LC Waikiki, 1 temmuz 2022 itibari ile geçerli olacak şekilde ücret artış dönemi Ocak ayı olan tüm çalışanlarına asgari ücrete yapılan zam oranında %29,3 zam yapacağını açıkladı.
Aynı şekilde ücret artış dönemi Mart ayı olan çalışanları içinse, çalışanları ekonomik koşullara karşı desteklemek amacıyla artış dönemini Eylül ayı olarak revize etti.
Şirket içi yapılan açıklama şu şekilde gerçekleşti.
lc waikiki'den çalışanlara ara zam açıklaması 2
Bildiğiniz üzere LC Waikiki Aralık ayında maliyet artışından önce üretilen stoktaki ürünlerin satışında da müşterilere zam oranını yansıtmamış, sektörde bu anlamda beğeni ile karşılanmıştı.
Özellikle asgari ücret artışı ile birlikte, perakende sektörünün de asgari ücret dışındaki çalışanları tarafından ara zam beklentisi oldukça yüksek.
Boyner Cadde mağazası, deneyim odaklı mağazacılığı teknoloji, sanat, sürdürülebilirlik ve sporla Erenköy’de buluşturuyor. Üstelik artık Boyner Cadde mağazası Sıfır Atık Belgesi’ni kazanmaya hak kazandı.
Boyner, geçen yıl Erenköy’de hizmete açtığı mağazası ile mağazacılık anlayışına yeni bir boyut getirerek deneyim mağazacılığını Boyner Cadde’de yaşatmaya başlamıştı.
Sunduğu yaşam deneyimiyle misafirlerini özel ve evinde hissettirmeyi başaran Boyner Cadde mağazası, sürdürülebilirlik adına yaptığı çalışmalar kapsamında da İstanbul Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından sıfır atık yönetmeliğine uygun görülerek “Sıfır Atık Belgesi”ni almaya hak kazandı.
Boyner Cadde Mağazası, kaynakların daha verimli kullanılmasını hedefleyerek israfın önlenmesini sağlayan, atık oluşumunu minimize ederek atığın oluşması durumunda geri kazanımını kapsayan sıfır atık yönetmeliğine uygun görüldü.
Sanat ile sürdürülebilirliğin iç içe olduğu mağazada satış değerini kaybetmiş ürünler Deniz Sağdıç’ın ellerinde birer sanat eserine dönüşüyor. Eserlerin yanı sıra atık denimlerden ileri dönüşüm yöntemiyle tasarlanmış koltuk, lambader, sehpa ve halı gibi eşyalar da bu mağazada bulunuyor.
Boyner Cadde, karbon ayak izini de minimuma indiriyor
Boyner Cadde mağazasında aynı zamanda karbon ayak izinin minimuma düşürüldüğü bir altyapı da bulunuyor. Mağazada yağmur suları arıtılarak mağaza içindeki rezervuarlarda ve mağazanın arka bahçesinde hayat bulan dikey tarım faaliyetlerinde kullanılıyor.
Minimum atığın hedeflendiği mağazanın birçok noktasında oluşan atıkları ayrıştırarak toplayabilmek adına atık kutuları da elbette yer alıyor. Bu atık kutuları yoluyla Cam, plastik, karton gibi farklı materyallerin geri dönüşüme kazandırılması hedefleniyor.
Aynı zamanda, mağazada yer alan pil atık kutuları da doğayı korumaya destek oluyor.
Boyner’in, Lokman Hekim Sağlık Vakfı ile 2014 yılından bu yana sürdürdüğü İyiliğe Dönüştür projesi de kullanılmayan tekstil ürünlerinin yeniden değerlendirilmesini amaçlıyor.
Sosyal, çevresel, ekonomik kalkınma hedeflerine yönelik ve daha sürdürülebilir olma amacıyla hayata geçirilen bu proje kapsamında, kullanılmayan tekstil ürünlerinin Boyner mağazalarında bulunan atık kutularında toplanarak ekonomiye yeniden kazandırılmasıyla ekolojik ayak izinin azaltılması hedefleniyor.
İlerleyen günlerde Boyner Cadde mağazasının çatısına yerleştirilecek güneş panelleri ile kendi elektriğini üretmeyi de hedefleyen Boyner, sürdürülebilirlik vizyonunu mağazalarında yaygınlaştırmaya ve bu yöndeki yatırımlarına devam edecek.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Boyner Büyük Mağazacılık Üst Yöneticisi (CEO) Eren Çamurdan, sürdürülebilirliği işlerinin odağına aldıklarını, koleksiyonlarında, projelerinde, mağaza konseptlerinde, ofislerinde ve daha birçok alanda bu konuda yapabileceklerinin hep daha fazlasını yapabilmek adına çalıştıklarını belirtti.
Çamurdan, şunları kaydetti: ‘Sürdürülebilirlik felsefesinin hayat bulduğu mağazalarımızın sayısını artırmak için çalışmaya tüm enerjimizle devam ediyoruz. Boyner Cadde ile Sıfır Atık Belgesi’ni almak bizleri hem çok mutlu etti hem de önümüzdeki projelerimiz için bir motivasyon kaynağı oldu.’
E-Ticaret şirketleri gibi sektörün yeni oyuncuları klasik pazar yerinin payını her geçen gün koparıyor. Genç nesillerin satın alma davranışı, tüketici ve alışverişçi segmentasyonuna yeni, bütünsel bir bakış açısı gerektiriyor. Yani ”Klasik bakış açısı artık eskisi kadar yeterli değil.”
Yeni nesiller
2030 yılına kadar Y kuşağı ve genç nesiller, tüketici pazarındaki satın alma gücünün %30’unu temsil edecek. Yeni neslin tüketim davranışları ve pazardaki önemi şu anda bir önceki neslin davranışlarından oldukça farklı. Bu sebeple perakendeciler ve hızlı tüketim ürünleri üreticileri için satın alma kararlarını neyin yönlendirdiğini anlamak çok önemli.
Alışverişçi pazarlaması uzmanı Luc Demeulenaere, “tüketici” ve “alışverişçi” arasındaki klasik ayrımın dikkat çekici bir şekilde bulanıklaştığını söylüyor. Bu durum, gün geçtikçe artan kolaylık ve hareket halinde tüketimin yükselen önemi ile ilgili. “Tüketici akıllı telefonunu çıkardığı, ürünlere baktığı ve ‘satın al’ butonuna tıkladığı anda bir alışverişçi oluyor. Bu durum mağazadakinden tamamen farklı.”
e-ticaret, tüketici ve alışverişçi arasındaki ayrımı kaldırıyor 5
Yeni oyuncular
İnternet ve mağaza ortamının birlikte kullanıldığı çok kanallı alışveriş modelini anlamak için farklı kaynaklardan gelen bilgileri bir bütün olarak görmek gerekiyor. Yeni nesil alışverişçi davranışını inceleyen Dirk Vanderveken, “Herkes klasik ölçümlere odaklanıyor, örneğin hanehalkı ev alışverişi gibi analizlere odaklanıyor. Ancak bugünün dünyası bu değil.” diyor.
Ona göre, gıdada e-ticaretin bu kadar büyümesi geleneksel süpermarketler için bir tehdit oluşturuyor. Vanderveken gıda sektöründeki e-ticaret şirketlerini yeni oyuncular olarak tanımlıyor. “Henüz kârlı değiller, ancak bunun haritasını çıkarmamız gerek. Yalnızca süpermarket evrenine bakarsanız, resmin bir kısmını kaçırırsınız: pastanın o parçası giderek küçülüyor.” diyor.
E-Ticarette kaçırılan fırsatlar
Akıllı telefonu olan tüketiciler için geleneksel gıda perakendesinden daha fazlası var. O kadar çok seçenek var ki. Bugün, beş yıl öncesine göre kimin nereden ve neden satın aldığı sorusu çok daha karmaşık. Tüketici, misyona bağlı olarak farklı kılıklara bürünüyor: ancak tüketici ister McDonald’s’a ister Carrefour’a gitsin, aynı tüketici.
Luc Demeulenaere, gıda perakendecilerinin bazen bariz fırsatları kaçırdığına inanıyor. “Birçok kasabın artık dışarıda akıllı bir buzdolabı var, burada çevrimiçi olarak sipariş ettiğiniz ürünleri çalışma saatleri dışında alabilirsiniz. Kasaplar bu şekilde marketlerle rekabet ediyor.” diyor.
Veri kalitesi
Her şey veriler ve içgörüde bitiyor: Amazon, geleneksel perakendecileri geride bırakıyor çünkü çevrimiçi tüketicilerin ne istediğini çok daha iyi biliyor. Geleneksel perakendeciler yalnızca çevrimiçi ürün ekliyor, fiziksel mağazalarını çevrimiçi hale getiriyorlar. Bu sayede çok uluslu şirketler reklam için Amazon’a milyonlar ödüyor.
Ancak, işler farklı olabilir. Örneğin müşteri araştırması, gözlemlenen satın alma davranışına Yapay Zeka uygulanarak derinleştirilebilir. Bu şekilde, şirketler yeni tüketici-alışverişçi yolculuğunda kaybolmamak için ihtiyaç duydukları yönü kazanır.
Yakın zamanlarda birçok sektörün gündeminde kalmaya devam eden tedarik zinciri krizi, domino taşı etkisiyle hazır giyim envanterlerini de gündemin bir parçası haline getirdi. Uzmanlar tarafından bu krizin hafifleyeceği söylense de farklı gelişmeler mevcut.
Krizin hafifleyeceğini düşünenlerin tamamen gözden kaçırdığı bir durum var. İkinci envanter krizi yükseliyor ve bu sebeple bazı hazır giyim perakendecileri büyük risklerle karşı karşıya. Söz konusu şirketler, farkında olmadan kaçamayacakları bir kasırgaya doğru yelken açıyor. Bu nedenle bu işletmeler, belki 2022’de dağılmayacaklar ancak 2024 için kesinlikle bir dağılma riski yaşayacakları söylenebilir.
Birçok Hazır Giyim Şirketi Risk Altında
Dünya çapında bir hazır giyim devi olan Inditex‘in Yönetim Kurulu Başkanı Pablo Isla’nın yakın bir zamanda belirttiği gibi, dijital ve fiziksel perakendeciliğin bütünleşmesi sebebiyle mağazaların her birinde bulunan her bir envanter parçasının istikrarının sürdürülmesi zorunlu hale geldi. Kazanan perakendeciler zaten böyle düşünüyor. İkinci bir grup da bunu fena halde istiyor. Ancak üçüncü bir grup var ve bu grup hâlâ envantere öncelik vermiyor. Üçüncü grupta olan geri kalmış perakendecilerin farkında olmadıkları şey, bu eksikliği düzeltmek için düşündüklerinden daha az zamanları olduğu gerçeği.
intıdex yönetim kurulu başkanı pablo isla
Biraz daha açık olmak gerekirse belirli hazır giyim perakendecileri diğerlerinden çok daha fazla risk altında. Bu konu lüks perakendeciler için geçerli değil. Yalnızca internete odaklanmış markalar veya TJ Maxx gibi indirimciler için de geçerli değil. Ancak şaşırtıcı sayıda fazla olan özellikle orta ölçekli ‘tek markalı’ giyim işletmeleri için kesinlikle geçerli. Bu kategoride bulunan bir giyim perakendecisi için mağaza envanterlerinin hatalı verilere sahip olması, yakında sessiz ama büyük bir problemle karşılaşacaklarına işaret ediyor.
Yukarıda bahsettiklerimizden herhangi biri abartılı görünüyorsa; bir mağazanın stoklarda belirli olan bir öğesinin, gerçekten elde bulunan öğe miktarından farklı olduğunu düşünün ya da bir mağazanın stok kodlarının bir kısmının şirketin dahili sistemindeki verilerden farklı olduğunu hayal edin. Bu alışılmadık durumlar bir zincir etkisi yaratarak birçok büyük maliyetli hata doğuracaktır.
Krizi Fırsata Çevirmek
Pandemi sebebiyle birçok perakendeci geriye çekildi ve duruldu. Bu aslında istenmeyen bir durum olsa da perakendecilerin ihtiyaçlarını objektif olarak analiz etmeleri ve önümüzdeki 5-10 yıllık mücadele için kendilerini konumlandırmaları için bir fırsattı. Bu süre zarfında kendileri için gerekli olan iyileştirmeleri yapan şirketler krizi fırsata çevirmiş oldu.
Piyasadaki genel kanı, çoğu hazır giyim perakendecisinin son 18 ayı çok iyi değerlendirdiği yönünde. Peki, ‘mağaza düzeyinde envanter doğruluğu’ sorununu pandemiden önceki yıllardan beri ihmal etmiş ve hâlâ sorunu düzeltmeye başlamamış olanlar ne yapacak?
Merak edenler için, bu sorunu çözmenin ilk adımı; bir perakendecinin, tedarikçilerine gönderdiği her mal parçasına akıllı biletler veya etiketler (RFID) eklenmesi talimatı vermesidir.
rfid, (radyo frekansı tanımlama) bir nesneye yerleştirilen etikette depolanan bilgilere erişmek için kullanılır.
Açıkça söylemek gerekirse, birkaç hazır giyim perakendecisi aslında bu önemli ilk adımı pandemi sırasında attı. Bazıları, mağazalarını bile bu akıllı etiketleri okumak için gereken teknolojiyle donatarak daha da ileri gitti. Ancak mallarının etiketlenmesi için henüz düzenleme yapmamış olanlar, yatırımcıları ve alacaklıları fark etmeden işlerine önemli ek riskler yüklediler.
Maliyetler Artıyor
Bir giyim işletmesinin çevrimiçi ve mağaza içi operasyonlarını uyumlu hale getirmek beceri ve odaklanma gerektirir. Mağaza düzeyinde envanter doğruluğuna sahip olmayan perakendeciler, bu eksikliği birçok farklı şekilde pahalıya ödüyor. İşte bu sorunlardan birkaçı:
Web siparişlerinde daha yüksek nakliye ve sipariş karşılama maliyetleri
Envantere bağlı fazlalaşan işletme sermayesi
Yetersiz müşteri hizmetleri
Daha düşük mağaza işgücü verimliliği
Bir şirketin doğrudan rakiplerinden hiçbiri bu aksaklıkları ortadan kaldırmak için araçlar kullanmıyor olsa bile bu araçları kullanmak yine de finansal açıdan mantıklı olacaktır. Sizce neden bu kadar çok giyim perakendecisi son beş yılda bu yetenekleri ekledi?
Diğer yandan rakipler bu araçları kullandığında, şirket alışveriş yapmak için daha az çekici bir yer haline gelir. Mağazada alışveriş yapanlara bu kadar etkili bir şekilde hizmet veremez ve internet sitesinden alışveriş yapanlar için rakipleri kadar hızlı ve güvenilir bir şekilde ürüne sahip olamazlar.
Sektörü Ne Bekliyor?
Mağaza düzeyinde envanter doğruluğunun eksik olduğu bazı perakendecilerin üç yıl içinde (daha erken olmazsa) tökezleyeceğine ya da batacağına ikna olunmasının nedenlerinden biri, güçlü rakiplerinin bir süredir iş başında olmaları.
Nasıl ki 2020’de bu eksiklikle çalıştırmanın maliyeti 2018’de olduğundan daha yüksekse. 2023’de bu gerekliliği sağlamadan devam etmenin maliyeti, 2020’de olduğundan daha yüksek olacak ve döngü bu şekilde devam edecek.
Lider hazır giyim perakendecileri sadece pazar payını çalmaya devam etmeyecek, aynı zamanda bünyelerine yeni yetenekler eklemek ve aradaki farkı daha da açmak için gereken paraya sahip olacaklar.
Primark, geri dönüştürülmüş pamuk üreticisi Recover ile ortaklığını genişletiyor ve benzersiz RColorBlend elyafını küresel ölçekte kullanan “ilk cadde perakendecisi” oluyor.
Ortaklık, Primark‘ın geri dönüştürülmüş malzemeler içeren ürünlerini artırma taahhüdünü destekliyor ve uygun fiyatlı sürdürülebilir moda üretme tutkusunu geliştiriyor.
Düşük etkili, yüksek kaliteli geri dönüştürülmüş pamuk lifi ve lif karışımlarının küresel bir üreticisi olan Recover, tekstil atıklarını geri dönüştürülmüş liflere ve karışımlara dönüştürerek moda döngüsünü sürdürmeye yardımcı oluyor.
RColorBlend, Recover’ın tekstil atıklarından veya kullanılmış giysilerden geri dönüştürülmüş renkli elyaf ile geri dönüştürülmüş bir taşıyıcı elyafın karıştırılmasıyla üretilir. Renk doğruluğu, çevresel etkiyi azaltmak için ek boyama işlemi ve sınırlı su ve kimyasallar olmadan iki tip elyafın birlikte karıştırılmasıyla elde edilir.
Primark sürdürülebilir ürünleri 14 pazarda satışa sunacak
Primark’ın ürün yelpazesi, geri dönüştürülmüş pamuk ve polyester elyaflar kullanılarak üretilecek ve gri, mavi ve pembe dahil olmak üzere çeşitli renklerde markaya 6 sterlinlik tişörtler ve 11 sterlinlik sweatshirtler sağlayabilecek. Bu ürünler Avrupa ve ABD’deki 14 pazarda seçili mağazalarda piyasaya sürülecek.
primark sürdürülebilir spor giyim serisini piyasaya sürüyor 9
Primark Cares Direktörü Lynne Walker: “Yeniliklerimizi geniş bir pazara sunmaya devam etmek için Recover ile ortaklığımızı genişletmekten ve işlerimizde kullandığımız geri dönüştürülmüş malzeme miktarını artırma çalışmalarımızı desteklemekten mutluluk duyuyorum.”
“Moda endüstrisinde büyük ölçekte değişimin gerçekleşmesi için ortaklığa ve işbirliğine ihtiyacımız var ve daha döngüsel bir işletme olma hedefimizi desteklemek ve çevre üzerindeki etkimizi azaltmak için bu gibi ortaklıklara yatırım yapmaya devam edeceğiz.”
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Temmuz 2022’ye ilişkin tüketici güven endeksini açıkladı. Tüketici güven endeksi, temmuzda önceki aya göre yüzde 7,4 oranında artarak 68,0 oldu.
TÜİK ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) iş birliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, Temmuzda bir önceki aya göre yüzde 7,4 oranında arttı.
Haziran’da 63,4 olan endeks, Temmuz ayında 68,0 olarak kaydedildi.
Yeni bir ankete göre tüketicilerin yarısı, moda alımlarında karar verirken eko etiketleri belirli düzeylerde inceliyor.
Katılımcıların %13,1’i ise eko etiketlerle çok ilgili olduğunu belirtiyor.
Fordham Üniversitesi, Rockbridge Associates ile ortaklaşa yürütülen 500 tüketiciyle yapılan ankette eko-etiketlerle ilgili ilgi çekici sonuçlara erişildi.
moda sektöründe eko-etiketler tüketicilerin satın alma kararlarını etkiliyor mu? 12
Tüketiciler eko-etiketlere nasıl bakıyor?
Eko-etiketlere olan ilgi, öncelikle kentsel ortamlarda yaşayan genç, üniversite eğitimli ve çalışan moda tüketicileri tarafından oldukça ilgi görüyor.
Tüketicilerin yaklaşık yarısı (yüzde 46), geri dönüştürülebilirliğin, eko-etiketlerde gösterilmesini istedikleri önemli bir konu olduğunu düşünüyor. Etiketlerde aradıkları detaylar ise şu şekilde; insan ve işçi hakları (yüzde 39); kimyasal kullanım, hayvan refahı ve malzeme kullanımı (yüzde 33); ve karbon ayak izi hakkında bilgi (yüzde 31).
Çoğu tüketici (yüzde 65), bir marka etiketi, fiyat etiketi veya her ikisi aracılığıyla satın almayı düşündükleri giysilere doğrudan eko etiketlerin eklenmesini istiyor. Çevrimiçi satın alanların yüzde 44’ü web sitesinde bir sürdürülebilirlik simgesi, veya eko etiket yer alması gerektiğini düşünüyor.
En büyük zorluklardan biri, moda endüstrisinin sürdürülebilirlik konusundaki zayıf durumu. Ellen MacArthur Vakfı, küresel tekstil ürünlerinin yüzde 73’ünün asla geri dönüştürülmediğini savunuyor.
Moda endüstrisinin sürdürülebilirlik adımları ise özellikle 2022 yılı ile birlikte ciddi hız kazandı. Geçtiğimiz günlerde moda devi Inditex, tekstil atık şirketi Circ’e yatırım yaparak hammadde ihtiyacını ortadan kaldırmayı hedefleyen bir girişim başlatmıştı.
Birden fazla rapora göre Amazon.com, yasal baskıları hafifletmek için kendisine ait özel markalı ürünlerini satıştan geri çekecek.
Şirket kendi markalı ürünlerinde rekabeti engellediği için eleştiriliyor.
Amazon özel markalı olarak satışını yaptığı kendi ürünlerinin satışını durdurabilir. Şirket yetkilileri, bir medya açıklamasında, “Özel marka kanadımızı kapatmayı hiçbir zaman ciddi olarak düşünmedik ve tıpkı birçok perakende rakibimizin on yıllardır yaptığı ve bugün yapmaya devam ettiği gibi bu alana yatırım yapmaya devam ediyoruz” dedi.
Amazon özel markalı ürünleri eleştiriliyor
Bununla birlikte, Amazon’un kendi markaları, çevrimiçi alışverişteki hakimiyetinin kötüye kullanıldığı iddiasıyla ABD ve Avrupa düzenleyicileri tarafından başlatılan soruşturmaların merkezinde yer alıyor.
Amazon, arama listelerinde bazen kendi markalarına kendi pazarındaki diğer satıcılar tarafından satılan ürünler pahasına avantaj sağladığı yönünde eleştirilerle karşı karşıya kaldı. Şirket ayrıca, üçüncü taraf satıcılar tarafından satılan, en çok satan ürünleri kopyalamak için şirket içi satış verilerini kullanmakla da suçlanıyor.
Wall Street Journal ve Bloomberg, Amazon’un özel markalı ürünlerin satışından çıkış seçeneğini değerlendirdiğini bildirdi.
Özel markalı ürünler Amazon’un gelirlerinin yalnızca %1’ini oluşturuyor. Amazon mevcutta 243.000 üründe 45 ana marka altında özel markalı ürünlerinin satışını yapıyor.
2019 raporları, Amazon’un 2009’da tüketici elektroniği aksesuarlarıyla başlattığı özel marka programının çoğunun düşük performans gösterdiğini belirtiyor.
Pandemi ile e ticaret çok hızlandı, geleneksel perakendeyi çok zorladı ve bu durum devam ediyor. Bunun en önemli göstergelerinden birisi perakende için amiral gemisi olarak adlandırılan caddelerde görülüyor.
Ülkemizden bu konuda üç önemli örnek İstiklal caddesi, Bağdat caddesi ve Osmanbey olarak verilebilir. Bu bölgelerde pandemiden önce boş mağaza bulmak veya bulabilmek, “hava parası” olarak adlandırılan ve tutarı çok yüksek meblağlara çıkabilen ön tutarları ödemek ile mümkün olurdu. Bu dönem artık bitti, mülk sahipleri memnun olmasa da, bu caddelerde uzun süre kiracı bekleyen boş mağazalar artık kanıksanmış bir durum haline geldi. Hatta pandemi öncesinde bu mağazaları boş görmek neredeyse imkansızdı, hızlı bir el değiştirme ve renovasyon çalışması ile yeni marka müşterilerine merhaba derdi.
Yurt dışında da aynı durum devam ediyor, ülkemizden farklı değil. Global ölçekte perakendenin en önemli caddelerinden ikisi New York 5. Cadde ve Londra Oxford caddesidir. Özellikle Oxford caddesi bu konumunu yüzyıl öncesine dayanan bir tarihçeden alıyor. Perakendenin başkenti sayılabilecek bir konumdadır. Uluslararası markaların çoğu için o caddede (veya o bölgede diyelim) mağaza açmak, global ölçüde başarılı olmanın anahtarıdır. Ama pandemi her şeyi değiştirdiği gibi bu durumu da değiştirdi. Bu konuda dış kaynaklarda rastladığım bir yazıda yer alan bilgileri paylaşmak istiyorum. Şöyle ki cadde üstünde yer alan mağazaların son durumu ile ilgili bir çalışma yapmışlar ve durumun hiç de iç açıcı olmadığı görmüşler. Özellikle bazı global ve ünlü markaların bu caddedeki son durumunu inceleyerek kapanan mağazalar üzerinden bir inceleme yapmışlar.
Debenhams
Evet kapananların en ünlüsü Debenhams, aslında pandemiden önce finansal olarak zor durumdaydı ve yavaş yavaş sona yaklaşıyordu. Kolay değil 18. yy sonunda kurulmuş bir işletmeden bahsediyoruz. 250 seneye yaklaşan tarihi işletme pandemi ile bütün mağazalarını kapatmak zorunda kaldı. Bunlardan en ünlüsüde Oxford caddesinde yer alan “flagship” mağazaydı. Şimdi e ticaret sitesi aktif, çeşitli ülkelerdeki distribütör üzerinden çalışan mağazaları devam ediyor ama 250 yıllık hikâyenin başladığı yerler artık yok.
HMV
Müzik mağazalarının en önemlilerinden birisi de HMV’dir. Bu köşenin okuyucuları bilir, geçtiğimiz haftalarda Tower Records’ın hikayesini paylaşmıştım. HMV’de İngiltere’den çıkan önemli bir müzik perakendecisidir. Onun hikayesi biraz daha farklı, pandemiden değil ama değişen perakende alışkanlıklarının sonucu Oxford mağazasını 2019 yılında kapatmak zorunda kaldı. Özellikle “stream” müzik dinleme ve film izleme bu tür perakendecilerin sonunu hazırlayan en önemli nedenlerden biriydi.
Evet devam ediyoruz sıradaki;
Next
Hazır giyimin ünlü perakendecisi, cadde üzerindeki iki mağazasından birini kapatmak zorunda kaldı. İngiltere’nin hali hazırda en büyük hazır giyim perakendecisi olan marka da pandemi koşullarında tasarruf tedbirleri almak zorundaydı.
GAP
Bu markamız da hazır giyimin diğer bir temsilcisi GAP, pandeminin yoğun etkilediği markalardan olan GAP, İngiltere’deki bütün mağazaları ile Oxford mağazasını da kapatmıştı. Şimdilerde Next mağazaları içinde corner olarak bir çeşit dönüş yapıyor.
Topshop
Bir sonraki markada hazır giyimden, artık sadece e ticarette var olsa bir zamanların önemli markalarından biriydi. O da Oxford flaghip mağazasını geçen sene kapattı. Bu sene sonbaharda IKEA yeni konsepti ile bu lokasyonda yeni bir mağaza açacak.
House of Fraser
Bu markada önemli bir department store ama Oxford caddesindeki mağazasını kapatmak zorunda kaldı. 150 yılı aşan bir marka olmasına rağmen yoluna devam etmek için tasarruf tedbirleri almak zorunda.
Cadde de kapanan başka pek çok mağaza var. Bu durum pandeminin getirdiği alışveriş alışkanlıkları ve özellikle turiste hitap eden mağazacılık için son iki senedir çok olağan bir konu haline geldi. Başta bahsettiğim gibi her ülkede olan ve özellikle iş yaşamında büyük sorunlara yol açan bir sonuç olmaya devam ediyor.
Küresel perakende sektörünü ele aldığımız #RetailTrip serimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Almanya perakendesini gezdiğimiz geçen hafta yayınlanan yazımıza buradan erişebilirsiniz. Bu yazımızda ise her hafta olduğu gibi, RetailTrip serimizin ikinci kısmına yani Almanya perakendesinin Covid-19 etkileri ve rakamsal verilerine odaklanacağız.
Covid-19 dünyanın her yerini olduğu gibi Almanya’yı da elbette etkiledi. Almanya’daki sabit perakende on yıllık bir büyümenin ardından, Covid krizi etkisiyle 2020’de sektör olarak malesef keskin bir düşüş yaşadı. 2020 yılı ve 2021’in başında, birkaç ay boyunca mağazalar tamamen kapatıldı ve hatta bazı işletmeler, bu süre zarfında Covid-19 nedeniyle satışlarında %60’tan fazla düşüş olduğunu iddia etti. Alman müşterilerin bu zorlu süreçte mağazalara girebilmek için elbette negatif bir Covid-19 testi sunması gerekiyordu. Bu nedenle, birçok müşteri için çevrimiçi alışveriş yapmak daha cazip hale geldi.
Pandemiyle sarsılan sabit perakende paralel olarak çevrimiçi satışlarda büyük sıçramalara neden oldu. E-ticaret segmenti Covid-19’dan önce yani 2019’da Almanya’da yaklaşık 60 milyar Euro’luk bir ciro üretmişti ve 2020’de bu rakam 73 milyar Euro’ya ulaştı. Bu, 2019’a kıyasla neredeyse 14 milyar Euro veya %23’lük bir artışı temsil ediyor. Sıkı bir sokağa çıkma yasağının ortasındayken yani yılın ilk yarısında bu zaten beklenirken, yaz başında ekonominin yeniden açılmasının ardından da satışlardaki artış devam etti ve edeceği de düşünülüyor.
Günümüzde iyice içli dışlı olduğumuz bir durum haline geldi artık dijitalleşme kavramı, ve bu ilk yazımızda da bahsettiğimiz gibi sabit perakende de dahil olmak üzere Almanya’da da birçok endüstriyi ve sektörü etkiledi. Bunun sonucunda da giderek daha fazla perakendeci dijitalleşerek veya buna mecbur kalarak artık çok kanallı stratejilere yöneldi ve yönelmeye devam ediyor.
Geldiği noktaya bakacak olursak, tüm Almanya perakende işletmelerinin neredeyse %40’ının dağıtım kanallarından biri olarak bir çevrimiçi mağazası var. Şu anda, sabit perakendenin %10’dan fazlası ürünlerini eBay veya Amazon üzerinden ve yaklaşık %7’si diğer çevrimiçi perakende platformlarında dağıtıyor. Covid-19 pandemisi de işte tam bu aşamada ilgili kısıtlamalar ve önlemler ile devreye giriyor ve hali hazırda hayatımızın içinde yer etmeye çalışan bu eğilimi daha da güçlendiriyor. E-ticarete geçişi tüm dünya ile birlikte Almanya’da da hızlandırdığı yadsınamaz diyoruz.
Alman perakende gelir oranları, birkaç örnek vermek gerekirse, aralarında süpermarketler, indirim, departman ve self-servis mağazaların yanı sıra çevrimiçi perakende de bulunan çeşitli satış kanallarına dağıtılmaktadır. Son zamanlarda, özel mağazalar Almanya’da perakende gelir dağılımında en yüksek paya sahipken, bunu bir zincirin parçası olmayan indirim mağazaları ve büyük perakendeciler izlemektedir. Son güncel rakamlara bakacak olursak; Alman perakende Mayıs 2022 cirosu, bir önceki aya göre %0,6 artarak Nisan ayındaki %5,4’lük düşüşten sonra biraz toparlandı uzmanlara göre ve beklenenin aksine %0,5’lik artış tahminlerinden biraz daha iyi bir sonuç gerçekleşti fakat önceki yılın aynı ayına göre %3,6’lık bir düşüş meydana geldi.
retailtrip #4: almanya perakendesini analiz ediyoruz 25
Mevcut Covid-19 krizi, Alman ekonomisini toplamda %10 oranında küçülttü ancak bazı sektörler veya şirketler bu süreçte kazanan taraf oldu ve bu rüzgardan olumlu etkilenen Almanya’nın en iyi e-ticaret oyuncuları, geçişin ana yararlanıcıları olarak öne çıktılar. Almanya’nın en büyük perakendecisi konumunda olan Zalando, 2020’de yaklaşık 8 milyar Euro’luk rekor gelir elde etti. Zalando, siparişlerin yanı sıra web sitesi ziyaretlerinde %25’ten fazla bir artış ve aktif müşterilerinde %20’lik bir büyüme bildirdi. Aynı şekilde Amazon da birçok Alman için çevrimiçi mağaza olarak çok sayıda yeni müşteri ve bu süreçte gelir elde etti.
retailtrip #4: almanya perakendesini analiz ediyoruz 26
Virüs henüz tamamen ortadan kalkmamış olsa da yavaş yavaş gelen normalleşmeyle birlikte her açıdan bir toparlanma başlıyor diyebiliriz. Alman Perakende Federasyonu’na (HDE) göre tüketici güveni Temmuz ayında art arda beşinci kez arttı. Düşen Covid-19 enfeksiyon insidans oranları ve koronavirüsü kontrol altına almak için tasarlanan önlemlerin gevşetilmesi, iki yıl içinde en yüksek tüketici güven seviyesinin kaydedilmesine de yardımcı oldu.
2021’de Almanya’da perakendecilik, bazı satın almaların pandeminin ilk yılına getirilmesi nedeniyle 2020’de yirmi yıldan fazla bir süredir en yüksek büyümeyi kaydetmesine rağmen, daha fazla pozitif cari değer artışı kaydetti. Bir önceki yıla benzer şekilde, 2021’de perakendecilik performansı devam eden Covid-19 pandemisinden büyük ölçüde etkilendi, bu da virüsün ciddiyetine ve hükümet tarafından uygulanan kısıtlamalara bağlı olarak yıl boyunca tüketici davranışlarında önemli değişikliklere neden oldu. Önümüzdeki yıllarda da perakende satışlar ve tüketici tercihleri, bir dereceye kadar, 2022 ve sonrasındaki Covid-19 pandemisinin gelişimine elbetteki bağlı olacaktır. Hep birlikte izleyip göreceğiz.
Avrupa tarafında, Almanya perakendesinde gerçekleşenleri inceledik. Her hafta salı günleri RetailTrip başlığı altında ülkelerin perakende sektörlerini konuşmaya devam edeceğiz. Önümüzdeki hafta yeni bir ülke penceresinde görüşmek üzere.