tüketicilerin restoranları tercih ederken sosyal medya hesaplarına bakma oranı % 26’dan % 33’e yükselirken internet sitelerine bakılma oranı ise % 24’ten % 29’a çıktı.
Restoranlarda en çok dikkat edilen konu mesafeli oturma
Araştırma
sonuçlarına göre, restoranlara giden katılımcılar çoğunlukla deneyimlerinden
memnun kaldı ve en beğendikleri önlem mesafeli oturma düzenlemeleri oldu.
Restoranlarda, Ağustosta sterilizasyon
işlemleri daha fazla önem kazandı. Ek olarak katılımcılar bu dönemde mesafeli
oturma düzeni ve kalabalık ziyaretçi alınmaması gibi önlemlerin olup olmadığına
daha fazla dikkat etmeye başladı. En çok öne çıkan önlemlerin başında (Temmuz
% 74, Ağustos % 71) mesafeli oturma düzeni geldi.
Restoran müşterilerinin bireysel
önlemlere verdiği önem de raporun dikkat çekici bir diğer verisi oldu.
Katılımcıların mesafeli oturma dışında dikkat ettikleri başlıca önlem çalışanların
koruyucu malzemeler kullanması (Temmuzda % 64, Ağustosta % 57) oldu. Bunu
ziyaretçilere dezenfektan, maske ve eldiven verilmesi, dışarıda oturma seçeneği
sunulması, temassız ödeme ve teslimat seçenekleri takip etti.
Ayrıca, pandemi özelinde çalışan ve ziyaretçilerin ateşinin düzenli olarak ölçülmesi ve tek kullanımlık çatal bıçak tercihi, müşterilerin önem verdikleri önemli diğer noktalar oldu.
Mahalledeki restoranların tercih edilme oranı arttı
Pandemi
döneminde ortaya çıkan diğer bir önemli husus da tüketicilerin tanıdık
mekanlara duyduğu güven oldu. Araştırmaya göre evlere yakın ve
mahallede bilinen işletmeler eskiye göre daha fazla tercih ediliyor, diğer
yandan zincir restoranların kurumsallığına olan güven devam ediyor.
Ayrıca, araştırmaya göre, kurumsal
yerlerin riski daha fazla minimize edeceğine inanılıyor. En fazla ziyaret
edilen restoranlar % 67 ile zincir restoranlar olurken, onu % 65 ile küçük
işletmelerin de içinde yer aldığı orta fiyat aralığındaki restoranlar, % 33 ile
yüksek fiyatlı restoranlar izledi.
Tüketicilerin, gidecekleri restoran
sosyal medya hesaplarını incelemesinin oranı dikkat çekerken, her üç kişiden
biri ziyaret edeceği işletmenin sosyal medya hesabını kontrol etti. Temmuzda
% 26 olan bu oran, Ağustosta % 33’e yükseldi. İnternet sitelerine bakılma oranı
ise aynı şekilde artış göstererek % 24’ten % 29’a çıktı.
Otellerde en çok temizliğe dikkat ediliyor
Oteller için Ağustosta en çok önem
verilen tedbirler % 69 ile temizlik, % 53 ile otel odalarında alınan önlemler, %
47 ile otel restoranlarındaki tedbirler oldu.
Tüketicilerin dikkat ettiği diğer
önlemler ise % 46 ile personel, % 45 ile plaj, % 44 ile giriş, % 41 ile havuz
kenarı, % 37 ile resepsiyon ve lobi, % 29 ile asansörler, % 28 ile otele
ulaşım/otopark, % 26 ile oda servisi ve ortak kullanım alanları, % 24 ile umumi
tuvaletler, % 23 ile koridorlar, % 20 ile oyun alanı şeklinde sıralandı.
Piper Jaffray’in iki yılda bir düzenlenen 40. “Gençler ve Satın alma” raporuna göre, küresel olarak ortalama yaşı 18 yaşın altında olan 9.800 tüketicinin anketinin bir sonucu olarak, gençler sonbaharda bu yıl yaklaşık 2.150 $ harcadıklarını bildirdi.. Salı günü yayınlanan anket 19 Ağustos – 22 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirildi.
Piper Jaffray, bunun yıllık bazda yaklaşık % 9′luk bir düşüş
olduğunu belirtiyor. Gençlerin bildirdiği yıllık harcama 2006 ilkbaharında
yaklaşık 3.023 $ ile zirve yapmıştı.
Giyim harcamaları, 2019 sonbaharına göre %11 düşüşle genç başına yılda yaklaşık 507 dolar oldu. Kadınların kıyafetlere ortalama olarak erkeklerden yaklaşık 160 dolar daha fazla harcadığı belirtildi.
Piper Jaffray, özellikle gençlerin el çantalarına sadece 87 dolar
harcadıklarını bildirdi, bu tüm zamanların en düşük seviyesi.
Moda sektöründe Nike , gençler arasında en üst sıradaki yerini korudu – bu şu anda Piper Jaffray’in anketinde on yıldır sahip olduğu bir konum. Moda da ikinci sırada Adidas markası onu izledi.
Hızlı moda zinciri H&M yükselirken, Forever 21 listeye düşüş yaşadı. ’Victoria’s Secret, bir yıl önce 13. sıradan 22. sıraya geriledi.
Giyim kategorisi içinde, ikinci el ürün alışverişi gençler arasında bir ivme kazandı. Gençlerin %58’i ikinci el bir ürünü satın almaya sıcak baktığını belirtiyor.
Gençlerin favori ayakkabı markası yine geçen yıllarda olduğu gibi Nike olarak kayda geçti.
Piper Jaffray, ayakkabı harcamalarının bir yıl öncesine göre %6
düşüşle genç başına yılda 275 dolar olduğunu söyledi. Erkekler,
kadınlardan ortalama olarak ayakkabılara yaklaşık 50 dolar daha fazla
harcadıklarını bildirdi.
E-ticaret devi Amazon da gençlerin favori web sitesi olarak kaldı ve gençlerin %54′ü Amazon’un 1 numaralı çevrimiçi alışveriş noktası olduğunu söylerken, bir önceki yıla göre (%52) bu oran artış gösterdi. Gençlerin %90′ı sonbaharda internetten daha fazla alışveriş yaptıklarını söyledi.
Bu arada, gençlerin yalnızca %33′ü büyük mağazalarda ve özel
perakende mağazalarında alışveriş yaptığını bildirdi, bir önceki yılki bu oran
%36 olarak kaydedilmişti.
Ankete göre, genel gıda harcamaları düşmesine rağmen, erkekler
hala harcamalarının çoğunu -%21′ini- gıdaya ayırıyor. Bunu video oyunları
ve giyim izliyor. Kadınlar harcamalarının çoğunu -% 27′sini- giyime ayırıyor,
ardından yiyecek ve kişisel bakım geliyor.
Aynı zamanda gençlerin %48′i, ekonominin bir yıl önceki yıla kıyasla daha da kötüye gittiğine inandıklarını söyledi. Geçen yıl bu oran %32 olarak kaydedilmişti.
H&M Group , GDPR kurallarını ihlal ettiği için 35 milyon euro tutarında rekor bir para cezasına çarptırıldı: moda oyuncusunun Almanya’daki çalışanlara ait özel verileri yasadışı olarak sakladığı iddia ediliyor.
Almanya Nürnberg’deki bir H&M servis merkezinde, yönetim yüzlerce çalışanı çok yakından takip etti. Karar, çalışanların özel hayatlarını yasadışı bir şekilde haritalandırmaktan dolayı İsveç moda grubuna 35 milyon Euro’luk tarihi para cezası veren Alman veri koruma otoritesi tarafından onaylandı.
İddiaya göre, en az 2014 yılından bu yana, personelin özel hayatlarının ayrıntıları kapsamlı bir şekilde kaydedildi. Tatil veya hastalık izninden dönen çalışanlar ekip liderleriyle konuşmak zorunda kaldı. Forbes, bu görüşmelerden sonra birçok vakada hastalıklar ve teşhislerin çalışanların gerçek tatil deneyimlerinin üzerine kaydedildiğini bildirdi.
Bazı ekip liderleri, oldukça masum ayrıntılardan aile meselelerine ve inançlarına kadar uzanan görüşmelerde çalışanlarının özel hayatlarına yönelik bilgileri kaydetti ve ardından tüm bilgiler saklandı. Uygulama, bir yapılandırma hatası nedeniyle tüm verilerin birkaç saat boyunca herkes tarafından görülebildiği Ekim 2019’da ortaya çıktı.
Verilen ceza, 2018’de yürürlüğe giren Avrupa GDPR mevzuatının bir parçası. Almanya’da bugüne kadarki en yüksek GDPR cezası ve tüm Avrupa’da ikinci en yüksek ceza aynı zamanda. Sadece Google geçen yıl Fransa’da 50 milyon euro para cezası ile daha da ağır bir şekilde cezalandırılmıştı. Ancak mahkeme verilen ceza ile ilgili diğer şirketlere örnek olmak istiyor.
H&M tüm sorumluluğu üstlendiğini iddia ediyor ve hizmet merkezi çalışanlarından “çekincesiz” özür dilemek istediğini açıkladı. Olay, giyim devine göre yönergelere ve talimatlara uygun olmayan uygulamaları ortaya çıkardı. Perakendeci, iç denetim uygulamalarını iyileştirmek ve yöneticileri eğitmek için kapsamlı bir eylem planı taahhüt etti.
Neredeyse bir gecede, pandemi Dünya genelinde kısıtlamalara yol açtığı için, perakendeciler müşterileriyle bağlantı noktalarını kaybetti. Mağaza içi örnekler, vitrinlerdeki güzellik denemeleri ve diğer pek çok mağaza içi deneyim artık geride kaldı.
Bir mağazanın amacı nedir? Teknik olarak, müşterilere ürün sunmak ve daha da önemlisi, bu ürünleri satın almalarını sağlamaktır. Ancak son yıllarda, bir mağazanın amacı, hem yeni markalar hem de geleneksel perakendeciler için, fiziksel perakendenin zirvesi haline gelen şeyi keşfettikçe gelişti: deneyimsel perakende.
Veya daha spesifik olmak gerekirse: başarılı deneyimsel perakende.
Yalnızca alışveriş eylemine odaklanmakla kalmayan müşterilerle daha yakın bir ilişki geliştirme fikri, mağazalarda farklı derecelerde deneylere yol açtı . Atletizm dükkanlarındaki basketbol sahaları ve futbol sahaları gibi bazı örnekler, müşterilere satın almak isteyebilecekleri ürünleri test etmeleri için daha iyi bir yol sunmaya yönelikti.
Bir mağazada video oyunları oynamanın daha fazla Mario Kart satın almasına yol açıp açmadığına bakılmaksızın, Nintendo mağaza deneyimi New York’ta büyük bir trendin simgesi: deneyimsel perakende.
Kozmetik markalarının ürün test üniteleri ve mağaza içi hizmetler gibi artık belirli bir kategoriden ayrılamaz görünen bazı mağaza deneyimleri ortaya çıktı ancak koronavirüs salgını kısa vadede alışveriş konusunda çok değişti ve uzun vadede ne kadarının değişmeye devam edeceği belli değil. Müşteriler almak istediği yatağı denemek için bir daha ne zaman yatağa uzanacak? Ürün testleri erişilebilir olmadığında kozmetik mağazalarında takılmaya devam etmenin nedeni ne olacak?
Bu arada, mevcut deneyimsel perakendecilik nasıl tepki verecek? Ve uzun vadede parlak tuğla ve beton perakendecisinin şövalyesine yönelik tehditler nelerdir?
Deneyimleri sanal hale getirme
Mart ayı boyunca, salgının ciddiyetini kavrayan perakendeciler, mağazalarını büyük lçekte kapatarak, müşterilerin en değerli varlıklarını geçici olarak bloke ettiler. Pek çok acil plan askıya alındı - sermaye harcamaları kısıldı, büyüme planları geleceğe doğru genişledi – ancak perakendeciler yerinde durmuyordu. Çoğu için, e-ticaret hâlâ devam ediyor ve çalışıyordu. Perakendeciler, online kanallar, mağazadan teslim almaya hazır olma ve müşterilerle online etkileşimde bulunmanın yollarını bulma gibi çözümler bulmaya başladı. Ama “deneyim” fikrini dijital formata nasıl çevirirsiniz?
Nike , Çin’deki artan e-ticaret satışlarının ardından, NTC Premium akış antrenmanı hizmetini ücretsiz olarak sundu. American Eagle ve Elf Kozmetik sanal bir balo düzenledi. Güzellik markası Kiehl’s, güzellik danışmanlarıyla sosyal medyada saatlerce süren konuşmalara ev sahipliği yapıyor.
13 Mayıs itibarıyla, Coresight Research raporuna yanıt verenlerin dörtte birinden fazlası alışverişlerde mağazalar yerine, e-ticareti tercih edeceğini belirtiliyor üçte ikisi eskisinden daha fazla online harcama yaptı. Belki de bu online kanala daha fazla odaklanmayı ve perakendecilere gelecekteki etkinlikleri için sanal çözümler sunmaları için gerekli altyapıyı sağlar, kim bilir?
İnsan dokunuşu etrafında çalışmak
Yazın başlarında mağazaları yeniden açma hareketinde, deneyimsel perakende, perakendecilerin aklında yoktu. Maske, sosyal mesafe, el dezenfektanı istasyonları ve tek yönlü koridorlar gibi temel protokollerin kurulması öncelik kazandı. First Insight tarafından yapılan bir araştırmada, kadınların %78‘inin güzellik ürünlerini test ederken kendini güvende hissetmediğini,%65‘inin giyinme odasında kıyafet denemekten kendini güvende hissetmediğini ve %66‘sının bir satış temsilcisiyle çalışırken kendini güvende hissetmediğini ortaya koydu. El dezenfektanı ve sınırlı doluluk, çoğu insanın (% 80) kendilerini en güvende hissettireceğini söylediği önlemlerdir, ancak maskelerde (% 79) da üst sıralarda yer almaktadır.
Ancak bu önlemler yerinde olsa bile, tüketicilerin fiziksel bir mağazaya gitmeye istekli olmaları gerekir. 4.nesil olarak tanımlanan cadde alışveriş merkezleri bu konuda epey şanslı, birçok tüketici alışveriş merkezlerini kaçınılması gereken yerler listesinde en başa koyuyor.
“Büyük soru şu: İnsanları korumak için tüm bu güvenlik önlemlerini almanız gerekiyorsa, o zaman insanlar neden ilk etapta sadece online sipariş verebilecekken mağazaya girsin?” Ancak bazı müşteriler fiziksel mağazalara geri dönecek. Ve bunu yaptıklarında, oldukça deneyimsel alanlara sahip perakendecilerin bu alan için bir stratejisi ve dokunma etkileşimlerini sınırlamanın bir yolunu bulması gerekecektir. Dokunma ve his bir süre duracak olsa da, yine de görme, koku ve ses duyuları bir perakende ortamında devreye girebilir. Kısacası: Perakendeciler, yakın vadede deneyimsel perakendecilikle nasıl başa çıkacakları konusunda yaratıcı olmalı. Fiziksel bir ortamı alışveriş yapmak için bir yerden daha fazlasına dönüştürmek için çok şey var, ancak ona stratejik olarak yaklaşılması gerekiyor.
Yıl için deneyimsel perakendeye ayrılan harcamaların çoğu, muhtemelen daha acil olan alanlara yeniden dağıtılacaktır. Birçok perakendeci benzer nedenlerle pazarlama giderlerini düşürdü. Perakendeciler, tüketicileri mağazalara getirmek için yatırım yapmak zorunda kalacak, 31 Aralık sonrasında agresif pazarlama faaliyetlerinin olacağını düşünüyorum. Yine de perakendenin salgını geçmiş zaman kipinde ne zaman tartışabileceği henüz tam olarak belli değil.
İngiliz sinema zinciri Cineworld, koronavirüs salgını nedeniyle İngiltere ve ABD’deki toplam 663 sinema salonun geçici olarak kapatılacağını duyurdu.
Cineworld’den yapılan açıklamada, salgın nedeniyle son derece zorlaşan faaliyet şartları dolayısıyla İngiltere’deki 127, ABD’deki 536 sinema solonun 8 Ekim tarihinde geçici olarak kapatılmasına karar verildiği belirtildi.
Açıklamada sinema salonlarının ne zaman tekrar açılacağına dair bir tarih verilmedi.
Şirket açıklamasında değerlendirmelerine yer verilen Cineworld Üst Yöneticisi Mooky Greidinger, “Cineworld gelişmeleri yakından takip edecek ve bu sinema solanlarının uygun olan zamanda açılmasına ilişkin gerekli iletişimi sağlayacaktır.” ifadesini kullandı.
Sinema zincirinin salonlarını salgın nedeniyle kapatma kararı almasının toplamda 45 bin kişinin işini etkilemesi bekleniyor.
Dünya genelinde toplam 790 sinemaya sahip olan Cineworld, İngiltere ve ABD’nin yanı sıra Kanada, İrlanda, Polonya, Romanya, İsrail, Macaristan, Çekya, Bulgaristan ve Slovakya’da da faaliyet gösteriyor.
Bu arada son dönemde salgın nedeniyle azalan izleyici sayısı dolayısıyla yeni yapımların sinema salonlarında sergilenmesine ilişkin iptal ve ertelemeler sinema salonlarının finansal pozisyonları üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor.
Sinema seveler tarafından ilgiyle beklenen ve geçen nisan ayında gösterime alınması planlanan James Bond 007 serisinin son filminin prömiyeri daha önce salgın nedeniyle kasım ayına ertelenmişti. Daha sonra yapımcılar tarafından bu tarih de değiştirilerek filmin izleyicilerle gelecek yılın nisan ayında buluşmasının planlandığı açıklanmıştı.
Ülkemizde sinema sektörü
Ülkemizde de sinema sektöründen maalesef iyi haberler gelmiyor. Pandemi etkisi ile hem yeni film çekimleri hem de kapalı ortamda film izleme fikri izleyicilerin ilgisini bir hayli etkiledi. Öte yandan evde kaldığımız sürede artan Netflix üyelikleri de bu açıdaki açığı kapatınca sinema sektörü için geri dönülmez zor bir süreç başladı.
Sinema salonlarından gelen kişi sayıları, geçen yılın bir hayli altında. Sektörü domine eden markalardan dahi maalesef iyi haberler gelmiyor.
Küresel salgın perakendede birçok eğilimi hızlandırdı. İlk olarak, tüm perakende satışların neredeyse üçte birini temsil edecek şekilde kilitlenme sırasında büyüyen çevrimiçi alışverişe geçiş gerçekleşti. İkincisi ise indirim perakendeciliğine olan ilginin artması oldu.
Pandemiye kadar, indirim mağazaları, kar marjları nedeniyle çevrimiçi satış açısından çoğunlukla geride kalmıştı. Ancak pandeminin son dönemlerinde özellikle indirim perakendecilerinde de bu yönde yönelimi sıklıkla görmeye başladık.
Şok, A101 gibi bilinen indirim marketleri pandeminin son dönemlerine
doğru e-ticarete adım attıklarını duyurmaya başladılar.
Aslına bakarsanız bu durum, indirim perakendeciliği mantığına
oldukça aykırı bir tablo oluşturdu sektörde şimdiye kadar.
Fakat bugün işler biraz değişti…
İndirim zincirlerinin büyümesi
Pek çok tüketicinin hanehalkı gelirlerinin azalması ve ekonomik belirsizliğin devam etmesi nedeniyle, pandemi sırasında indirimin veya indirim perakendecilerinin değerinin artması elbette şaşırtıcı değil.
Aslında bu eğilim perakendeye ‘büyük bölünme adında’ yeni bir adlandırma da kazandırdı bu süreçte. Yani tüketiciler ya birinci sınıf, organik ürünlere yönelimleri artırdı ya da uç indirim perakendesine yönelik fiyat araştırmalarını arttırdı. Hal böyle olunca, ortadaki perakendeciler için fazlasıyla açıkta kalmış bir satın alma davranışı ile baş etme güçlüğü ortaya çıktı.
Çevrimiçi satış ve düşük marjlar
Çoğu indirim perakendecisi çok ince kar marjları ile
çalışıyor ve çevrimiçi iş süreçlerinin maliyeti her geçen gün biraz daha
artıyor. E-ticaret, hem yeni müşteriler edinmenin maliyeti açısından hem de
nakliye ve iadelerle ilgili müşteri beklentileri nedeniyle indirim
perakendecileri için oldukça güçlü bir süreç.
Yurt dışında hala bazı büyük indirim perakendecileri
eticarete yönelme konusunda çekimser. En büyük indirim perakende zincirlerinden
Aldi, önümüzdeki süreçte 15 mağazası özelinde bir çevrimiçi alışveriş
denemelerine henüz başlayacağını duyurdu.
Ülkemizde ise en büyük indirim marketlerinden BİM için bu
yönde bir eğilim şu anda yok. Fazla mağazalaşma gibi özellikler elbette bu
yönelimde etken olsa da, rekabet etkisi her geçen gün artıyor.
Özellikle büyük eticaret markalarının 3-5 günlük çoğunlukla algısal olarak düzenledikleri büyük indirim günleri bu yöndeki rekabeti her geçen gün arttırmaya da devam edecek gibi görünüyor.
Hatırlarsanız daha önceki yazılarımızda da bahsettiğimiz gibi Black Friday gibi etkisi büyük indirim günleri artık markalar tarafından uzun soluklu tarihlere bölünerek ilerletilmesi planlanıyor. Çünkü tüm markalar için bu ‘büyük bölünmede’ yerini almak oldukça önemli faktör.
Nestlé , sürdürülebilir süt ürünleri ve bitki bazlı alternatiflerle yenilik hedeflerini güçlendiriyor. ,
Nestlé, İsviçre’nin Konolfingen kentinde, sürdürülebilir süt ürünleri ve bitki bazlı süt ürünleri alternatiflerinde yeniliği ve “pazara giriş hızını” teşvik etmek için bu hafta yeni bir “Ar-Ge Hızlandırıcı” açtı.
Merkez, küçük ölçekli üretim ekipmanı ve tam donanımlı bir test mutfağı kullanarak yeni başlayanlar, öğrenciler ve bilim insanlarına Nestlé’nin süt ürünleri ve sebze proteinleri konusundaki uzmanlığından yararlanarak bir platform sağlamayı hedefliyor. Hedef, altı ay içinde bir test mağazasında yeni bir konsept başlatmak.
Avrupa’da Nestlé, Garden Gourmet markasıyla et ikamelerinde lider bir marka; ABD’de grup, diğerlerinin yanı sıra Sweet Earth’ün yerini alan et üreticisini de satın almış durumda . Yakında çokuluslu şirket, yulaf, bezelye ve bitki bazlı bir Nesquik çeşidini piyasaya sürecek.
Süt ürünleri ve bitki bazlı süt ürünleri alternatiflerinde yenilik, Nestlé’nin portföy stratejisinin yanı sıra sürdürülebilirlik gündeminin de temelini oluşturuyor. Şirket ayrıca bu yönde iddialı iklim hedefleri belirlediğini belirtiyor.