Ana Sayfa Blog Sayfa 326

Gıda Fiyatları Daha Fazla Yükselecek mi?

Dünya Bankası‘ndan yeni bir rapora göre, Ukrayna’daki savaş, emtia fiyatlarını en azından 2024’ün sonuna kadar gıda fiyatları dahil olmak üzere tarihsel olarak yüksek seviyelerde tutacak. Hatta Dünya Bankası, bir stagflasyon çağından korkuyor.

gıda fiyatları daha fazla yükselecek mi?
meyve sebze pazarları

70’lerden Bugüne En Büyük Kriz

Dünya Bankası gıda ve enerji fiyatlarının önümüzdeki yıllarda da yüksek kalabileceği konusunda uyarıyor. 1970’lerdeki petrol krizinden bu yana emtia fiyatları bir daha hiç bu kadar keskin bir şekilde yükselmemişti, ancak şimdi savaşın etkileri ve enerji fiyatlarındaki artış gıda etiketlerini de devleştiriyor.

Rusya ve Ukrayna‘nın başlıca üreticileri olduğu gıda ürünleri ve gübreler için fiyatlar 2008’den beri en büyük artışlar olarak görülüyor.

Bu 1970’lerden beri yaşadığımız en büyük emtia şoku, gıda, yakıt ve gübre üzerindeki ticaret kısıtlamalarında keskin bir artış ile şok daha da kötüleşiyor

Gill Indermit – Dünya Bankası Başkan Yardımcısı

Bu yüzden uzmanlar bu risklerin uzun zaman boyunca hayatımızda etkilerinin olacağını söylüyorlar.

Buğday %40 Daha Pahalı

Buğday fiyatları bu yıl %40’tan fazla artacak. Bu, özellikle Rusya ve Ukrayna’dan buğday ithalatına bağımlı gelişmekte olan ekonomiler üzerinde baskı oluşturacaktır. Metal fiyatlarının 2022’de %16 artması ve 2023’te düşmesi bekleniyor, ancak hala yüksek seviyelerde kalmaya devam ediyor.

Daha az girdi kullanmak gıda üretimini ve kalitesini azaltacak

John Baffes – Ekonomist

Uzmanlar bunun kalıcı zincirleme etkileri olacağını belirtiyorlar. Enerji ve gübre gibi girdi fiyatlarındaki keskin artış, özellikle gelişmekte olan ekonomilerde gıda üretiminde düşüşe yol açabilir.

Kalıcı Gıda Fiyatları

Dünya Bankası, yükselen gıda ve enerji fiyatlarının birbirini takip ettiğini ve birbirinden ayrılamayacağını belirtiyor. Bu kadar iç içe oldukları için, bir şeylerin düzelmesi kolay olmayacak.

gıda fiyatları
meyve sebzeler

Birincisi, maliyetler o kadar artıyor ki, fosil veya daha temiz diğer enerji kaynaklarına geçmek için çok az kaynak kalıyor. Bu sebeple daha sürdürülebilir enerjiye geçiş gecikebilir. İkincisi, bazı emtia fiyatlarındaki artış, diğer emtia fiyatlarını da artırıyor: yüksek doğal gaz fiyatları, gübre fiyatlarını artırdı ve bu da tarım fiyatlarını artırdı.

Savaş aynı zamanda daha uzun enflasyona yol açabilecek daha pahalı ticaret modellerine de yol açıyor. Ukrayna’dan tahıl yok mu? Çin’e veya daha uzak yerlere bakalım. Ancak ticaretin bu şekilde yönlendirilmesi, daha büyük ulaşım maliyetleri içerdiğinden, muhtemelen daha pahalı olacak.

Beymen ‘Lighthouse’ Unvanına Layık Görülen İlk Türk Moda Markası Oldu

Beymen, global başarılarına ve ilk’lerine yenisini ekleyerek Meta tarafından ‘Lighthouse’ unvanına layık görülen ilk Türk moda markası oldu.

Beymen’den yapılan açıklamaya göre, 2021 yılının son çeyreğinde, aralarında Türkiye’den Beymen‘in de yer aldığı EMEA bölgesinden 13 marka, ‘Lighthouse’ unvanını almaya hak kazandı.

beymen1
beymen 'lighthouse' unvanına layık görülen i̇lk türk moda markası oldu 5

‘Stayin’ Alive’, dünya çapındaki rakiplerini geride bırakarak ‘Lighthouse’ unvanına layık görüldü

Topluluk ve sosyal etki, platform mükemmelliği, sonuç, sanatsallık ve yenilikçilik olmak üzere 4 farklı kategoride dünyanın en iyi yaratıcı profesyonellerinden oluşan Meta Creative Shop jürisi tarafından yapılan değerlendirmeler sonucu Beymen’in 2021-22 sonbahar/kış kampanyası ‘Stayin’ Alive’, dünya çapındaki rakiplerini geride bırakarak ‘Lighthouse’ unvanına layık görüldü.

beymen3

Beymen, bu başarıya ulaşan ilk Türk moda markası olarak ünlü Lighthouse Library’deki yerini alırken, Beymen Stayin’ Alive kampanyası da Meta tarafından ilham kaynağı ve rol model olarak dünya çapında en iyi uygulama (casestudy) olarak paylaşılacak.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Beymen Marka Direktörü Emir Alemdar, ‘Hayatın her anının paha biçilmez olduğunu hatırladığımız pandemi döneminde reklam kampanyalarımızı hazırlarken odak noktamız umut ve ilham oldu. Modanın ilham veren gücünü müziğin ve dansın enerjisi ile buluşturan 2021-22 sonbahar/kış Stayin’ Alive kampanyamız, daha önce kazandığı ödüllerin ardından bu kez global bir başarıya imza atarak Meta tarafından ‘Lighthouse’ unvanına layık görülen ilk Türk moda markası olma gururunu bize yaşattı.’ ifadelerini kullandı.

Beymen Group Pazarlama ve İletişim Genel Müdür Yardımcısı Elif Göktaş ise ‘Bu büyük gururu ülkemize yaşatmış olmak bizim için çok büyük bir anlam taşıyor. Başta TBWA\İstanbul ve Beymen Pazarlama ekibi olmak üzere yaratıcılığımızı ve heyecanımızı yansıtan kampanyamızda emeği geçen herkese teşekkür eder, başarılarının devamını dilerim.’ değerlendirmesinde bulundu.

Perakende Efsanelerim! Peki Ya Sizin Efsaneleriniz Neler?

coskun soyer ust

Merhaba, herkesin mutlu ve sağlıklı bir bayram tatili geçirdiğini düşünerek bu hafta biraz farklı bir yerden devam edeceğim. Bu hafta kişisel perakende efsanelerimi paylaşmak istiyorum. Kişisel tercihlere bağlı olarak insanların sevdiği veya gezmekten hoşlandığı mağazalar vardır. Bende müzik ve sinema üzerine kurulu mağazaları dolaşmaktan büyük keyif alırım. Müzik ve sinema üzerine kurulu iki perakende zincirini sizlere anlatmak istiyorum. Anlatacağım zincirler, Tower Records ve Blockbuster isimli iki ayrı perakende şirketiydi, maalesef artık yoklar. Tower Records’ın birçok mağazasını gezme şansım oldu. Ama Blockbuster mağazalarını hiç görmedim.

Müzik ve sinema hayatımda her zaman önemli bir yer ve zaman kaplıyor.  Lise ve üniversite yıllarımda, “internet öncesi zamanlar olarak geçen ve çocuklarımın nasıl bir yaşam olduğunu kesinlikle anlayamadığı dönemlerde”, bu konular ile ilgili müthiş bir kaynak kıtlığı vardı. Bulduğumuz her şeyi okurduk, merakla beklediğim ama yurtdışından çok nadir olarak elimize geçen dergilerden biri de “Pulse!” adında aylık bir yayındı. Pulse, Tower Records’ın ya da başka bir deyimle o zamanlar “dünyanın en büyük müzik perakendecisi olan Tower Records’ın” yayınıydı. Devamında, Londra Piccadilly’de mağazasını ilk gördüğüm zaman çeşit-bolluk vb. açısından “adamlar yapmış” diyerek içinde saatler geçirdiğimi hatırlıyorum.

perakende efsanelerim! peki ya sizin efsaneleriniz neler?

Tower Records, Russell Solomon “2018’de 92 yaşında öldü, babadan esnaf-tüccar” tarafından 1960’ların başında Amerika’da kuruluyor. Yıllar içinde pasifik kıyısından bütün ülkeye ve diğer ülkelere de uzayan başarılı bir iş modeli geliştiriyorlar. Yaklaşık 40 sene bu iş modeli ile dünyanın her yerinde büyük müzik mağazaları açıp, iyi de para kazanıyorlar. O zamana kadar müzik işini bu boyuta veya büyük zincir mağazacılık olarak yapan örnek pek olmamış. Her zaman olduğu gibi modeli ilk bulanın veya ilk başarılı uygulamanın rüzgarıyla müzik perakendeciği alanını fethetmişler. R. Solomon iyi bir organizatör veya işletmeci, çevresine aldığı adamları her zaman mağazalardan seçerek perakendenin en geleneksel kuralını uygulamış. İlginç bir anekdot; genişleme dönemi veya mağazalaşma çok hızlı olmuş, bu arada mağazaların inşaat işleri de hep akrabaları tarafından yapılmış. Bu da perakende içinde yer alan “güven duyma” kuralına yakın gözüküyor. Birçok filmde veya müzik klibinde arka planda Tower Records mağazalarını görmek mümkündür. Aklıma gelen ilk gelen veya en sevdiğim örnek, Tom Petty’nin “Into the Great Wide Open” klibinde, ki Johnny Deep ve Faye Dunaway gibi iki efsanenin eşliğinde arka plan görüntüleridir.

Son ise geleneksel perakende hikayelerinde olduğu gibi pek parlak değil, 2000’lerin başında iflas ve mağazaların kapanması veya devredilmesi, bazı ülkelerde aynı isimle devam eden mağazalar var, sebep de yıllar önce ulusal yatırımcılar tarafından devir alınması. Online olarak da 2020’den beri bir web sitesi var. Sizlere aktarmak istediğim ise bütün bunlardan ayrı olarak; perakende de mesai harcayıp bu konuda tecrübeler yaşadıktan sonra, Tower Records ile ilgili bir belgesel seyretmemin, yukarıda anlattığım lise-üniversite yıllarım ve perakende tecrübemin kesiştiği bir noktayı oluşturmasından kaynaklanıyor. Aranızda pek çok perakende çalışanı veya tecrübesi olan arkadaşım var, bu belgeseli “Tower Records – All Things Must Pass” seyretmenizi şiddetle tavsiye ederim. Perakende de başarı ve devamında bu başarının yarattığı körlükten dolayı gelen çöküşün çok iyi anlatıldığı bir belgesel olmuş. Filmden o kadar çok örnek saymak mümkün ki;

  • Mağazalaşmada yanlış ülke seçimleri, yanlış şehir/lokasyon seçimleri, mağaza büyüklüğü vb.
  • Girdikleri ülkenin özel koşullarına çok fazla dikkat etmemek veya saygı duymamak
  • Daha önce başarılı yaptıkları ama koşullardan dolayı değişmesi gereken işleri-süreçleri-uygulamaları değiştirmemek, yeni koşullara entegre etmemek.
  • Kurbağa/kaynayan su hikayesinde olduğu gibi zaman içerisinde karlılığın düşüşü-tedbir almamak vb. konularda geç kalmak. Sonuçta 40 yıllık bir süreçten bahsediyoruz.

Ve en önemlisi “bu işi en iyi yapan biziz” mottosuna çok fazla inanmaları. Markanın en güçlü olduğu dönemde internet işine yanlış giriş veya inanmadan yapma, mağaza boyutlarında değişikliğe gitmeme, internet ile gelen yeni teknolojileri görmeme veya yatırım yapmama bu “en iyi biziz” kısmını oluşturmuş.

perakende efsanelerim! peki ya sizin efsaneleriniz neler? - 2

İkinci efsanem ise “Blockbuster”, bu zincir de yine A.B.D. orijinli bir video kaset kiralama zinciriydi. Blockbuster Video olarak bilinen zincir, bir film ve video oyunu kiralama hizmetleri perakendecisiydi.

Hizmetler öncelikle video kiralama dükkanlarında sunuldu, DVD kiralama, stream vb. iş alanlarını da denediler. 1990’lar boyunca uluslararası çapta genişledi. 2004’teki zirvesinde, Blockbuster 9.094 mağazadan oluşuyordu ve yaklaşık 84.300 kişiyi istihdam ediyordu: 58.500’ü Amerika Birleşik Devletleri’nde ve 25.800’ü diğer ülkelerde ve bu ülkelerin sayısı 15’ti. Bu kadar büyük olmanın ve liderliğin getirdiği “biz en büyüğüz körlüğü” ve kötü yönetim, Netflix’in DVD kiralama işini çok daha etkin olarak başlatması ve artan rekabet Blockbuster’ın düşüşüne yol açan başlıca faktörlerdi. 2000’lerin sonlarında önemli gelir kaybı yaşadılar ve şirket 2010’da iflas koruması için başvurdu. Ertesi yıl, kalan 1.700 mağazası uydu televizyon sağlayıcısı Dish Network tarafından satın alındı ​​ve 2014 yılına kadar şirkete ait son 300 mağaza kapatıldı. Marka için kurumsal desteğin sona ermesine rağmen, Dish az sayıda franchise anlaşmasını elinde tuttu ve bazı franchise’ların açık kalmasını sağladı. En son 2019’da Batı Avustralya’da yapılan bir dizi başka kapanışın ardından Bend, Oregon, Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan yalnızca bir franchise mağazası açık kaldı. Bu mağazada bildiğim kadarıyla bir müze işlevini görüyordu.

Blockbuster’ın nasıl battığı aslında Tower Records ile aynı paralelde bir konu, yukarıdaki gibi maddeler vermek yerine size bir kitap tavsiye etmek istiyorum. Netflix kurucusu Marc Randolph tarafından yazılan “Bu iş asla tutmaz” isimli kitabı okuyun, kitapta Netflix’in olmaz denilen bir işte nasıl inatla yola devam ederken Blockbuster’ın biz en büyüğüz tutuculuğu ile nasıl battığını çok detaylı olarak anlatıyor.

Tower Records ile ilgili belgeseli veya Netflix hakkındaki kitabı okuduğunuz zaman, bunun aynısı çalıştığınız perakende markasında oldu-oluyor-olacak diyeceğiniz veya bunun aynısını zaten yaşadım diyeceğiniz birçok konu/yaşanmış olay göreceksiniz.

Müzik perakendesi ile ilgili ülkemizden efsanem ise Piccatura’dır, onun da adını anmadan bu yazıyı bitirmek olmaz. Bakırköy Tınaztepe Pasajının altındaki ufacık dükkân, benim için o zamanların Spotify’ıydı. Bütün Rock efsanelerim ile orada tanıştım. Onun da devam etmesini isterdim.

Sizde lütfen sevdiğiniz veya sizde bu da benim kişisel “perakende efsanelerim” diyebileceğiniz markalar varsa yoruma yazın…

Bu haftalık bu kadar, gelecek hafta görüşmek üzere sağlıkla kalın…

Reebok’ın Türkiye ve 12 Ülke Lisansı FLO’nun

Çok kanallı, çok markalı, dijital odaklı global bir ürün şirketine dönüşen Türkiye’nin FLO’su, spor kategorisinde yaptığı atak ile dikkatleri üzerine çekmeye devam ediyor. FLO bünyesinden çıkarak kısa zamanda büyük başarılara imza atan Türkiye’nin sneaker ve spor giyim zinciri In Street 150 mağazaya ulaştı. Kategorideki iddiasını arttıran FLO, global arenanın en güçlü spor markalarından biri olan Reebok’ın Türkiye ve yakın coğrafyadaki 12 ülke için lisans haklarını aldı.

reebok’ın türkiye ve 12 ülke lisansı flo’nun
reebok’ın türkiye ve 12 ülke lisansı flo’nun 10

Reebok’ın Türkiye ve 12 ülkedeki e-ticaret faaliyetlerinin yanı sıra pazarlama ve dağıtım süreçlerini de yönetecek

FLO Mağazacılık CEO’su Burak Övünç: “Reebok gibi global bir performans markası için tasarım ve üretim yapma hakkını almak kolay değil ama biz bunu başardık. Üstelik Reebok’ın lisans haklarını sadece Türkiye için değil, yakın coğrafyada bulunan   Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Moldova, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan başta olmak üzere 12 ülke  için aldık. Reebok’ın artık bizim portföyümüzde olmasını yalnızca şirketimiz adına değil, ülkemiz adına da gurur verici bir gelişme olarak değerlendiriyorum.”

Küresel arenada etki alanını genişletmek hedefiyle, marka portföyünü hızlı bir şekilde güçlendiren FLO, sektörde büyük yankı uyandıran çok güçlü iş birliklerini yapmaya devam ediyor. FLO, global arenanın en güçlü spor markalarından biri olan Reebok ile imzaladığı lisans anlaşmasıyla; Türkiye ve yakın coğrafyadaki 12 ülke için markanın uzun dönemli lisans haklarını elde etti. Anlaşma kadın, erkek ve çocuk ayakkabılarının yanı sıra giyim ve aksesuarı da kapsıyor. Spor kategoride Reebok ile güçlenen FLO, marka için ayakkabı koleksiyonu hazırlayacak ve üretimini yapacak. Bu koleksiyon FLO’nun Türkiye ve yakın coğrafyadaki 12 ülkede bulunan mağazalarında satışa sunulabilecek. Şirket, markanın Türkiye ve bu 12 ülkedeki e-ticaret faaliyetlerinin yanı sıra pazarlama ve dağıtım süreçlerini de yönetecek. Son yıllarda yükselen aktif yaşam ve sportif yaşam tarzı trendleri ile spor kategori tüm dünyada önemli bir potansiyel barındırıyor. Köklü geçmişi ile ikonik bir aktif yaşam tarzı markası Reebok, ayakkabı sektörünün bölgesel lideri FLO’nun yarım asrı aşkın deneyimi ile Türkiye ve yakın coğrafyada daha da güçlü bir şekilde var olacak.

FLO Mağazacılık CEO’su Burak Övünç gelişmeleri şöyle değerlendirdi: “Türkiye’nin FLO’su olarak başarıyı yakaladığımız çok kanallı, çok markalı ve dijital odaklı bir şekilde globalleşen entegre iş modelimizin önemli bir kısmı olan büyük marka ailemizle kendimizi perakendenin ötesinde bir şirket olarak konumlandırıyoruz. Bu yapılanmamız doğrultusunda en son olarak imzaladığımız lisans anlaşmamızla global arenanın en güçlü spor markalarından biri olan Reebok’ın Türkiye ve yakın coğrafyadaki 12 ülkenin lisans haklarını aldık. Yalnızca şirketimiz adına değil, ülkemiz adına bu anlaşmayı imzalamaktan gurur duyuyoruz. Reebok gibi markanın tasarım ve üretim yapma hakkını almak kolay değil ama biz bunu başardık. Reebok’ın artık bizim portföyümüzde olmasını yalnızca şirketimiz adına değil, ülkemiz adına da gurur verici bir gelişme olarak değerlendiriyorum.”

“Spor kategorisindeki potansiyeli gördük ve fırsatlarımızı en iyi şekilde değerlendirdik”

Artık Reebok için ürün tasarlayacağız, koleksiyon oluşturacağız ve üretim yapacağız. Türkiye ve yakın coğrafyadaki 12 ülkede kendi mağazalarımızda satışını yaparken, Reebok mağazaları da açacağız. Markanın e-ticaret, pazarlama ve dağıtım faaliyetlerini yürüteceğiz. Kinetix ve Lumberjack’in yanına Lotto’yu da ekleyerek spor kategorisinde iyice güç kazanmıştık. Şimdi de Reebok ile bu gücümüzü taçlandırdık. Tüm bu markalarımızla tekstil operasyonlarımızın ağırlığı ciddi şekilde arttı. Orta vadede spor tekstilin ciromuzdaki oranının %30’lara kadar çıkabileceğini ön görüyorum.  Flo olarak, artık sadece ayakkabıda değil, spor tekstilinde de önemli bir oyuncuyuz. Spor kategorisindeki potansiyeli gördük ve fırsatlarımızı en iyi şekilde değerlendirdik. Bundan sonra da her zaman olduğu gibi marka portföyümüze yeni markalara eklemeye ve hali hazırda olan lisans anlaşmalarımızı da genişletmeye devam edeceğiz.”

150 mağazaya ulaşan In Street, globalde önemli bir oyuncu olmaya gözünü dikti

Spor yaşam tarzındaki potansiyeli erkenden gören ve bu alana yatırım yapmaya karar veren FLO, çok kanallı yapısını zenginleştirmek için 2014 yılında In Street formatını hayata geçirerek, Türk perakende sektöründe örneğine pek rastlanmayan şekilde bünyesinde ikinci bir perakende zincirini konumlandırdı. Kısa sürede spor kategorisinde öne çıkarak başarıya ulaşan In Street Türkiye’nin sneaker ve spor giyim zinciri olarak anılmaya başlandı. Bugün 53 farklı ile yaygınlaşan In Street 150 mağaza ulaştı. Şirketin genç ve dinamik perakende zinciri In Street geçtiğimiz yıl yurt dışına ilk adımını attı ve hızlı büyüme ile globalde de önemli bir oyuncu olmayı hedefliyor.

Çok kısa bir süre önce ilk yurtdışı mağazasını Gürcistan’da açan In Street’in, yakın gelecek planları arasında Kuzey Afrika ülkeleri, Türki Cumhuriyetler ve Doğu Avrupa’ya yayılmak var. Mağaza metrekarelerini arttırarak flagship mağazalar açmaya devam eden In Street mağaza metrekarelerini 200’den, 300 – 350 metrekarelere çıkararak spor giyim ürünlerinin mağazalardaki ağırlığını arttırdı. In Street, 500’ün üzerinde metrekarelik daha geniş alanlarda konsepte uygun olarak hem yeni markaları hem tekstili daha geniş koleksiyonlarla müşterilerine sunmayı hedefliyor.

In Street, önümüzdeki 3 yıl içinde ciddi büyüme göstermeyi planlıyor

Dünyaca ünlü global spor markalarının moda ve trend koleksiyonlarını en uygun fiyat avantajı ile tüketicileriyle buluşturan In Street, 30 milyon civarında olan mağaza trafiğini 2022’de 40 milyona çıkarmayı hedefliyor. Pandemiye rağmen 2021 yılında 19 mağaza açılışı yapan In Street, bu yıl 50 mağaza açmayı hedefliyor. Önümüzdeki 3 yıl içinde ciddi büyüme göstermeyi planlan In Street bu yıl cirosunu yüzde 100 artırarak 1,5 milyar TL’ye ulaştırmayı hedefliyor. Şimdiden 150 mağazaya ulaşan zincirin, 2025 yılında yarısı yurt dışında olmak üzere 400 mağaza sayısına ve toplamda 5 milyar TL ciroya ulaşması ön görülüyor. 

“Spor kategorisi alışverişlerinin oranı %20’lerdeyken, pandemi sonrasında büyük bir sıçrama ile %45’lere dayandı”

Spor yaşam tarzını sahiplenen, Türkiye’nin sneaker ve spor giyim zinciri In Street için de Övünç şunları söyledi: “Türkiye’de ve küresel arenada başarısını kanıtlayan FLO mağazalarımızın yanı sıra çok kanallı bir yapıya geçerek; 2014 yılında spor yaşam tarzını sahiplenen In Street mağazalarımızın kapılarını açarak sneaker pazarına çok güçlü bir giriş yaptık.  In Street zincirimiz ile 8 yıl gibi kısa bir zaman diliminde önemli başarılara imza atarak 150 mağazaya ulaştık. In Street konseptimizle kısa bir sürede bu kadar hızlı bir şekilde yükselmemizi spor life style kategorisindeki potansiyeli çok erken bir zamanda görerek adım atmamızın bir sonucu olarak görüyoruz. Pandemi dönemi ve sonrası spor giyim ve ayakkabı tercihlerinin önemli ölçüde arttırdı. Pandemiden sonra çoğunlukla daha sportif bir yaşam tarzına yönelim oldu. Buna bağlı olarak da daha rahat sportif kıyafetler ve ayakkabılar tercih edilmeye başlandı. Pandemiyle birlikte spor hayat tarzına olan yönelim sonrasında, spor kategorisi alışverişlerinin oranı öncesinde %20’lerdeyken pandemi sonrasında büyük bir sıçrama ile %45’lere dayandı. Bizim için In Street mağazalarımızın önemi bu yönelim sonrasında daha da arttı. Biz bu kategoride daha fazla potansiyel olduğuna inanıyoruz ve buna yönelik olarak da büyüme stratejimizde önemli bir kısmı In Street kanalımıza ayırıyoruz.”

Market Siparişleri için Zamanlama Teslimat Hızından Daha mı Önemli?

Yakın zamanda market siparişleri üzerine yapılan bir üniversite araştırmasının verilerine göre, en azından sebze-meyve siparişleri için müşteriler isabetli zamanlamayı (siparişlerin belirttikleri zaman aralığında gelmesini) ve esnekliği (farklı günlerin ve gün içi aralıkların varlığını) en az siparişin hızı kadar, hatta belki daha da fazla önemsiyorlar.

Porto ve Chicago üniversitelerinden araştırmacıların yürüttüğü ve MIT üniversitesi tarafından yayınlanan çalışmada, “Müşteriler bozulabilir market ürünlerini perakendeciden teslim almak için evde olmalılar.” şeklinde belirtiliyor. “Yapılmak istenen ev teslimatları için hem perakendecinin hem de müşterinin iki taraf için de uygun olan bir teslimat saati üzerinde hemfikir olması gerekiyor.”

market siparişleri i̇çin zamanlama teslimat hızından daha mı önemli?
market siparişleri için zamanlama teslimat hızından daha mı önemli? 12

Araştırmaya göre çevrimiçi market alışverişi yapan müşteriler:

-Sipariş aralığının bir saat daha kısa olması için, yani daha belirgin bir sipariş aralığı elde edebilmek için 10.8 saat daha uzun beklemeyi tercih edebilirler.

-Siparişin tercih ettikleri bir günde gelebilmesi için ekstradan 7.5 saat daha beklemeye hazırlar.

Analiz aynı zamanda gösteriyor ki çok büyük sepetlere sahip müşteriler teslimat sipariş aralığını bir saat kısaltmak için teslimat ücretinin iki katına kadar daha fazlasını ödemeye razılar.

Araştırmanın perakendecilere yaptığı tavsiyeler çoğunlukla sipariş zamanlamalarını iyileştirmekle ilgili. Teslimatı kolaylaştırmak adına daha geliştirilmiş navigasyonlar kullanmak, çevrimiçi/çevrimdışı siparişleri daha iyi takip edebilmek için yatırımlar yapmak, hangi teslimat özelliklerinin müşteri sadakatini kazanacağını ve yeniden sipariş yapmalarını sağlayacağını eldeki verilerle analiz etmek bu tavsiyelerin önemli birkaçı.

Araştırmanın öncü profesörlerinden Nicole DeHoratius, “Analitik olarak işlerin farkında olan perakendeciler her müşterinin spesifik özelliklerine göre kişiselleştirilmiş teslimat saatleri oluşturabilirler.” diyor. “Şahsen perakendecilere şiddetli bir şekilde operasyonlarını gözden geçirmelerini ve sadece teslimat hızından ziyade; hız, isabetli zamanlama ve esnekliği kombine edecek bir optimizasyonda bulunmalarını tavsiye ediyorum.”

Coresight Araştırma şirketinin geçen sonbaharda düzenlediği bir müşteri anketine göre, hızlı teslimat bir ev teslimatı hizmeti (Gopuff, Gorillas, Getir, Jokr) seçerken düşünülen 6. Önemli kriter. Müşterilerin sadece %40’ı hızlı teslimata yüksek önem veriyor. İlk beşte ise %61’lik bir oranla düşük ücretli veya ücretsiz teslimat, %53 ile ürünlerin ücreti, %59’la stok varlığı, %45 oranla ürün kalitesi ve %43 oranla da ürün çeşitliliği bulunuyor.

McDonald’s Türkiye Katarlılara Satıldı

Türkiye lisansörlüğü 1986’dan beri Anadolu Grubu’nun elinde bulunan McDonald’s Katarlılara satıldı. Kamuyu Aydınlatma Platformu’na gönderilen bilgilendirmede, satışın 54 milyon 500 bin dolar karşılığında gerçekleştiği belirtildi.

Satış, Katarlı Boheme Investment isimli şirkete gerçekleştirildi.

Merkezi Viyana’da bulunan Boheme Investment isimli şirketin sahibinin Kamal Saleh Al Mana olduğu belirtildi.

Açıklamada, “Kamal Saleh Al Mana’nın, Katar’daki McDonald’s restoranlarının franchise işletmeciliğini yürütmekte olan şirkette ortaklığı bulunmaktadır” denildi.

McDonald’s Türkiye’nin satışı ile ilgili açıklamanın tam metni şöyle:


“Şirketimizin yüzde 100 bağlı ortaklığı olan ve Türkiye’deki McDonald’s restoranlarının franchise işletmeciliğini yapan Anadolu Restoran sermayesinin yüzde 100’ünü temsil eden payların Boheme Investment GmbH şirketine veya Türkiye’deki herhangi bir iştirakine satılmasına yönelik olarak Şirketimiz ile Boheme Investment GmbH arasında 11 Mayıs 2022 tarihinde bağlayıcı pay devir sözleşmesi imzalanmıştır.

Pay devrinin tamamlanması pay devir sözleşmesinde yer alan ön şartların gerçekleşmesine tabi olup, devrin 2022 yılının ilk yarısı içerisinde sonuçlanması öngörülmektedir.

Taraflarca sağlanmış mutabakata göre, Anadolu Restoran sermayesinin yüzde 100’ünü temsil eden payların devir bedeli, 54.500.000 USD tutarı üzerinden Anadolu Restoran’ın kapanış tarihindeki bilançosunda yer alan net borç tutarı ile pay devir sözleşmesinde tanımlanan diğer varlık ve yükümlülüklerinin netleştirilmesi ile hesaplanacak tutarın çıkarılması şeklinde belirlenecektir. Bahsedilen net borç tutarı ile pay devir sözleşmesinde tanımlanan diğer varlık ve yükümlülüklerinin netleştirilerek tenzil edilmesi ile hesaplanacak tutarın yaklaşık 5-6 milyon USD olması öngörülmektedir.

Boheme Investment GmbH, Viyana/Avusturya’da kurulu bir şirket olup Katarlı bir yatırımcı olan Kamal Saleh Al Mana’nın iştirakidir. Kamal Saleh Al Mana’nın, Katar’daki McDonald’

The North Face, Yeniden Satış Programı Kurguluyor

The North Face, yeniden satış teklifi için yeni bir web sitesi ve müşteri deneyimi sunuyor.

Outdoor giyim perakendecisi, Renewed olarak bilinen yeniden satış programını yükseltmek için yeniden satış teknolojisi sağlayıcısı Archive ve temiz teknoloji ve lojistik şirketi Tersus Solutions ile ortaklık kuruyor. 

the north face, yeniden satış programı kurguluyor
the north face, yeniden satış programı kurguluyor 14

The North Face, veri odaklı bir döngü yaratmayı hedefliyor

The North Face, Archive teknolojisini kullanarak artık yenilenen bir öğenin depoya varışından teslimata kadar tüm yaşam döngüsünü görebilecek.

Buna ek olarak, The North Face, yeniden satış için parçaları daha doğru fiyatlandırmak ve ürünlerin zamana nasıl ayak uydurduğunu daha iyi anlamak için ürün bilgilerine genişletilmiş erişimi kullanacak. Yani müşteriler ürünün geçmişini öğrenebilecek. Nihayetinde perakendeci, ürün tasarımına veri odaklı bir geri bildirim döngüsü sağlamayı amaçlıyor.

The North Face Yeni İş Modelleri üst düzey yöneticisi Nicholas Thomas, “Geçen yıl The North Face yeni çevresel taahhütlerini duyurdu ve döngüsel iş modellerimizin önceliklendirilmesi bu hedefleri gerçeğe dönüştürmenin büyük bir parçası” dedi. 

“Tersus Solutions and Archive ile ortaklık kurarak artık sınıfının en iyisi döngüsel işlemlere ve teknolojiye erişeceğimiz için çok heyecanlıyız. Tersus’un tescilli susuz temizleme teknolojisi ve yenileme uzmanlığı operasyonları yükseltirken, Archive’ın teknolojisi The North Face Renewed alışveriş deneyimini modernize etmemize ve gelecekteki yetenekleri keşfetmemize olanak sağlayacak.”

Suwen İlk Çeyrek Sonuçlarını Açıkladı

Suwen ilk çeyrek sonuçlarını açıkladı. Suwen’in net satışları bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 210,5 oranında artış göstererek 132.6 milyon TL olarak gerçekleşti.

suwen i̇lk çeyrek sonuçlarını açıkladı
suwen i̇lk çeyrek sonuçlarını açıkladı 16

Türkiye’nin en hızlı büyüyen kadın iç giyim perakende markası Suwen, 2022 yılı ilk çeyrek mali sonuçlarını açıkladı. Buna göre, Suwen yılın ilk üç ayında 132,6 milyon TL net satış elde ederek, geçen yılın aynı dönemine oranla satışlarını yüzde 210,5 artırdı.

Geçen yılın ilk çeyreğine göre Suwen’in FAVÖK tutarı yüzde 204,7 artışla, 26,9 milyon TL oldu. Suwen bu yılın ilk çeyreğinde 13,4 milyon TL tutarında faaliyet, 3,3 milyon TL tutarında net kar elde etti. Bu dönemde Türkiye’de 5, Romanya’da 2 yeni mağaza açan Suwen’in mağazalarının sayısı 144’e yükseldi.

Suwen ilk çeyrek sonuçları yanında, son 12 ayda da güçlü performans gösterdi

31 Mart 2022 tarihi itibari ile son 12 ayda güçlü bir performans gösteren Suwen’e ait rakamlar şu şekilde;

• Net satış gelirleri 449,7 milyon TL’ye,
• FAVÖK tutarı 132,0 milyon TL’ye
• Faaliyet karı 84,2 milyon TL’ye ve
• Net karı 47,7 milyon TL’ye ulaştı.

İlk çeyrek sonuçlarını değerlendiren Suwen Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Ali Bolluk yaptığı açıklamada:

“Yılın ilk üç ayında hedeflediğimiz sonuçların ötesinde bir büyüme performansı elde ettiğimiz için memnunuz. Bu performansı sektörümüzün koşulları çerçevesinde değerlendirdiğimiz zaman daha da anlamlı olduğunu görüyoruz.

Suwen’in faaliyet gösterdiği KİEP (kadın iç giyim, ev giyim, plaj giyim ve çorap) sektörünün mevsimden kaynaklı olarak en durgun seyreden dönemi ilk çeyrektir. Buna rağmen bizler beklentilerin üzerinde bir büyüme gösterdik ve 3,3 milyon TL’lik net kar elde ettik. Planlarımıza paralel olarak güçlü büyümemizi 2022 yılı boyunca sürdüreceğimize dönük inancımız tamdır.

Zaten geçtiğimiz 31 Aralık itibari ile son 12 ayın sonuçlarına baktığımız zaman sürdürülebilir ve güçlü bir büyüme çizgisini yakaladığımıza inanıyoruz. Bu manada Suwen’in hızlı büyüme çizgisini korumaya kararlıyız.

Gerek Türkiye’de gerekse de yurt dışında hedeflerimiz var. Yurt içinde ve yurt dışında yeni mağazalar açarak mağaza ağımızı genişletmeye devam edeceğiz. Yakında 2022 yıl sonu kapanış tahminimizi ve gelecek öngörülerimizi kamuoyu ile paylaşıyor olacağız.” dedi

ZARA, Online Ürün İadelerinde Müşterilerinden Ücret Alacak

  •  Zara, ürün iadelerinde çevrimiçi müşteriler için ürün başına 1,95 £ ücret alacağını duyurdu.
  • Bu hamle çevrimiçi alışverişlerdeki iade oranlarını düşürmek için gerçekleştirilecek.
zara online ürün iadeleri

Çevrimiçi alışverişlerin en önemli sorunu ürün iadeleri

Moda devi Zara, internetten satın alınan ürünleri iade etmeleri için müşterilerinden ücret almaya başladı.

The Industry Fashion’a göre, Mayıs ayının başından bu yana Zara, alışveriş yapanlardan ürünleri iade etmeleri için, ücret iadelerinden düşülecek şekilde 1,95 £ tahsil etmeye başladı.

Mağazadan satın alınan ürünler yine aynı bölgedeki mağazalara ücretsiz olarak iade edilebilecek.

Inditex’e ait Zara’nın çevrimiçi iadeler için ücret alma hamlesi, hızla artan iade oranları karşısında diğer moda perakendecileri tarafından yakından izlenecek gibi görünüyor. Çünkü çevrimiçi alışverişlerde giderek artan iade çılgınlığı tüm markalar için ciddi bir sorun oluşturuyor.

İadeler, moda perakendecileri için uzun zamandır maliyetli ciddi oranda artırıyor ve marjı etkiliyor.

İade uzmanı ReBound’a göre, çevrimiçi satın alınan her üç moda ürününden biri geri gönderiliyor . Bu, mağazadan satın alınan ürünler oranının yaklaşık iki katıdır. 

Ülkemizde de online siparişlerin en önemli sorunlarından birini yine iadeler oluşturuyor. Kim bilir, belki de ZARA’nın globaldeki bu hamlesi, moda perakendecileri için bir çözüm noktası oluşturacak.

Yeni Deneyimler Yaşatmaya Hazır mıyız? Fiziksel Mağazalarda Deneyim Perakendeciliği

kose yazar kapak2

Covid-19’unun giderek etkisinin azalması ile perakende noktaları yavaş yavaş açılmaya başladı. Bu açılmalar, geleneksel perakendeyi özlediği eski günlere döndürebilecek mi? Bu soru bu aralar herkesin kafasını kurcalıyor.

Birbiri ardına yayınlanan raporlar ve anketler ile çevrimiçi alışveriş platformları da ilk çeyreğin zararlarını açıklamaya başladılar, bunlardan en önemlisi tabii Amazon oldu.

Amazon, pandemi sırasında gördüğü talep patlamasının düşmeye başlamasıyla, yılın ilk çeyreğinde zarara uğradığını açıkladı. 31 Mart’a kadar olan üç aylık dönemde, ABD perakende devi, bir önceki yılki 8.1 milyar dolarlık kârâ kıyasla, 3,8 milyar dolarlık net zarar bildirdi, haberin detayları için linki bırakıyorum.

Dan Berthiaume’un Chain Store Age’teki yazısına göre de global çevrim içi tüketici harcamaları, 2022’nin ilk çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %3 azaldı. Bu, endeksin dokuz yıllık tarihinde kaydedilen ilk düşüş oldu.

Salesforces’a göre de bu düşüşün büyük bir kısmı tüm dünyada yaşanan enflasyon, devam eden tedarik zinciri sorunları, ekonomik güvensizlik ve devam eden Ukrayna- Rusya savaşının tüketicinin satın alma gücünü olumsuz etkilemesi üzerine oluşmaktadır.

Peki geleneksel perakendeye gelirsek; Meta, ziyaretçilerin şirketin tüm donanım ürünleriyle uygulamalı bir deneyim yaşamalarına olanak tanıyan ilk fiziksel perakende alanının açılışını hazırladığını duyurdu. 9 Mayıs’ta açılan 1.550 metrekarelik mağaza, Burlingame, California’da, Meta’nın metaverse inşa etmeye çalıştığını söylediği Reality Labs HQ’nun yakınında bulunuyor. Bu durumun teknoloji şirketlerinin de perakendeye yatırım yapmaya başladığının bir göstergesi olarak düşünebiliriz. Bu yatırımlar da bize yine perakendede deneyim yaşatmanın önemini hatırlatıyor. Son beş yılın en önemli kriteri deneyim, fiziksel perakende için ana başlık oluyor.

Perakende sektörünün (retail) içine deneyim ve eğlence’nin (entertainment) dahil edilmesi ile retailtainment kavramı geçtiğimiz yıllarda hayatımıza girmeye başladı. Herhalde bu kavramı dilimize en iyi anlatan cümle, “müşteriye deneyim yaşatmak” olabilir.

Konu ile ilgili birkaç örneği aşağıya eklemek isterim;

Canada Goose, mağazalarında “soğuk oda” adını verdiği özel bir alan içinde hem ürünlerin soğuya karşı test edilmesini sağlıyor hem de eğlenceli bu deneyimi tüketicilere yaşatarak sosyal medyada paylaşılmasını sağlıyor. Herhalde bu deneyimi online kanalında yaşatması şu an için pek mümkün değil. Canada Goose’u bir kenara bırakırsak birkaç yıl önce yerel markalarımızdan SPX bu deneyimi mağazalarda yaşatmaya başlamıştı. Belki Canada Goose’dan da önce yapmış olabilir.

soguk oda
Canada Goose

Nike yeni mağaza mağaza konsepti ile kişiselleştirilmiş ve dijital bağlantılı bir alışveriş deneyimini müşterilerine sunuyor. Mağaza camlarına koydukları bir telefon numarasıyla mağaza ile sürekli iletişim halinde olabiliyorsunuz. Yine sadece Nike member üyelerine özel ürün satışı ile de deneyimi ve sahip olmayı tüketiciye empoze edebiliyorlar. Nike by You ile de mağazada müşterilere spor ayakkabılarını özelleştirme şansı veriyorlar.

Artık sanatsal aktiviteler, müzikal deneyimler ya da yemek pişirme gibi etkinlikler perakendecilerin sık sık yapmaya başladığı çalışmalar olmaya başladı. Bu aktivitelerde de temel amaç tüketiciyi markaya dahil etme ve tabii deneyim yaşatma.

Starbucks’ın, New York’ta yer alan flagship mağazası ise tamamen bir kahve deneyimi sunmak üzere tasarlandı. Kahve çekirdekleri mağaza içerisinde kavruluyor. Kahve çekirdeklerinin, kahve barlarına geçişini sağlayan, tavanda yer alan tüpler de kahvenin tüketiciye ulaşma aşamasının yolculuğunu anlatıyor yani yine bir deneyim üzerine kurulu bir düzen.

starbucks flagship
Starbucks New York mağaza

Peki bizde bu tarz örnekler yok mu? Yavaş yavaş lokal markalarımız da bu duruma ayak uydurmaya başladı, benim ilk aklıma gelen burada House of Superstep, tüketicinin içinde yer almaktan zevk aldığı bir yere dönüşmüş durumda. Mağaza içindeki kişiselleştirme alanı, dövme sanatçıları, basketbol sahası ve İstinyepark mağazalarında sundukları kahve hizmeti de durumu başka bir yere taşıyor. Boyner gibi Eren Holding’ten de bir kahve markası çıkar mı? Bence çok güzel de olabilir.

Unutmayın yeni şeyler denemiyorsanız ve değişimi kucaklamıyorsanız bulunduğunuz alanı kaybedersiniz. Amazon, Amazon Style ile Meta Meta fiziksel mağaza ile yeni bir şeyler deniyor ve böylece hem alanlarını koruyorlar hem de büyütüyorlar, birkaç yıl öncesinde bunlar aklımıza gelir miydi?

Perakende trendleri de dahil olmak üzere bugünlerde her şey daha hızlı hareket ediyor. Bugün işe yarayan şey,  yarın yaramayabiliyor o nedenle perakendecilerin sürekli yeniliği benimsemesi ve ona göre hareket etmesi gerekiyor…

Fakat dün yeni olan bir şey bugün yeni sayılmıyor o nedenle sürekli yeni bir kavramı sunmak zorundayız. Yani deneyim yaşatan ve müşterinin gönlünde taht kuran markalar geleneksel perakende alanında da varlığını sürdürecek.

Alışveriş yapan müşteriler, mağazada bir mobil kupon kullandıklarında veya önlerindeki ürün hakkında daha fazla bilgi edinmek için bir QR kodu taradıklarında, fiziksel alışveriş deneyimini dijital olarak yaşıyorlar. Fiziksel katılım, müşteri hakkında değerli bilgiler sağladığı ve alışveriş deneyimini geliştirdiği için de marka açısından son derece önemli. Bu karma deneyimler 2022 içinde de giderek yaygınlaşacak. Tabi teknoloji bu kadar ilerlerken müşteri servisinin de son derece kusursuz olması lazım. Mağaza çalışanları önemli bir rekabet avantajı haline gelecek, mağazalar giderek daha dijital hale gelse bile, insan iletişimi başarının anahtarı olacak. Müşteriler, iyi eğitimli, ve motive satış ekibi olan mağazaları fark edecekler.

British Retail Consortium CEO’su Helen Dickinson, bu yılın ilk çeyreğinde mağaza boşluk oranlarında üç ayda bir büyük bir iyileşme görüldüğünü söyledi. “Ekonomi tamamen yeniden açıldı, daha fazla şehir çalışanı ofise geri döndü ve sokaklarda daha fazla turist görmeye başladığını dile getirdi bu geleneksel perakende adına sevindirici bir gelişme ve sanırım tüm dünyada da bu yükseliş devam edecek gibi duruyor.

O zaman yeni deneyimler yaşatmaya hazır mıyız?

Haziran ayında perakende ile ilgili farklı bir konuda görüşmek üzere herkese sevgiler.