Ana Sayfa Blog Sayfa 376

Meta, ABD’de Kendi Perakende Mağazalarını Açmayı Düşünüyor

The New York Times’ta yer alan bir rapora göre, Facebook‘un ana şirketi Meta, Amerika Birleşik Devletleri’nde kendi perakende mağazalarını açmayı düşünüyor.

Mağazalar, büyük ölçüde şirketin ülke çapındaki diğer zincirlerde satılan sanal gerçeklik kulaklıkları ve görüntülü sohbet tabletleri gibi fiziksel ürünlerini sergilemek için kullanılacak ve müşterilerin onları bağımlı kılmak için denemelerine izin verecek. Bu durum Meta‘nın gelecekteki hedeflerine yaklaştığımızı gösteriyor.

Meta CEO’su Mark Zuckerberg, haftalar önce Facebook’un isim değişikliğini duyurmuştu. “Bugün bir sosyal medya şirketi olarak görülüyoruz, ancak DNA’mızda insanları birbirine bağlamak için teknoloji inşa eden bir şirketiz ve metaverse, tıpkı başladığımız zamanki sosyal ağlar gibi bir sonraki sınır” dedi.

Meta’nın Hedefi Ne?

CNBC’deki bir rapora göre, ilk Meta amiral gemisi mağazası muhtemelen Burlingame, California için planlanıyor. Mağazanın adı muhtemelen ‘Facebook Mağazası’ olacaktı, ancak geçen hafta işletmenin yeniden markalaşmasından sonra durumun hala böyle olup olmayacağını göreceğiz.

Teknoloji devleri Amazon ve Google‘ın son birkaç yılda kendi mağazalarını açmasıyla Meta kendi fiziksel mağazalarını açma konusundaki hedefine geç kaldı.

Bununla birlikte, 2021’in üçüncü çeyreği itibariyle (Statista‘ya göre) dünya çapında yaklaşık 2,9 milyar aylık aktif Facebook kullanıcısıyla, işletmenin kendisini pazarlamak için geniş bir potansiyel tüketici havuzu var.

Flo, Yapay Zeka Projesi FLO WISE’ı Hayata Geçiriyor

Teknoloji ayağında yatırımlar yapmaya devam eden Flo, sektöründe Türkiye’de bir ilke daha imza atarak yapay zeka projesi FLO WISE’ı hayata geçiriyor.

Şirketten yapılan açıklamaya göre, Flo, teknoloji ayağında yatırımlar yapmaya devam ediyor. Flo; yapay zeka, nesnelerin interneti (IoT), robotik süreç otomasyonu (RPA) gibi yeni nesil teknolojiler üzerinde çalışarak ürün yönetiminden lojistiğe, müşteri deneyiminden tedarikçi yönetimine ve İK sistemlerine kadar her alanda hayata geçirmeye başladığı dijital dönüşümün projeleri ile perakende sektörüne öncülük etmeyi hedefliyor.

Flo, sektöründe Türkiye’de bir ilke daha imza atarak iki ayaklı bir yapay zeka projesi FLO WISE’ı hayata geçiriyor. Projenin ilk ayağında yapay zeka destekli iade çalışmaları ele alınıyor. Flo müşterilerinin mağazalara getirdiği hasarlı ürünleri için anlık olarak çalışacak ve ürünle ilgili geçmiş iade bilgileri, ürünün temel özellikleri ve hasar tipi arasındaki ilişkiyi, mevsim koşullarına dayanan analizi, ürünü üreten tedarikçinin kalite geçmişini, benzer ürünlerdeki iade istatistikleri ve hatta geçmiş müşteri davranış analizi gibi birçok parametreyi dikkate alarak bir yapay zeka asistanı kullanılacak.

Ürünün materyalinden, üreticisine ve müşterisine birçok veriyi analiz edecek. Bir ürünü uzun zaman kayıplarına neden olacak fiziki inceleme sürecine sokmadan ürün hasarları büyük oranda anlık olarak tespit edilebilecek olması müşteri memnuniyeti büyük oranda artacak. Ayrıca yapay zeka sayesinde lojistik ve operasyon maliyetlerinden tasarruf edilecek.

Yapay zeka tek kalmış binlerce sağ ve sol ayakkabı eşlerini bulacak

FLO WISE projesinin ikinci ayağında ise ayakkabı sektörünün kanayan yarası olan, bütünlüğü (sağ-sol teki) bozulan ayakkabılara çözüm bulunması hedefleniyor.

Ayakkabı mağazalarında genellikle ayakkabıların bir teki sürekli denendiği için deforme oluyor, diğer teki ise sağlam bir şekilde kutuda kalıyor. Yapay zeka tabanlı akıllı tekleme teknolojisi sayesinde doğru eşleşmeyi sağlayacak olan Flo, mağazaların ellerinde kalan binlerce tekleme ürün için; ürün özellikleri, mağaza stokları, ürünlerin lokasyon bazlı satış potansiyeli, mevsim koşulları, lojistik maliyetleri, müşteri trendleri gibi değişkenleri hesaba katılarak eşleştirilecek ve ekonomiye geri kazandırılacak. Böylece tek kalmış binlerce sağ ve sol ayakkabı, doğru mağazalarda eşleştirilerek satışa kazandırılacak. Tamamen bulut ortamında çalışacak olan bu sistem ile satış performansında artış, lojistik ve imha maliyetlerinde ise önemli ölçüde azalma beklenmekle birlikte, kaynak kullanımının verimliliği ve ülke ekonomisine önemli katkılar sunulacak.

‘FLO WISE, sektörde büyük kolaylık sağlayacak iddialı projelerden biri’

Açıklamada görüşlerine yer verilen Flo Bilgi Teknolojileri ve Lojistik Genel Müdür Yardımcısı Burak Aktaş, müşterilerin ürünlere hızlı ulaşması için teknolojik dönüşümü planlayarak gerçekleştirdiklerini belirtti.

Müşterilere yalnızca alışveriş sırasında değil, öncesindeki tedarik zinciri ve lojistik süreçlerin yanı sıra alışveriş sonrasındaki iade/değişim sürecinin tümünde yanlarında olduklarını hissettirecek omnichannel hizmet anlayışı odağında perakende sektörüne öncülük edecek, fark yaratacak, dışa bağımlılığı azaltacak dijital dönüşüme yönelik projeler yürüttüklerini aktaran Aktaş, bugüne kadar hayata geçirdikleri projelerle birçok ödüle layık görüldüklerini anımsattı.

Aktaş, yapay zeka tabanlı FLO WISE projesini de gerçekten sektörde büyük kolaylık sağlayacak iddialı projelerden biri olduğunun altını çizerek, ‘Müşteri beklentisini önceleyen bir bakış açısıyla ve ihtiyaç duyulacak teknolojik dönüşümleri Flo’da gerçekleştirmeye ve sektörümüze de bu anlamda yön vermek adına, 2020 ve 2021 yılında yaklaşık 105 milyon TL’lik teknoloji yatırımı yaptık. Önümüzdeki iki yıl içerisinde de 150 milyon TL’nin üzerinde teknolojiye yatırım yapmayı planlıyoruz.’ ifadelerini kullandı.

Kriz Dönemlerinde Müşteri Beklentileri Ne Yönde Değişiyor?

Tarih boyunca ülkemiz, dünyamız sayısız krizle mücadele etti. Krizler söylendiği zaman kötü anlamı çağrıştırsa da aynı zamanda toplumlara yenilenmek ve değişmek için tetikleyici bir güç verir.

1918 salgınında Bell telefonunun önemini ön plana çıkardı. Bir reklam, telefonun “neşe ve cesaret verdiğini”, çünkü “yakın veya uzak arkadaşlara kolayca ulaşılabileceğini” söyledi. Çünkü telefon  umutsuzluk, kayıp ve izolasyon çağında; sosyallik ve bağlantı imkanı sunuyordu.

Aşırı zorlukların ortasında ki Büyük Buhran, araba radyosunun icadını doğurdu. Motorola radyosu 1930’da, yeni arabaların 650 dolara mal olduğu bir zamanda, 110 dolara satışa çıktı ve hayatları değiştirdi. insanlara iletişim ve etkileşim için yeni bir yol sunmakla kalmadı. Ulusları bir araya getirdi ve bağlantı gücünü arttırdı.

İkinci Dünya Savaşı, iletişim kurmanın, anlamanın ve bağlantı kurmanın yeni yollarını sunan “akıllı makineler” için bir katalizör görevi gördü.

İnovasyon, yıkıcı küresel olaylardan doğar. Krizler davranışlarımızı değiştirmeye yönlendirir ve bize çözmemiz gereken yeni sorunlar verir. Bu sorunlar çoğu zaman getirdikleriyle değil götürdükleriyle anılır.

Koronavirüs krizi ve perakende sektörü

Covid-19 da bu krizlerden biri. Tüm dünyayı kısa sürede etkisi altına alan pandemi geçmişte olduğu gibi yine yenilikleri doğurdu. Gerek iş dünyasında gerekse normal  hayat akışında eksikliğini hissettiğimiz ne varsa bunlara hizmet eden yeni ürünler, hizmetler geliştirildi.

Uzak mesafelerin arttığı, insanların birbirinden ayrı kaldığı bu dönemde kişileri tek bir tıkla aynı sohbet ağında buluşturan Clubhouse, Discord ve Zoom gibi platformlar kazandırıldı. Aynı zamanda da okulların uzaktan eğitim altyapıları geliştirildi.

Özellikle son zamanlarda genişletilmiş gerçeklik teknolojileri, AR lensleri, teknolojik oyunlar ve daha bir sürü yeniliklerin hızla arttığını görüyoruz. Bunların hepsi perakende sektörünün geleceği için harika bir fırsat ve çeşitlilik yaratıyor.

Çok uzak olmayan bir gelecekte belki de bahsettiğimiz yeniliklere fiziksel mağazalardan da ulaşabileceğiz. Bu inovasyonlar perakendecilere yeni fırsatlar sağlamakla kalmayıp aynı zamanda müşterilere de yeni bir deneyim sunacak. Gelecekteki alışveriş deneyiminin değişecek olması pazarlama, dağıtım, işletme gibi alanlarda farklı stratejileri ve çalışma şekillerini de beraberinde getirebilir.

kriz dönemi
kriz dönemlerinde müşteri beklentileri ne yönde değişiyor? 2

Müşteri ne istiyor?

Tüketiciler kriz zamanlarında öngörülebilir tepkiler verirler ve bağlılık ihtiyacı hissederler. Bu aslında insanın temel içgüdüsüdür. Bir savaşta ya da kavganın ortasında kaldığınızı düşünün. Muhtemelen yapacağınız ilk şey bir müttefik bulmak olacaktır. Bu bağlılık ihtiyacı bazen aileyle bazen arkadaşla bazen de bir markayla giderilir.

Tüketiciler markalarla da bağlılık kurar çünkü markalar cansız nesneler değildir. Çoğu zaman ilişki ortaklığı, destekçilik ve rehberlik sağlarlar.

İşte bugün perakende markaları için fırsat tam da burada yatıyor. Markalar tüketicilerin güncel bağlantı ihtiyaçlarından yararlanmak; yeni, uzun vadeli, derin ve değer yüklü ilişkileri beslemek için adımlar atmalılar.

Pandemiyle birlikte kişilerin ürün ihtiyaçlarından, hizmet beklentilerine kadar birçok değişiklik oldu. Her markada önce kendi müşterisini iyi analiz ederek revizyonlarını buna göre şekillendirmeli.

Markaların ne sattıklarından daha çok neden var oldukları ve vizyonları net bir şekilde belirlenmeli. Tüketiciler markaların toplum içindeki duruşlarının sağlam olmasını, gerçek sorunları ele alıp cesur davranmalarını ve özgür olmalarını istiyor.

Pandemi sırasında yapılan bir araştırmaya göre müşterilerin %71’i, karı insanların önüne koyan markalardan uzaklaşıyor. İşte tam bu sebeple markalar ne sattıkları kadar toplumdaki yerlerini, duruşlarını, var olma amaçlarını da tüketicilere göre belirlemeli. Çünkü duygularla kurulan bağlantılar, insan ilişkilerinde olduğu gibi müşterilerin markayla ilişkilerinde de sağlamlaştırıcı rol oynar.

Perakende Mağazalarında ‘Sessiz Saatler’in Yükselişi

Müşteriler için erişilebilir ve keyifli alışveriş mekânları oluşturmak tüm satıcılar için birincil hedef noktası. Bir diğer önemli husus ise kapsayıcı hamleler yapmak. Buna en iyi örnek ise İngiltere oldu. Ülkedeki mağazalar engelli her beş kişiden birine keyifli bir perakende satış deneyimi sunacak.

Çoğu zaman perakende satış ortamları müşterilerin dikkatini çekmek için yüksek ses, parlak ışık ve güçlü kokularla ilişkili yerler olabiliyor. Fakat bununla birlikte mağazaların bu faktörleri bazı insanlara stresli bir alışveriş deneyimi yaşatabiliyor.

Özellikle pandemi sonrası kısıtlamaların gevşetilmesinin ardından ana caddelerin yeniden canlanması müşteriler tarafından memnuniyetle karşılanıyor. Ama yine bir noktada insan yoğunluğu da bazı kişiler için stresli bir ortam hazırlayabiliyor.

sessiz saatler
tesco süpermarket zinciri ‘sessiz saatler’ i kalıcı hale getiriyor

İngiltere ‘Sessiz Saatler’i Nasıl Uyguluyor?

İngiltere’nin en büyük süpermarket zincirlerinden biri olan Tesco bugünlerde ‘Sessiz Saatler’ i mağazalarında kalıcı hale getireceğini duyurdu. Çarşamba ve Cumartesi günlerinde sabah saat 9 ve akşam saat 10 arasında, bazı müşteriler için alışverişi kolaylaştırmak adına süpermarketlerinde ışıkları kısacak.

Firma ayrıca mağaza içerisinde yer alan self servis kasaların ve diğer cihazların sesini azaltmak için daha fazla geliştirme yapacaklarının sözünü verdi. Bu şekilde kasalarda ödeme esnasında oluşan gürültüyü azaltacak.

Tesco Group Müşteri Teklif Direktörü Claire Pickthall şunları söyledi: “Bazı insanlar için alışveriş gezisinin stresli olabileceğini ve sadece engelli insanlar için değil, alışveriş yaparken daha sakin bir yer arayan diğer müşteriler için de stresli olabileceğinin farkındayım. Herkesin bilmesini isteriz ki Tesco, alışveriş yapmak veya çalışmak için hoş bir yer.”

sessiz saatler
the entertainer’ da ‘sessiz saatler’ i mağazalarında devamlı hale getirecek şirketlerden

İngiltere’nin en büyük bağımsız oyuncak perakendecisi The Entertainer, yıl boyunca ‘Sessiz Saatler’ i düzenlemeyi taahhüt ederek, müşterilerin genellikle koşuşturmalı alışveriş deneyiminden kaçınmalarına yardımcı oluyor.

Şirket aynı zamanda otistik müşterilerini destekleme ve kendi çalışanlarına özel bireylerle ilgili ek personel eğitimi sağlama taahhüdü nedeniyle Ulusal Otistik Yardım Kuruluşu tarafından ‘Otizm Dostu Ödülü’ne layık görüldü.

Ulusal Otistik Toplum anketi, otistik insanların %64’ünün mağazalardan kaçındığını gösteriyor. Ek olarak, %28’i otizmleriyle ilgili nedenleri yüzünden halka açık bir yeri terk etmelerinin istendiğini bildirmiştir.

İnsanlar dünyayı farklı şekillerde hissedebilir, görebilir ve deneyimleyebilir. İhtiyacı olan herhangi bir müşteri için daha sakin ve daha sessiz bir ortam yaratmak, pek çok kişinin alışveriş deneyiminde olumlu bir fark yaratacak düşük maliyetli bir çabadır.

Daha Fazla Black Friday E-Postası Aldığınızı Fark Ettiniz Mi?

Son zamanlarda mail kutunuza bakarken her zamankinden daha fazla Black Friday e-postası fark ettiniz mi? Eğer böyle düşünüyorsanız bu bir yanılsama değil çünkü şirketler geçen yıla göre 12 kat daha fazla Black Friday maili gönderiyor.

Bu sonbaharın Black Friday alışveriş sezonu şimdiye kadarki en pahalı ve en çok reklam yapılan kampanyası olabilir.

black friday
black friday

Perakendeciler insanları alışveriş yapmaya iterken şirketler, müşterilerinin gelen kutularına geçen yıla göre 12 kat daha fazla mail gönderiyor. Tatil alışverişi, yazılım şirketi Klayvio’ya tarafından Insider’a sağlanan verilere göre henüz başlamadı.

Black Friday ve Tedarik Zinciri Krizi İlişkisi

Limanlardaki kriz seviyesindeki trafik sıkışıklığından ulaşım endüstrisindeki ciddi işgücü kıtlığına kadar bir dizi tedarik zinciri sorunu, perakendecileri satışlarını kısmaya ve tüketicileri erken alışveriş yapmaya teşvik etmeye itti.

Daha hafif stoklar ve nakliye gecikmeleriyle birlikte şirketlerin bu yıl için derin indirimler sunmak için fazla imkanları yok. Adobe, bu yıl tatil indirimlerinin %5 ile %25 arasında değişeceğini öngördü. Bu yüzdeler insanların normal bir yılda görmeye alışık olduğu indirimlerden daha düşük.

Perakende yöneticilerinin yarısından fazlası, tedarik zinciri sorunu nedeniyle yoğun alışveriş sezonu öncesi endişe yaşıyor. Bu sebeple şirketlerin büyük çoğunluğu aynı zamanda envanter stoklamalarında da zorluklarla karşı karşıya. Diğer yandan bu durum müşteriler için sipariş edilen ürünlerin geç gelmesi sorununa da işaret ediyor. Tedarik zinciri uzmanları, mağazaların özellikle oyuncaklar gibi fazla talep gören ürünler için baskı hissedeceğini tahmin ediyor.

Bir perakende danışmanlık firması olan AlixPartners Genel Müdürü Joel Bines, Financal Times‘a verdiği röportajda: “Bu yılki tatil sezonunda kesinlikle ağlayan çocuklar olacak.” dedi. Ayrıca Şükran Günü için hindi ve Noel’de ise yapay süs ağaçları gibi klasik tatil ürünlerinde de bu yıl kıtlık olması bekleniyor.

Pandemiyle beraber insanların büyük oranla çevrimiçi alışverişe yönelmesi büyük şirketleri kıtlık ve stok konusunda zorladığı gibi yerel küçük işletmeleri de krize sürükledi. Çevrenizde bulunan bu küçük işletmelerden ya da ikinci el mağazalarından alışveriş yaparak tedarik zinciri sorunlarını hafifletmek için katkıda bulunabilirsiniz.

“Black Friday ve Türk Perakendesine Etkileri 2021” Raporumuz Yayında

Perakende sektörünün zor günler geçirdiği bir yılın sonuna doğru yaklaşırken, tüm perakendenin dört gözle beklediği Kasım ayına geldik.

Markalar planladıkları indirimleri ardı arkasına yayınlamaya, müşteriler ise bu bombardıman arasında gerçek indirimleri aramaya başladılar bile.

Özellikle koronavirüs pandemisinin getirdiği olumsuz ekonomik etkilerle birlikte, indirim perakendeciliği hiç olmadığı kadar önemli olmaya başladı tüketiciler arasında.

rapor

Geçtiğimiz yıl Black Friday çevrimiçi perakendede bir rekor kırdı ve 100 milyon tüketici Black Friday’de çevrimiçi alışveriş gerçekleştirdi.

2020’de perakendeciler Black Friday’i bir özel alışveriş günü olmaktan çıkararak bir aylık süren bir anlaşma maratonuna çevirdiler.

Küresel olarak yaygınlaşan bu anlayış, Black Friday için ay boyu süren kampanyalar serüvenine dönüştürüldü.

İşte bu maraton arasında Türk perakendesi Kasım ayından ne bekliyor, Black Friday’in bu yılki alışveriş oranlarımıza etkileri neler olacak, özellikle bu yılın en önemli tartışma konularından biri haline gelen alışveriş merkezleri bu süreçten nasıl etkilenecek, raporumuzda sizler için derledik.

raporu incele
"black friday ve türk perakendesine etkileri 2021" raporumuz yayında 8

Perakendede Yeni Trend: Pop-Up Mağazalar

Milyon dolarlık bir soru: Nasıl daha fazla müşteri çekilebilir? Pop-Up mağazalar işte bu sorunun günümüzdeki cevaplarından biri. Günümüzde birçok dijital ve fiziksel pazarlama stratejileri mevcut olsa da Pop-Up mağazalar, diğer stratejilerden daha yaygın ve popüler hale gelmiş durumda.

Bu tür mağazalar, lüks markalar için neredeyse özel bir şey olmaktan çıkıp her tür şirket için bir stratejiye dönüşerek perakende sektöründe giderek daha önemli hale geldi.

Pop-Up mağazalar, genel olarak tasarımcıların veya markaların yeni koleksiyonlarını belirli bir süre sergilemeleri için ortaya çıkan ve onu geçici bir deneyim haline getiren mağazalardır. Ancak bunlardan sadece lüks markalar faydalanmıyor. Pop-Up mağaza kurmuş, Meksikalı bir firma ve konuyla ilgili trendler konusunda uzman kişilerin bu konuda bazı görüşleri var.

Çok Kanallı Bir Vizyon

WGSN trend uzmanı Christian Acquista’ya göre, bu mağazaların stratejik olarak bulunduğu noktalar: şehir merkezleri, yoğun sokaklar, alışveriş merkezleri ve hatta müzik festivalleri. Bu mağazalar, yüzeyleri çeşitlendirmek ve kısa vadede yerel müşteriye daha yakın olabilmek, daha fazla esneklik sağlamak ve mikro segmentlerin daha verimli çalışabilmesi için mükemmel bir seçenek.

Bu bağlamda, Meksikalı ayakkabı markası Loly in the Sky’ın kurucusu ve tasarımcısı Lorena Vázquez, verdiği röportajda şunları söylüyor: “Gerçek mekanda faaliyet gösteren mağazalardaki deneyim ölmedi. Dijital pazarlar büyüyor olsa da fiziki satış noktaları size çok farklı bir deneyim yaşatıyor.” Tamamen e-ticaret olarak başlayan bir mağaza için bu konsept çok kanallı bir vizyon oluşturuyor.”

pop-up
perakendede yeni trend: pop-up mağazalar 11

“Bizim için Pop-Up mağazalarına ‘Loly Shoe Bar’ denir. Müşterilerin markayı tanımaları, deneyim yaşamaları ve Mundo Loly’nin ne olduğunu öğrenmeleri için onlarla etkileşime geçebilecekleri bir yer.

pop-up
perakendede yeni trend: pop-up mağazalar 12

Marka sekiz yıldır piyasada olmasına rağmen çok daha ünlü markalara kıyasla bir dev bir marka değil ancak bu tür bir stratejiyi tercih ettiler. Bugün Loly in the Sky, tüketicilerinin nerede olduğunu analiz ederek belirledikleri yedi fiziksel satış noktasına sahip. Ancak her şey gibi, deneme yanılma yöntemi, bu iş için de geçerli. Diğer yandan bir Pop-Up mağazasının en büyük avantajlarından biri, uzun vadede bir yerel ile taahhütte bulunmanızın gerekmemesidir. Stratejinize göre onun yerini değiştirebilirsiniz.

Bir Pop-Up Mağazanın Avantajları

Bu nitelikte birçok mağaza türü vardır. Nasıl inşa edildiklerinden satın alma sürecine kadar farklı stratejiler oluşturulur. Bazı markalar özel koleksiyonlar sunmak isterken bazıları stokları bitirmek ister. Yenilikçi lansmanlar düzenlenebilir hatta tüketicilerin ürünleri tanıması ve marka ile etkileşime geçmesi bile istenebilir. Ardından müşteriler dijital kanallardan bir satın alma yapmak istiyorsa onu da yapabilir.

Örneğin Vázquez, kendi Pop-Up mağaza konseptini yaratmak için sadece bir markadan ilham almamış.  Vázquez, “Bir gezi sırasında dikkatimizi çekmeye başlayan farklı satış formatlarına sahip birkaç marka gördük. Favori mağazalarımızdan birkaçının en iyisini aldık ve marka olarak ihtiyaçlarımıza uygulamaya çalıştık ve ‘Loly Shoe Bar’larımız böyle doğdu” dedi.

“Loly Shoe Barlarımız bir satış noktasının ötesinde, müşterilerin yeni modellerle tanışıp bizzat görebilecekleri, tüm deneyimlerini ölçebilecekleri ve hatta internetten alışveriş yapma veya yaşanabilecek sorunları çözebilecekleri bir yerdir. Bu noktalarda ürünlerin boyut değişimleri ya da iadeler bile yapılabilir.”

Lorena Vázquez ayrıca, bu tür bir formatın sağladığı en büyük avantajın, yürütmenin çok hızlı olması ve bir butik yapmanın aylar sürebileceğini de açıklıyor. “4 hafta içinde yeni bir yer açabileceğiz.

Christian Acquista, pandeminin geleneksel etkileşimi değiştirdiğini ve Pop-Up mağazaların tüketicilerle olan bağlarını yeniden kazanmaya çalışan perakendeciler için bir çıkış noktası olabileceğini belirtiyor. Markalar, tüketiciye yönelik doğrudan satış stratejilerini benimsedikçe ve emlak şirketleri Pop-Up mağazaların alan açısından sağladığı potansiyelini keşfettikçe Pop-Up’lar gelişiyor ve ağırlık kazanıyor.

Kimler Pop-Up Mağazası Açabilir?

Bu konsepti en çok kullananlar genellikle moda ve lüks perakendeye odaklanmış markalar. Ancak sanat veya teknolojide uzmanlaşmış mağazalar için de bu konsept kullanılabilir. WGSN uzmanı Acquista, bu tür mağazaların trendinde bir artış olacağını açıklıyor. Özellikle ünlü markalar; yeniden kullanılabilir, yeniden yapılandırılabilir, sürdürülebilir ve özelleştirilebilir Pop-Up konsepti alanında birbirleriyle yarışıyor.

“En çok göreceğimiz trendler, eğlenceli tasarım formatlarıyla veya Instagram için mükemmel renk uygulamalarıyla tasarlanan Pop-Up’lar olacak.”

Kısacası, bu noktalar, bir şeyler satmaktan daha fazlasına hizmet edecekler. Çevrimiçi olarak mümkün olmayan deneyimler yaratmak için kullanılan alanlar olacaklar. Acquista, “Perakendeciler, bunları kalıcı alanlara taahhütte bulunmadan önce e-ticaret, ev siparişleri ve lojistik mikro merkezlerin entegrasyonu gibi fikirleri test etmek ve yorumlamak için bir veri toplama aracı olarak görmelidir.” diyor.

Çok kanallı bir strateji düşündüyseniz, bir Pop-Up mağazasıyla başlamak iyi bir fikir olabilir. Bunun için uzmanlar; yenilikçi bir fikre sahip olmayı, tüketiciyi şaşırtmayı ve özellikle alternatif yollar aramayı öneriyor. Yine de çevrimiçi kanalların tüm hızıyla devam etmesine rağmen fiziksel olarak potansiyel müşterilerinize ulaşmanın tek yolunun bu olmadığını unutmayın.

Metaverse Perakendeyi Kökten Değiştirecek

Amerikalı risk sermayedarı Chris Dixon bir keresinde, “Bir sonraki büyük atılım bir oyuncak gibi görünmeye başlayacak” demişti; bunu söylerken metaverse’den bahsediyordu.

Teknolojik ilerlememizin çoğu örnekleri, emekleme döneminde ki kullanıcıların ihtiyaç ve beklentilerine göre çok yetersiz kalıyordu. İlk telefonlar sınırlı ve güvenilmezdi. 127 yıl sonra yapılan ilk Skype aramaları, bağlantıda donmaya ve kopmaya eğilimliydi. Her iki teknolojiyi de rafa kaldırıp reddetmek kolay olurdu. Ancak onları geliştirmeyi tercih ettik.

Ancak Christensen’in de gözlemlediği gibi, bu aynı teknolojiler genellikle tüketici ihtiyaçlarını aşan bir yörüngede gelişme eğilimindeydi. 1973’te ilk cep telefonları iki kilogramdan daha ağırdı ve tek amaçlı cihazlardı. Bugün iPhone iki yüz gram ağırlığında, Apollo 11 uzay aracından 100.000 kat daha fazla bilgi işlem gücüne sahip ve günlük hayatımızda yüzlerce işlevi yerine getiriyor. Artık birçoğumuz için, telefonsuz bir hayatı hayal etmek neredeyse imkansız.

Tüm bunlar çok önemli, çünkü artık sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik teknolojisi, oyun platformları, kripto para birimleri, blok zinciri, NFT’ler, sanal ürünler ve daha fazlası gibi bir dizi teknolojiyle çevriliyiz. Bu süreç bizi “Metaverse” adı verilen ve dünyadaki yaşamın doğasını tam anlamıyla değiştirecek olan bir yere götürüyor.

Metaverse Nedir?

Metaverse terimi, LinkedIn kurucusu Reid Hoffman gibi insanların bakış açısını kökten değiştirmesi ile birlikte teknolojinin geleceği hakkındaki görüşleri tamamen yerle bir ettiği söylenen Neal Stephenson’un bilim kurgu romanı (1992) “Snow Crash”e kadar uzanabilir. Mümkün olduğunca basit bir şekilde ifade edersek Metaverse; sorunsuz bir şekilde geçebileceğimiz bir evren oluşturmak için tüm sanal dünyaların bir araya getirilmesiyle oluşturulan kolektif, kalıcı, paralel gerçekliktir.

Buradaki anahtar kelime ise “kalıcı”. Nasıl ki fiziksel dünya siz uyuduğunuzda çalışmayı durdurmuyorsa, Metaverse’ün sanal dünyası da benzer şekilde, kullanıcılar oturumu kapatsa bile gelişmeye ve değişmeye devam edecektir. Bunu daha da basit bir şekilde düşünmek için, her birimizin esasen bir sunucudan statik bilgileri büyük ölçüde eş zamansız bir şekilde itip çektiği günümüz internetinden farklı olarak; Metaverse kavramı bize “kalıcı” (her zaman açık) alternatif gerçeklik, insanlar, yerler ve şeyler ile tamamen “senkronize” (gerçek zamanlı) bir şekilde etkileşime geçebileceğimiz bir ortam sunuyor. Örneğin, Amerikan İç Savaşı’nı öğrenen binlerce öğrencinin Fort Sumter’daki savaşa doğrudan taşınabileceği ve onu ilk elden gözlemleyebileceği bir dünya düşünün. Benzer şekilde, Metaverse’den veri ve deneyimleri gerçek dünyaya çekebileceğiz ve onları sanal olarak fiziksel çevremize yerleştirebileceğiz.

Özünde, Metaverse çalışabileceğimiz, oynayabileceğimiz ve iletişim kurabileceğimiz paralel bir gerçekliktir. Ancak açık olmak gerekirse, bu sadece bugün kullandığımız internetin sanal bir versiyonu değil. Metaverse, günümüz internetinin tamamen yerini alan şeydir.

Kişinin herhangi bir zamanda başkalarıyla (potansiyel olarak binlerce veya milyonlarca kişiyle) gerçek zamanlı olarak etkileşime girebileceği ve deneyimlerini paylaşabileceği alternatif bir gerçekliğin yaratılması, özellikle pandemi döneminde çok işimize yarardı. Herhangi bir kısıtlama olmaksızın, dilediğiniz zaman ve istediğiniz yerde seyahat edebileceğiniz bir dünya hayal edin. Herhangi bir deneyimin mümkün ve erişilebilir hale geldiği bir dünya.

metaverse
metaverse perakendeyi kökten değiştirecek 14

Metaverse’i Kim İnşa Edecek?

Konuştuğumuz gibi, böyle yeni bir dünyanın yeni temellerini oluşturan şirketler zaten var. Örneğin, 2017’de Epic Games tarafından geliştirilen Fortnite, oyunculara, 100’e kadar oyuncunun herkes için ücretsiz son kişi olarak ayakta durduğu bir “battle royale” modu da dahil olmak üzere üç farklı oyun modunda katılmalarına izin veriyor.

2019 yılında Epic Games’in kurucusu Tim Sweeney, Fortnite’ın bir oyun mu yoksa platform mu olduğu sorulduğunda, “Fortnite bir oyundur. Ama lütfen bu soruyu 12 ay sonra tekrar sorun.” demişti. Takip eden 12 ay içinde Epic Games, Fortnite’ı kendi başına bir dünya haline getirerek gerçek dünya ile sanal deneyimler arasındaki çizgileri bulanıklaştırarak bu soruyu yanıtlamaya başladı. Örneğin, rapçi Travis Scott, Fortnite’ta 50 milyona yakın katılımcıyı çeken beş konserlik bir dizi yayınladı. Ve Epic Games, oyunu Metaverse’e açılan bir kapı olarak gören tek şirket değil.

Amazon‘un canlı yayın oyun platformu Twitch, bir grup olarak yalnızca bu yılın Nisan ayında yaklaşık 2,2 milyar saat canlı yayın içeriği izleyen 140 milyondan fazla aylık benzersiz kullanıcıyla gurur duyuyor. Örneğin 2020 sonbaharında Burberry, en son koleksiyonunun ilk çıkışını Twitch’te canlı yayınlayan ilk moda markası oldu ve 40.000’den fazla izleyici kitlesini kendine çekti. Amazon’un Metaverse’deki birincil perakende varlığı olmaya yönelik tasarımları olmadığını düşünmek saflık olur.

Roblox, 16 yaşın altındaki tüm ABD’li gençlerin yarısından fazlasının, 2020’de oynadığı başka bir çevrimiçi oyun platformu. Bununla birlikte, Roblox ve diğer çevrimiçi oyun platformları arasındaki önemli bir fark var: Roblox evreni, platform aracılığıyla sağlanan basit bir geliştirici araç seti kullanılarak kullanıcılar tarafından oluşturuluyor. Kullanıcı tarafından oluşturulan bu yaklaşımın sonucu, çok kısa bir süre içinde Roblox’un milyonlarca farklı oyun ve deneyimi bir araya getirmesidir. Bazı durumlarda en iyi içerik oluşturucular, gerçek dünyada nakit olarak yılda 1 milyon dolardan fazla kazanıyor.

2014’te VR kulaklık geliştiricisi Oculus’u satın alması ve daha yakın zamanda şu anda kapalı betada olan bir sanal gerçeklik platformu olan Facebook Horizon’u oluşturmasıyla kanıtlandığı gibi, Facebook da Metaverse’e katkı yapacağını açıkça kanıtladı. Horizon, mevcut yinelemesinde, bireylerin ve küçük grupların etkileşime girmesine ve çok çeşitli deneyimlere katılmasına izin vererek, esasen kullanıcıların Facebook’un sanal, gerçek zamanlı bir sürümüne adım atmalarına izin veriyor.

Buradaki kapsayıcı nokta, Metaverse’in herhangi bir şirket veya birey grubu tarafından değil, toplu olarak hepimiz – bireyler, markalar, teknoloji şirketleri, hükümet ve sivil toplum kuruluşları – herkes tarafından geliştirileceğidir.

Facebook, Google, Disney ve Amazon gibi şirketlerin tümü Metaverse içinde benzersiz varlıklarını ve deneyimsel platformlarını oluşturacak olsa da, hepsinin etki alanları arasında birlikte çalışabilirlik ve tüm cihaz türlerinde erişilebilirlik için bir dizi ortak protokol üzerinde anlaşmaya varması gerekecek. Çünkü Metaverse’ün gerçek vaadi, ancak bir dünyadan sorunsuz bir şekilde ışınlanabileceğimiz veya deneyimleyebileceğimiz bir evrende birleştirildiğinde gerçekleştirilebilir.

Metaverse’deki Ekonomik Değer

Sınırsız, dijital bir dünyada nasıl bir ekonomik değer yaratılır?

Fiziksel dünyada, bir nesnenin değeri, özgünlüğü, kıtlığı ve sahiplenilebilirliği gibi birkaç temel dinamik tarafından yönetilir. Şimdiye kadar internet, tasarımı gereği, temelde sınırsız ve dijital içerik arzında sınırsızdı. Ancak çoğu dijital ürünü metalaştıran da bu aynı sınırsızlıktır. Ne de olsa internet, dosya satın almak için değil, bir dosya paylaşımı aracı olarak doğdu.

Örneğin, LeBron James’in öne çıkan bir videosunun değeri nedir? Eh, sadece YouTube’dan kopyalarsak fazla değil. Sonuçta, bu konuda doğası gereği sınırlı, özgün veya benzersiz hiçbir şey yoktur. Herkes aynı videoyu indirebilir ama hiçbirimiz ona gerçekten sahip olamayız. Yine de en az bir LeBron James öne çıkan videosu, taraftarların ve yatırımcıların resmi lisanslı spor videolarının önemli anlarını satın almasına, satmasına ve takas etmesine olanak tanıyan bir platform olan NBA Top Shot’ta 230.000 doların üzerinde bir fiyata satılıyor.

Benzer şekilde, blok zinciri sayesinde, sanat, giyim, LeBron James fotoğrafı veya hatta deneyimler olsun, herhangi bir dijital varlığın artık gerçek, doğrulanabilir şekilde sınırlı ve özel olarak sahiplenilebilir olduğu bir gerçek. Bu nedenlerle, NFT olarak da bilinen bu benzersiz ve sınırlı varlıklar gerçekten de bir değer taşıyabilir. Pokémon kartları örneğini düşünün. Kartların kendilerinin neredeyse hiçbir doğal değeri yoktur. Değerlerini olağanüstü boyutlara taşıyan yalnızca belirli kartların nadirliği ve özgünlüğüdür. Aynı temel değer, artık tarihte ilk kez dijital varlıklara da uygulanabilir.

Aslında, bunu yazarken, NFT’lerin alım satımıyla neredeyse yarım trilyon dolar el değiştirdi.

Örneğin, Beeple markası altında çalışan dijital sanatçı Mike Winkelmann, yakın zamana kadar hiçbir eseri için 100 dolardan fazla para alamamıştı. Ancak 2020’nin sonlarında Winkelman, çalışmalarının bir NFT’sini 66.000 dolardan fazla sattı. Birkaç ay sonra aynı parça 6,6 milyon dolara satıldı.

Kısacası metaverse’in içerisinde satın alabileceğimiz kıyafet, mobilya, ev vb. gibi her şey yeni dünyanın ekonomisini oluşturacaktır.

Metaverse’de Perakendecilik

Perakende söz konusu olduğunda, Metaverse’de alışveriş mekanlarının (mağazalar, alışveriş merkezleri ve daha fazlası) oluşturulmasını öngörenler var. Endüstri çağı alışveriş kavramlarını ve sözleşmelerini Metaverse’e basitçe taşımak hem hayal gücünden yoksun hem de etkisiz olacaktır. Metaverse’in yaratılması, fiziksel mağazaların mevcut endüstriyel biçiminden ve işlevinden kurtulmamızı ve ışık yıllarını günümüzün en iyi dijital alışveriş deneyimlerinin bile ötesine taşımamızı sağlayacak.

Zamanla, neredeyse hepimiz Metaverse’de sosyalleşmek, öğrenmek, çalışmak ve eğlenmek için zaman harcayacağız. Bazıları, gerçek dünyayı kıyaslandığında donuk, sınırlı ve verimsiz görerek, uyanık oldukları zamanın neredeyse tamamını orada geçirmeyi seçebilirler. Metaverse’de harcanan zamanın artmasıyla, sahip olduğumuz sanal ve fiziksel varlıklar arasındaki oran önemli ölçüde artacaktır. Yani, aynı sanal haftasonunda iki farklı sanal partide aynı sanal kıyafeti kim giymek ister ki?

Metaverse’de daha fazla zaman geçirdikçe, sahip olduğunuz sanal ev, giydiğiniz sanal giysiler ve mücevherler veya kullandığınız sanal kozmetikler gibi statü sembolleri, bugün aynı gerçek dünya satın alımları ve mülkleri kadar önemli hale gelecektir. Markalar, gerçek dünya fiyatlarında sürekli büyüyen bir sanal ürün yelpazesi yaratarak bu talepten yararlanacak. Gerçekten de, gerçek dünyanın aksine Metaverse’de geçirilebilecek zamanın büyüklüğü başlı başına bir statü sembolü olarak görülebilir.

Kimse kesin olarak bilmiyor, ancak çoğu uzmanın hemfikir olduğu şey, yıllar hatta on yıllar sonra bile Metaverse’in insanlık ve teknolojinin yakınlaşmasında kaçınılmaz bir adım ve gerçeklik ile sanallığın evrimsel bir karışımı olduğu. Metaverse’in gelişmesi on yıllar alabilirken, şimdi ve gelecek günlerde bu geleceği inşa eden kuruluşlar tarafından giderek daha büyük yatırımlar yapılacaktır.

Bunların her biri, bugün kullandığımız teknolojiler ve protokollerle sınırlı olsa da, Metaverse’e doğru küçük bir adımdır. Büyüme, internette olduğu gibi, yeterli altyapı, geliştiriciler ve kullanıcılar bir devrilme noktası oluşturana kadar yavaş ve kademeli olarak gelecektir.

Akıllı markalar gerçekten de gerçek sanal mülk satın alacak ve marka varlıklarını ve deneyimlerini geliştirmek için inşaatçılar kiralayacak ve burada zamanlarını dünyalar arasında bölen tüketicilere hem dijital hem de fiziksel ürünler satacaklar. Gecikmiş markalar ve kuruluşlar, gerçek dünyada ve daha da kötüsü, eski internetin dönüşeceği gettoda sıkışıp kalacaklar.

Tiktok ve Perakendede Sosyal Ticaret Etkisi

Eğer hala işinizi Tiktok’a taşımadıysanız ciddi bir satış fırsatını kaçırıyor olabilirsiniz.

Son zamanlarda özellikle Z kuşağı tarafından yoğun talep gören ve kullanıcısı 1 milyarı aşan video paylaşım uygulaması Tiktok’un ne kadar popüler olduğunu zaten biliyorsunuz olmalısınız. Fakat yakın zamanda sosyal ticaret alanına da hızla yayıldığını da biliyor muydunuz?

Evet, Tiktok ticari anlamda da geniş kitleler tarafından sıklıkla kullanılan bir uygulama olarak hayatımızda yerine alıyor. Ağustos ayının sonlarında Shopify, uygulama içi alışverişi başlatmak için Tiktok’la ortak olan ilk ticaret platformu oldu. Bir ay sonra da benzer bir haber Square tarafından geldi ve o da uygulama ile olan ortaklığını duyurdu. 

Şu anda beta testinde olan her iki entegrasyonda, platformları kullanan işletmelerin ürünlerini platformdaki videolarda sorunsuz bir şekilde bağlamalarına olanak tanıyacak ve burada izleyiciler bir web tarayıcısını ziyaret etmek zorunda kalmadan doğrudan alışveriş yapabilme keyfini yaşayabilecek.

tiktok ve yeni entegrasyonu
tiktok ve perakendede sosyal ticaret etkisi 16

İşletme sahipleri Shopify’ın Tiktok ve Square’in web sitesi üzerinden başvurarak özelliklere erişim talebinde bulunabilir. Facebook ve Instagram gibi sosyal ağlarda da benzer alışveriş fonksiyonları mevcut ve bu özellikleri kullanan işletmeler bile, Tiktok’tan gördükleri hızlı müşteri artışıyla aralarındaki farkın gözle görülür boyutta olduğundan bahsediyor.

Shopify entegrasyonunu piyasaya çıkar çıkmaz kullanmaya başlayan San Francisco merkezli, Gen Z odaklı cilt bakım markası Juno & Co.’nun kurucusu Kyle Jiang, ”Anında tepki gördük.” diyor ve ” Tiktok’taki satışlarımız, Instagram ve Facebook’tan elde ettiğimizin 10 katı.” diyerek bu trendin kullanıcılarından olduğunu anlatıyor.

Uygulamanın Square entegrasyonunu Eylül ayının sonunda kullanmaya başlayan Michigan merkezli sıfır atık tüketici ürünleri mağazası Bee Joyful’un kurucusu Jessica Thompson, uygulamada ilk satışını yaklaşık 24 saat içinde gördü. ”Entegrasyonla birlikte videolarda öne çıkardığım ürünlerin satışlarını takip ediyorum ve satışların oldukça arttığını gözlemliyorum.” diyor. ”Özellikle, losyon çubuklarımız gibi normalde en çok satan olmayan ürünlerin daha fazla satıldığını fark ettim – ancak insanlar bunları Tiktok’ta satın alıyor.” diyor Jessica.

Elbette, özelliğin kendine ait sınırları var ve platformdaki bütün ürünleri kendi bünyesinde barındıramaz. Örneğin, Minneapolis merkezli Rae Wellness’in CEO’su ve kurucusu Angie Tebbe, Shopify entegrasyonuna kaydolduktan sonra, 18 yaş ve üstü bir kısıtlama olduğu için temel ürün yelpazesini ekleyemediğini keşfetti.

Rae Wellness markasının uygulamada tek bir ürün (vegan kolajen kapsülleri) satmasına izin veriliyor, ancak onlar uygulamayı büyük ölçüde müşterileri web sitesine ve ürünlerinin satıldığı hedef mağazalara yönlendirmek için kullanıyor.

Yine de birçok marka için izleyicilerin doğrudan Tiktok üzerinden alışveriş yapma isteği umut verici. Bunlarla beraber uygulama içi entegrasyon ile başarılı olmanın anahtarı ise, büyük ölçüde uygulamada aktif ve başarılı olmaktan geçiyor. Bunu akılda tutarak, işte Tiktok ’ta işinize yarayabilecek üç ipucu:

Gösterin, satmayın

Tiktok’un uygulama içi entegrasyonuyla başarılı olmanın temel anahtarı: Satış sahasında çok sert davranmayın.

Londra merkezli Candid Beauté markasının kurucusu Maria Wilkes, “Aslında mesele, ürünün organik olduğunu hissettirmek ve insanlara ürünü satın almalarını söylemeye çalışmak değil, daha çok onlara bunu yapmaları için bir seçenek sunmakla ilgili” diyor.

Wilkes, 46.000’den fazla takipçisi olan kişisel Tiktok hesabında Shopify entegrasyonunu kullanıyor ve burada gündelik, ön kameralı videolar paylaşıyor ve genellikle kahraman ürününün – bir kaş şekillendirici balsamın – nasıl çalıştığını sergiliyor.

Thompson, agresif satışın gerekli olmadığını kabul ediyor. “Tiktok’ta izlediğim yol satmaya çalışmıyorum, bunun size veya gezegene nasıl yardımcı olacağını paylaşıyorum.”

Ayrıca sık sık kitlesini eğitmeye yöneldiğini ve izleyicilerin daha çevre bilincine sahip olmaları için rutinlerini değiştirebilecekleri küçük yollar önerdiğini belirtiyor.

Örneğin, izleyicilerin plastik sargı yerine markanın balmumu sargılarını kullanabileceğini anlatmak gibi.

Maksimum izleyici için denemeler yapın

Thompson, “Uygulama ile ilgili eğlenceli olan şey, neyin yükseleceğini veya viral hale geleceğini bilmemenizdir” diyor. “Komik, trend olan ve bilgilendirici şeylerin bir karışımına sahip olmaya çalışıyorum.” diyor.

Tiktok’un algoritması son derece kişisel olduğu için, uygulama içi alışveriş entegrasyonlarını kullanırken içeriğinizi çeşitlendirmek (özellikle ilk başladığınızda) daha fazla satış elde etmenize yardımcı olabilir, çünkü farklı kullanıcılarına farklı videolar sunulabilir

Markaların satışları artırmanın başka bir yolu ise: Wilkes, ”trendleri ölmeden önce” takip etmek olduğunun altını çiziyor. Geniş çaplı bir müzik veya video düzenleme tekniği ile ilgili olabilen Tiktok trendleri hızlı hareket ettiğinden, Wilkes’ın platformun zirvesinde kalmasına yardımcı olan bir asistanı var ve onlara fikir verecek yaratıcı Tiktok hesaplarını sıkı takip ettiğini belirtiyor.

Organik olmasına özen verin

Herhangi bir markanın başarısı söz konusu olduğunda, özgünlük dilimize pelesenk olmuş bir kelimedir ve Tiktok’ta bu, geleneksel bir reklamdan daha kişisel veya sıradan hissettiren videolara dönüşüyor. Wilkes, takipçilerine ürünü gerçekleştirme ve işletme sahipliği yolculuğunun sahne arkasını içerik olarak sunarken, Thompson sık sık uygulamada trend olan sesli alıntılarla dudaklarını senkronize ediyor. İzleyicilerin markalarla kişisel olarak bir bağ hissettiklerinde, müşteriye dönüşme olasılıklarının daha yüksek olduğu belirtiliyor.

Arzum, Üçüncü Çeyrek Finansal Sonuçlarını Açıkladı

Arzum Elektrikli Ev Aletleri, yılın üçüncü çeyreğine ilişkin finansal sonuçlarını açıkladı.

Yılın ilk dokuz ayında 61,8 milyon TL esas faaliyet karı elde eden Arzum’un geliri Temmuz-Ağustos-Eylül 2021 döneminde 168,6 milyon TL olarak gerçekleşti. Böylece yılın 9 aylık gelirini 580 milyon TL’ye ulaştıran Arzum, satışlarını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 33,2 artırdı. Arzum’un FAVÖK (faiz, amortisman ve vergi öncesi karı) sonucu da 65,2 milyon TL olarak gerçekleşti.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Arzum Üst Yöneticisi (CEO) Mete Zadil, şirketin 9 aylık finansal sonuçlarının son derece memnuniyet verici olduğunu ifade etti.

Zadil, 2 yıla yakın süredir devam eden salgın döneminde küçük ev aletlerine ilgi artsa da Arzum’un başarısının yalnızca salgınla ilişkilendirilmesinin güç olacağını belirterek, ‘Biz stratejilerimizi çok uzun vadeli yapıyoruz. 5 yıllık stratejilerle ilerliyoruz. Bu sonuçların tohumları çok önceden atıldı. Son 5 yıldır hem Ar-Ge hem inovasyon hem de tasarım yatırımlarımızı olabildiğince yükselttik. Şimdi bu yatırımların meyvesini topluyoruz. Tabii bir de çok kuvvetli bir ekibimiz var. Yönetim ekibimiz, çalışanlarımız çok nitelikli. Çok kaliteli iş ortaklarımız var. Başarımızda onların da etkisi büyük.’ değerlendirmesinde bulundu.

– “Almanya yapılanmamızla Avrupa’daki etkinlik alanımız genişleyecek”

Mete Zadil, global satışla ilgili olarak bundan 5 yıl önce ciddi bir yeniden yapılanmaya gittiklerini belirterek 2016 yılından beri benimsedikleri bu yeni global strateji ile özellikle hedef pazarlarda önemli bir ivme yakaladıklarını aktardı.

Zadil, ‘Sürdürülebilir ve karlı global satış kanalı büyümesi için gerekli altyapı yatırımlarımızı tamamladık. O dönemden beri sağlıklı, ciddi bir büyümemiz var. Global satış rakamımız her yıl dolar bazında büyüyor. Geçtiğimiz yıl Arzum’un en önemli büyümelerinden biri globalde oldu. Kendi markamızla global satış gerçekleştiriyoruz. Bunun yüzde 25’ini Avrupa Birliği ülkelerine yapıyoruz.’ ifadelerini kullandı.

Arzum’un yurt dışı pazarlardaki konumunu daha da güçlendirecek bir strateji değişikliğine gittiklerini kaydeden Zadil, şöyle devam etti:

‘Globalden sorumlu direktörümüz 2022 yılı sene başından itibaren Almanya ofisimize geçerek batıdaki ülkeleri oradan yönetecek. Bu, bizim için çok önemli bir adım. Böylece daha yerinde ve daha konsantre bir biçimde büyüyeceğiz. Almanya’da zaten yüzde 100’üne sahip olduğumuz Arzum Europe adında bir şirketimiz vardı. Orada bir depo yapılanmamız olacak. Bu oluşumla Almanya’da müşterilerimize yerinde hizmet vereceğiz ve Arzum’u daha da güçlendireceğiz. Önümüzdeki dönemde yurt dışı pazarlarda eskiye göre daha lokal bir yaklaşımımız olacak. Son hamlemizle Avrupa pazarındaki etkinlik alanımızı genişleterek şirketimizin uzun vadeli büyüme stratejileri doğrultusunda globalde daha aktif rol oynamayı istiyoruz.”

– ‘Türkiye’deki modelimizi gittiğimiz ülkelere uygulayacağız’

Arzum CEO’su Zadil, Arzum’un şu an 43 ülkede bulunduğunu belirterek, ‘Var olduğumuz ülkelerin sayısını artırmaktan ziyade, ben o 43 ülkenin kendi içindeki derinleşmesini çok daha önemli buluyorum. Önümüzdeki dönemde o dengeye daha fazla dikkat ediyor olacağız. Bu ülkelerde daha çok var olmaya çalışacağız. Türkiye’de nasıl güzel bir iş modelimiz varsa aynı modeli gittiğimiz ülkelerde uygulamak bizim için çok değerli. İleriki yıllarda birkaç ülkede de aynen Türkiye’deki pazar paylarımıza ulaşmayı umuyorum. Türkiye’de satış sonrası, pazarlama ve markamızla var olduğumuz gibi o ülkelerde de aynı şekilde görünürlüğümüzün kuvvetli olacağını ümit ediyorum.’ ifadelerini kullandı.

Arzum’un, 55 yıllık sektör birikimiyle, tasarım ve inovasyonu odağına alarak geliştirdiği teknolojik ürünlerle güvenilir ve yenilikçi bir marka olduğunu vurgulayan Zadil, sözlerini şöyle tamamladı:

‘Gıda hazırlama, pişirme ve kızartma, sıcak içecek hazırlama, temizlik, kişisel bakım, ütü olmak üzere 6 farklı ürün kategorisinde 650 ürünümüzle milyonlarca kişiye ulaşarak dünyanın farklı ülkelerinden insanların hayatını kolaylaştırmaya devam edeceğiz. Almanya öncelikli olmak üzere Avrupa Birliği en önemli hedef pazarımız. AB’den Balkanlara kadar uzanıyoruz. Doğu tarafımızda da en yakın coğrafya olan Orta Doğu, Türk kahvesini yakından tanıyor. Bu noktada rahat diyalog kurabiliyoruz. Arzum’u tanıyor ve ülkelerinde de Arzum’u tercih ediyorlar. Kuzey Afrika’da Mısır, Fas; Uzak Doğu’da Endonezya, Güney Kore, Çin, Avustralya da eksenimizde. 2009’da Hong Kong’da Asya Pasifik şirketimizi açtık. Türk kahvesi kültürünün dünyaya yayılımını misyon edinen bir şirketiz. Arzum OKKA’larımız da Türk kahvesinin globalleşme serüvenine makineli çözüm oldu. ‘Dünyaya Türk kahvesini sevdiren marka: Arzum OKKA’ sloganımızla bunun için Avrupa’dan Amerika’ya var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.’